Köşe Yazısı

A+ A-
Deniz Yıldırım

İktidarın kriz stratejisi

10 Ekim 2018 Çarşamba

Bakan Albayrak’ın ekonominin denetimi işini Amerikan McKinsey’e verdiklerini açıklaması, iktidarın “yerli-milli siyaset” stratejisini epey zora soktu. Konu yayıldı, tartışıldı. Erdoğan yaklaşık 10 gün bekledi ve sonunda partisinin kampında hem Albayrak’ı hem de Bahçeli’yi boşa düşürecek şekilde anlaşmayı yok saydı. Aynı konuşmada, eksik bir fotoğrafla İsmet İnönü tartışması ortaya atarak da “asıl CHP milli değil” gündemi oluşturmaya yöneldi yeniden. Savunmadan çıkış, muhalefeti ise yeniden savunma haline itiş için beklenen hamleydi, şaşırtmadı. Bir yandan da tabana tek adamlık rejiminin aslında yanlışları düzeltmek adına ne kadar iyi olduğunun mesajı verildi: “Diğerleri hata yaptı, yine Reis düzeltti”. Mesaj genel olarak budur.
Şunun altını çizmeliyiz: McKinsey tartışması iktidarın gündem oluşturma kapasitesini bir süre krize soktu. Erdoğan için bu öyle kolayca kabul edilecek bir şey değil. Önümüzde yerel seçim var ve Erdoğan bu sürece gündemini muhalefetin oluşturduğu bir zeminde girmek istemez. İkincisi, iktidarın derinleşen ekonomik krizi, günden güne etkisini halkın hayatında hissettiren zamları, işsizliği, geçim sıkıntılarını çözebilecek bir somut reçetesinin olmadığı açık. Bu olayda da görüldü. Ekonomi denetiminin Amerikan şirketlerine verilmesi, kriz derinleştikçe “biz yapmadık, Amerika yapıyor” türü, sorunun iktidarla değil “dış güçler”le ilişkili olduğu açıklamasını merkeze koyan siyaseti ve bu temelde de halkın “yerli-milli ikinci kurtuluş savaşı”na desteğe çağrılmasına dayalı stratejiyi zora sokacaktı. Sezildi.
Bu, muhalefet güçleri için bir başarı sayılır mı? Sayılabilir. Dolaylı yoldan. Erdoğan, muhalefet istedi diye değil, ama muhalefetin kurduğu eleştirel gündemin kendi tabanını da etkileme potansiyeli taşıdığını gördüğü için geri adım attı denilebilir.
Ama bu “başarı” yetmez. Somut, maddi ve gündelik sorunların hiç olmadığı kadar öne çıkmaya başladığı ve parti adındaki “adalet” vaadini zaten kaybetmiş iktidarın şimdi de “kalkınma” vaadinin boşa düşeceği bir dönem geliyor. İktidar, krizi yönetemediği için algıları yönetmek istiyor. Zamların pazardaki gariban satıcıdan kaynaklandığını, bakkalın ekmeği pahalı satmak istediğini, pahalılığın kendileri dışından geldiğini söylüyorlar. Yani geçinemeyen çalışan çoğunlukla maliyetleri artan, iflasın eşiğindeki küçük üreticiyi, esnafı birbirine kırdırarak. Bu sayede Saray harcamaları görülmesin, bu sayede milyar dolar sahiplerine vergi düzenlemeleri bilinmesin, bu sayede geçiş garantili, dövize bağlanmış kamu ihaleleri tartışılmasın diye… Kriz yok, hepsi psikolojik. Ama var diyorsanız da dışarıda Amerika’dan, içeride pazarcıyla fırıncıdan. Açıklamaları budur. Halk desteğini tutmaya yeter mi? Belirlemek muhalefet güçlerinin elinde.
Öyleyse buna karşı ne yapmalı?
Birincisi, muhalefet aktörleri zam haberciliği hatasına düşüyor. Yanlış. Krizi zaten çarşıda, pazarda halk yaşıyor; cebinden biliyor. Halka krizin nasıl yaşandığını anlatmayın. Krizi çıkaranların krizi çözemeyeceğini anlatmak, buna dayalı bir siyaset hattı kurmak, alternatifi oluşturmak, çözüm sunmak gerek. Bu siyasal muhalefet işidir.
Toplumsal muhalefet içinse sahaya inip işsizliğe, zamlara ve pahalılığa karşı sosyal dayanışma örgütlenmeleri geliştirmek, sıradan sorunlara dokunarak slogan siyasetinden kurtulmak için fırsat bu. Her türlü baskıya, engele rağmen mümkün.
İkincisi, Erdoğan’ın Saray’dan kurmak istediği gündeme yanıt yetiştirmek, buraya sıkışmak hata. Çok cazip ama buna kapılmadan halkın gerçek gündemini politikaya taşımak gerek. Kimlikler ve algılar tek başlarına ekmek değildir, yenmez; su değildir, içilmez.
Somut, hayati ihtiyaçlarla hâkim ideolojiler arasında uyum bozulmaya başladığında ekmek ve onun siyaseti konuşur. Ekmek zammını önlemek için iktidarın verdiği canhıraş mücadeleye bakmak yeter. Bu yüzden iktidar, gündemi ekonomiden, ekmek kavgasından, geçim dertlerinden koparmaya çalıştıkça, ekmek (ekonomi) ile hürriyet mücadelesini (siyaset) kaynaştırmak, Saray’ın öncelikleriyle halkın öncelikleri arasındaki uçurumu görünür kılmak ve ülkemizi bu darboğazdan çıkaracak bir programda ısrar etmek gerek. Yeni siyaset, hayatın dayattığı ihtiyaçlarda saklı.

Tümü Deniz Yıldırım - Son yazıları

İzmir’in dağları, ülkenin kaynakları 24 Ağustos 2019 Cmt
‘Karar gücü’ 21 Ağustos 2019 Çar
İki adam rejimi 17 Ağustos 2019 Cmt

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

İsmet İnönü