Barış Terkoğlu

Mesele ant değil, sen hâlâ anlamadın mı?

22 Ekim 2018 Pazartesi

- “Tabiiyetinde bulunduğum her türlü devlet tabiiyeti ve egemenliğini reddettiğime; bundan böyle ABD Anayasası’nı ve yasalarını iç ve dış düşmanlara karşı savunacağıma; ABD’ye bağlılık ve sadakat göstereceğime; kanunun gerektirdiği hallerde ABD ordusuna hizmet vereceğime...”
Türkiye gazetesi patronu Mücahid Ören de, büyükelçi atadıkları Merve Kavakçı da ABD vatandaşı olurken böyle ant içmişti.
“Elimizde Kuran, kalbimizde iman, Müslümanız Müslüman, yaşasın İslam!”
Geçen yıl, dincilerin kontrolündeki bazı okullarda çocuklara bu ant okutuluyordu. Görüntüleri çıkınca, Meclis Başkanı’na soruldu. “Özel yaşam” dedi.
Görülüyor ki ant içmeye karşı bir alerjileri yok!
“Üstadına Allah’tan daha fazla teslimiyet göstermeyen asla mürid olamaz.”
Menzilcilerin çevirdiği “Tezkiretü’l Evliya” kitabındaki satırlar böyle.
“Mürid, mürşidin her emrini, hatta başının kesilmesini dahi emretse, geciktirmeden hemen yerine getirir.(...) Mürid, Cenabı Hakkın kendisini, adeta mürşidi için yarattığına inanır.”
Aynı yayınevinin Halidiyye Risalesi’nde de bu yazıyor.
“Aman efendim eski eser, sadece çevirdik” demesinler! Bunlarla mürid yetiştiriyorlar, putlaştırdıkları gavslarının eteklerini öptürüyorlar.
Görülüyor ki “varlığım Mercedes’le gezen şeyhime armağan olsun” demekle sorunları yok!
Dertleri başka...

Reşit Galip devrimciliği
“Nerelisin?”
Cevabı en zor sorudur.
Diyarbakır’da dünyaya gelmiş bir anne ile Urfa’da gözünü açmış babadan İstanbul’da doğunca verdiğim yanıt kimseyi tatmin etmez. Hele önceki kuşaklar konuşulunca işler daha da karışır.
Öyleyse soralım: Memleketinizi ya da ulusunuzu seçebilir misiniz?
“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre değil, kendi seçtikleri koşullar içinde değil, doğrudan karşı karşıya kaldıkları, belirlenmiş olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar” diyor Marx.
Cumhuriyet’in ilk kuşağı için de “yazdıkları tarih” böyleydi.
Memleketleri, hem zorunluluk hem de seçimleriyle yarattıkları vatandı.
Balkanlar’dan sürülen, Orta Asya’dan atılan, Arap çöllerinde vurulan bir kuşağın elinde son toprak Anadolu, önlerindeki gerçekçi çözüm ise ulusçuluktu.
Yandaşlardan okursanız (ki “ruhi yapısı şüpheli” dediler) onun bir akıl hastası olduğunu sanabilirsiniz. Aksine “öğrenci andı”nı yazan Reşit Galip, tutarlı, inatçı ve inançlı Cumhuriyet devrimcisiydi.
Sorsanız “elit” diyorlar. 41 yaşında zatürreeden demir bir karyolada öldüğünde, cebinde 5 lira vardı. Atatürk destek olmasa, ailesi ortada kalmıştı.
Sorsanız “tepeden inmeci” diyorlar. Oysa lakabı “Köycü Reşit”di. Birbirlerinden habersiz, Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken,
o ise Kütahya’nın köylerine gidiyordu. 14 doktorla kurduğu “Köycüler Cemiyeti” tedavi ettiği köylülerle işgale karşı direnişi örgütlüyordu.
Sorsanız “ırkçı” diyorlar. Nazilerden kaçan Yahudi bilim adamlarına üniversiteleri açan, bu yüzden tutucu bürokrasiyle kavgayı göze alan kişiydi.
Sorsanız, “baskıcı” diyorlar. Atatürk’le “bu milletin sofrası, beni kaldıramazsınız” diye tartıştıkları biliniyor da nedeni pek bilinmiyor. Zira, kendinden önceki Eğitim Bakanı’nın kızlar için hazırladığı kıyafet genelgesine “bu bir geriliktir, inkılaplardan en mühimi kadınlara verilen haklardır” yanıtını verecek kadar özgürlükçüydü.
Sorsanız, “tutucu” diyorlar. Atatürk’e “devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum” diyecek kadar devrimci, kadınları tiyatro sahnesine çıkarmayan yöneticilere karşı “bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” diyecek kadar eşitlikçi, Darülfünun’dan üniversiteyi yaratan ilerlemeciydi.

 
Reşit Galip’i anlayın
İlk kez, sabah okula giden kızının eline vererek okuttuğu “öğrenci andı” neydi?
Doğduğu Rodos’tan kayıkla Anadolu’ya kaçmak zorunda kalmış Reşit Galip’in kuşağının son yurdunu “özünden çok sevmek” için verdiği sözdü.
Kafkasya’dan Şam’a, genç yaşında sayısız cephede bulunmuş Doktor Reşit’in “ileri gitme ülküsü”ydü.
Sultanlara kulluk etmek yerine, varlığını milletin varlığına armağan etme iradesiydi.
Okursunuz ya da okumazsınız.
Andımız bahanesiyle Cumhuriyet devrimlerine karşı yan yana gelen dincileri, liberalleri, etnikçileri görün!
Reşit Galip aleyhinde “üniversiteyi Yahudi hocalarla doldurdu”, “Yahudi okulunda okudu” gibi her türlü çamuru piyasaya süren Mustafa Armağan’ın FETÖ yayınlarının kalemi olduğunu unutmayın!
Yugoslavya ya da Suriye boğazlaşması örnek olsun; sınırsız ve imtiyazsız bir dünyanın tohumlarının, ortaçağ kalıntılarında değil, Cumhuriyet devrimciliğinde olduğunu hatırlayın!
Cephelerde solan ciğeri, biri 17 yaşında intihar eden üç kızının büyüdüğünü görmeye yetmeyen Reşit Galip’e ant yazdıran tarihi anlayın!