Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Kriz tek başına gelmez

9 Ekim 2018 Salı

Hâlâ “kriz var mı” diye soran veya “Ne krizi bunların hepsi manipülasyon!” diye lafı ağzımıza tıkayan Reis’ten başka bir tek kişi kalmış olacağını sanmıyorum, artık krizin varlığından kuşku duyan yok. Ekonomik krizin önde gelen kurallarından biri de, genellikle yalnız başına gelmemesidir.
Tarihte bunun en çarpıcı örneği Almanya’dır. Almanya’da Birinci Dünya Savaşı’nın ertesinde patlak veren ekonomik kriz, beraberinde insanlık tarihinin en büyük çılgınlığı olan Nazileri iktidara getirmiştir.
Dünya başka benzeri örneklerle doludur.
Çok uzağa gitmeye gerek yok. Ülkemizde 2001 ekonomik krizi, enternasyonal bir alicengiz oyunuyla 2002’de AKP’yi iktidara getirdi. O da dış güçlerin desteği, yerli ve yabancı kamuoyunun fütursuzluğu, “yetmez ama evet”çilerin ihanet derekesine varan aymazlığıyla otoriter tek adam rejimini zaman içinde ülkenin üstüne çökertti.

***

Artık Türkiye’ye tümüyle egemen olan tek adam rejimi, şimdiye dek eşi benzeri görülmemiş türdendir.
Bu durumda, “Eh zaten yeterince otoriter bir rejim altında yaşadığımıza göre, bizde ekonomik krizin baskıcı bir rejime yol açması tehlikesi yoktur” dersek, pek doğru söylemiş olmayız. Evet, krizin zaten kendisinden önce gelip yerleşmiş olan otoritarizmi getirmek durumu yok, ama baskının derecesini artırarak yeni bir aşamaya vardırması söz konusu.
Çevrenize şöyle bir bakarak, daha da ağırlaşacak olan baskının belirtilerini görebilirsiniz.
2001 krizinin Atlantik ötesinde kurgulanmış bir manipülasyon ile 2002’de AKP’yi iktidara taşıma senaryosunda başrollerden birini oynamış olan Devlet Bahçeli, Meral Akşener’e “sonuçlarına katlanırsınız” diye seslenirken, aslında partiler arası kaba kuvvet kullanımı aşamasının başlayacağı yeni bir aşamayı haber veriyordu.
Nitekim birkaç saat sonra Akşener’in evi, durumdan vazife çıkaranlarca basılıvermişti.
İki olay arasındaki illiyet rabıtasını görmemek için kör olmak gerekir.
Meral Akşener’in Bahçeli tarafından uyarılması, evinin basılması olayının tartışmaları sürerken, artık tüm dünyanın bildiği bir simge mekân haline gelen Silivri’de de Grup Yorum davası sırasında savunman Ömer Kavili dosyada haklı çıkmaya çalıştığı” bir tartışmaya girdiği gerekçesiyle güvenlik güçleri tarafından yaka paça yerlerde sürüklenerek mahkeme salonundan atılıyordu.

***

Yargı bağımsızlığı, kuşkusuz krizden önce de darbe yemiş durumdaydı. Ama
Kavili olayı ile yeni bir aşamaya varılıyordu.
Meclis’te yeni fezlekelerin sıraya girmiş olması, bazı yeni HDP ve CHP milletvekillerine hapislik yolunun açılması da, yeni aşamanın habercileridir.
Bu gelişmeleri Cumhurbaşkanı’nın CHP’yi, HDP ile ilişkilerinden dolayı, teröre kol kanat germek ve ihanetle suçlamasının ışığında okuduğunuz zaman ortaya çok vahim bir tablo çıkıyor. İhanet suçlamasının nerelere kadar tırmanıp, ne yaptırım uygulamalarına kadar varabileceğini düşününce, insanın tüyleri diken diken oluyor.
Kızılcahamam  kampının açılışında, terörle ilişkilendirilenlerin yerel seçimlerde sandıktan çıkmaları halinde, yerlerine derhal kayyım atanacağı açıklaması da, önümüzdeki günlerde siyaset sahnesinin daha da gerginleşeceğinin bir başka habercisi.
Artık sandıktan çıkıp gelenler de yerlerinden atılabileceklerine göre, yerel seçimin de bir kıymet-i harbiyesinin kalmayacağı söylenebilir.
Aslında şaşacak bir durum yok, ekonomik kriz, siyasi krizi de yeni bir aşamaya sokarak derinleştirirken, aynı zamanda şimdiye dek, az çok korunmuş olan sandık iradesinin de artık rafa kaldırılabilmesi ihtimalini gündeme getirmiştir. Sandığın da artık kullanılmaz hale gelmesini izleyecek adımın bütün muhalifleri ihanetle suçlayıp, kitle halinde tutuklamalara gidilmesi olmayacağını kim garantileyebilir ki?
Evet, ekonomik krizler hiçbir zaman tek başlarına gelmiyorlar.

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

‘Hepimiz FETÖ’yüz abi! 14 Aralık 2018 Cum
Çanlar kimin için çalıyor? 11 Aralık 2018 Sal
Üzgünüm ama maalesef böyle 7 Aralık 2018 Cum

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Devlet Bahçeli, Meral Akşener