Yazgülü Aldoğan

Bunun adı ‘Sivil Ölüm’

25 Ekim 2018 Perşembe

Son yazımda bu konuya devam edeceğim demiştim. Çünkü söylenecek söz bitmedi. KHK’lilerden ve maruz kaldıkları “infaz”dan bahsediyorum. İnsanın ya başına gelmesi lazım, Allah korusun, ya da başına gelenlerden birebir dinlemesi, araştırması lazım. Ben bildiğimi zannediyordum, buzdağının üstünü biliyormuşum. Geçen hafta Cem TV’deki televizyon programı dolayısıyla konunun içine dalınca okyanusta boğuluyorum sandım! Konuklarımızdan İştar Gözaydın, hukuk profesörü, din ve devlet işleri konusunda uzman. Alevileri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verdikleri dosyada savunmuş, hukuk dersleri verdiği Gediz Üniversitesi, “FETÖ”cü kabul edilip kapatılınca da kendisini savcı karşısında bulmuş, hiç beklemediği bir biçimde tutuklanmış, üç ay yattıktan sonra serbest kalmış. Ama o arada da pasaport da gitmiş, herhangi bir üniversitede çalışma hakkı da. Suçu yok, ceza almamış. Ama insanca yaşama hakkı alınmış elinden. Bir hukukçu olarak bu durumu “Sivil Ölüm” olarak niteliyor, tüyler ürpertici değil mi? Hâkim kendisi hakkında “Suç işleme potansiyeli var” gibi bir cümle kullanmış! Yani niyeti kötü. Bunun da nedeni herhalde, “Barış bildirisine imza attınız mı” sorusuna “Atmadım, çünkü haberim olmadı. Olsaydı muhtemelen atardım” demiş olması! Barış istemek hep suç oldu bu ülkede. Barış Akademisyenleri, 1500 kişi, yargılanıyor. Sonra da “Niye Türk üniversiteleri ilk yüz arasında değil?” Sonuncu olmadıklarına şaşırmıyor da.

Beraat etmek neye yarıyor?
Duruşmalarını uzaktan da olsa izlediğim uzman çavuşlar var; 15 Temmuz gecesi, hain FETÖ’cülerin kandırmasıyla, “Valiliğe terör saldırısı var, güvenlik alınacak” emriyle araçlara binip Sakarya Vilayeti’ne gidiyorlar, ortada ne saldırı, ne terör var. Olayı anlamaya çalışırken halk geliyor, durumu kendilerine anlatan da oluyor, linç etmeye kalkan da. Onlar polis karakoluna giderek silahlarını teslim edip nasıl bir komploya kurban gittiklerini anlatıyor. Sabaha kadar bekliyorlar. Sabah TEM geliyor, sonra dayak, darp, gözaltı, tutuklama! Aileleri de ayrı bir kâbus yaşamış: Bir kısım manyak o gece askeri lojmanlara saldırmış, “kadınlar ganimetimiz, bize verin” diye. O korkular sürmüş 25 ay: Kocalar içerde, aileleri dışarda dışlanmışlık, parasızlık, mahkeme derken beraat! Mutluluk gözyaşlarına, kendileri gibi aynı durumda olan ama her nedense beraat edemeyen arkadaşlarına duydukları üzüntü ekleniyor. Bir başçavuşun “Ben FETÖ’cü değilim, beni onlarla aynı koğuşa bari koymayın” feryatları kulaklarında çınlarken. Hiçbir suçları yokken başlarına gelen bu kâbus bitti mi? Sadece özgür kaldılar. İşlerine geri dönemiyor, başka işe giremiyorlar, kararda beraat yazıyor ama sicilde KHK! Boşu boşuna yattıkları süreyi kimse tazmin etmiyor. Neydi suçları? Emre itaat mi? Onlar Güneydoğu’da, terörle mücadele için dağda bayırda canları pahasına çatışırken kimse emre itaat etmelerini sorgulamıyordu?

Milletvekilleri KHK’li
Bugün TBMM’de KHK’li olan 10 milletvekili var. Aday olduklarında Yüksek Seçim Kurulu sakınca görmemiş. Seçilmişler, yemin etmişler, vekil olarak görev yapıyorlar. Ama özgeçmişlerinde KHK’li olduklarını yazmış olmalarına rağmen idare bunu çıkarmış! Öyle ayıp bir şey bu yani. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İnsan Hakları İzleme Komisyonu üyesi olarak KHK’lilerle ilgileniyor. Onun sosyal medya hesaplarına gönderilen mesajları iki gün izleseniz kanser olursunuz! Meslekten ihraç edilen hâkim, doktor, mühendis, ne iş olursa yaparım diyenler, bari çocuğuna ilaç isteyenler... Ve maalesef “KHK’lilerin Oluşturduğu Hak İhlalleri Komisyonu” kurulması teklifi AKP’lilerin oylarıyla reddediliyor. Tabii ki yandaş medyada bunlar yer almadığı gibi bazı haberler de yanlış veriliyor; örneğin CHP’nin “Erken emeklilikle ilgili yaşa takılanlar” teklifine HDP’nin HAYIR dediği de doğru değil diyor Gergerlioğlu. AKP ve MHP oylarıyla reddedilmiş bu teklif. Hangi birini anlatsak, sorunlar bitmiyor ki! Geçenlerde Mustafa Önsel çok güzel özetledi: Darbeciler, yanlarına alt kademeden gerçek FETÖ’cüleri almıyor. Hiçbir şeyden haberi olmayan erler, öğrenciler, çavuşlar, küçük rütbeli subaylar bu hengâmede harcanıyor. Zaten FETÖ’cü olanlar çoktan itirafçı oldu, az bir cezayla kurtuldu. Ötekilerin itiraf edecek bir bilgileri olmadığı için, kışladan dışarı çıkmamış olsa bile müebbet '61ldı. Bakın “Andımız”ın yeniden okunup okunmayacağı konusunu tartışmaya bayıldınız ama asıl dağ gibi sorunları kimse konuşmuyor. Türkiye, bu kadar haksızlığa uğramış insan varken asla iç barışı sağlayamaz, pislikleri halının altına süpürmek işe yaramıyor.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları