Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Parasal Genişlemeden Kazananlar, Kaybedenler...

20 Kasım 2013 Çarşamba

Amerika’da Fed başkanlığı görevine hazırlanan Janet Yellen, tüm piyasa oyuncularını heyecanlandıran açıklamalarda bulundu. Mevcut ekonomik durgunluğun sürmesi göz önünde bulundurulduğunda, Ben Bernanke döneminde başlatılan parasal genişleme operasyonlarına devam edilmesi düşünülmekteydi. 2008 güz aylarında başlatılmış olan söz konusu operasyonlar günümüzde ayda 85 milyar dolar düzeyinde varlık satın alımları ile sürdürülmektedir. Adına “miktar kolaylaştırması” (QE) denilen bu para basma (helikopterden piyasalara para atma) işleminin en azından 2014 süresince de devam edeceği anlaşılmakta.
Söz konusu rakamın boyutunu daha iyi anlayabilmek için Fed’in satın almış bulunduğu finansal varlık stokunun 3.6 trilyon dolara ulaştığını; bu rakamın da Amerikan milli gelirinin yüzde 20’sini aştığını vurgulayalım. Daha dört yıl önce, 2009’da Fed’in varlık stoku sadece 500 milyar dolar idi. Dört yıl içinde Amerika’dan tüm küresel piyasalara aktarılan 3 trilyon dolarlık sıcak para, tüm dünyada faizlerin neredeyse sıfırlanmasına ve çılgın bir borçlanma temposuna dönüşmüş idi. Tarih, bu çılgın parasal müdahale sonucunda ulaşılan “sıfır faiz”, “ucuz kredi” ve yol açacağı spekülatif köpüklerin reel maliyetlerinin ne olacağını ve bu maliyetleri ileride kimlerin, nasıl ödemek zorunda kalacağını gösterecektir. Fakat soru “kim için” noktasındaysa, mevcut uygulama altında şu ana kadar kimlerin kazançlı ya da zararlı çıktığı sorusu da önem kazanmakta.
QE operasyonundan kazananlar ile zarar görenlerin karşılaştırmasını içeren bir çalışma McKinsey Enstitüsü tarafından yayımlandı. (*) McKinsey’in bulgularına göre parasal genişlemeden en kazançlı çıkan kesim, merkezi hükümetler oldu. Faizlerin sıfırlanmasıyla birlikte, borçların çevrilmesi ve ucuza servis edilmesi olanağına kavuşan hükümetler (ki buna Türkiye’nin de dahil olduğunu söyleyebiliriz), bütçelerinde faiz harcamalarında tasarruf olanağı elde ettiler. Amerika’da bu kazanç 2007-2012 arasında birikimli olarak 900 milyar dolar, İngiltere’de 120; AB-Avro bölgesinde ise 360 milyar dolara ulaşıyor.
Parasal genişleme sonucunda, finans dışı şirketler kesiminde de, aynı süreç aracılığıyla faiz yükünün azalmasından kaynaklanan kazançlar söz konusu: ABD’de 310, İngiltere’de 120, AB’de 280 milyar dolar. Öte yandan, yaygın kanının aksine bankacılık kesimi sadece ABD’de kazançlı, diğer iki ekonomide zararlı gözüküyor. İlginç olan bulgu ise hane halklarının (kabaca tüketiciler ve tasarruf edenler diyelim) parasal genişleme boyunca kayba uğramı olması. ABD’de hane halklarının birikimli kaybı 360; İngiltere’de 110; AB’de ise 160 milyar dolar olarak hesaplanmakta. Bu bulgu şaşırtıcı; zira QE programlarının ana amacının özel şahısların kredi taleplerini ve tüketim harcamalarını uyarmak olduğu biliniyor.
Raporun açıklamasına göre bu bulgu hane halklarının faiz gelirlerinin düşmesi nedeniyle, özellikle Amerika’da emeklilik fonlarından elde edilen toplam gelirin kayba uğramasının doğrudan sonucu. Dolayısıyla, şahısların “tasarruf edici” ya da “borçlanıcı/ kredi kullanıcı” konumda olmalarına bağlı olarak faizlerin düşmesinden olumlu ya da olumsuz biçimde etkilenmesi söz konusu olmuş. Örneğin, “gençler” çoğunlukla borçlanıcı konumunda oldukları için hane halkları kümesi içinde kazançlı çıkan kesim arasında yer almakta.
McKinsey’in QE programlarının 2007- 2012 arasındaki uygulama sonuçlarından kimlerin, nasıl etkilendiğine ilişkin bulguları aşağıdaki tabloda özetlenmekte.

Parasal Genişleme Altında Birikimli Gelir/Kayıplar(Milyar US$)
ABD İngiltere ABD
Avro Bölgesi
Merkezi Hükümet 900 120 360
Finans dışı şirketler 310 120 280
Bankalar 150 -40 -230
Sigortacılık ve emeklilik fonları -270 -60 -130
Hanehalkları -360 -110 -160
Dış dünya -480 -80 -150

Kaynak: McKinsey Institute, http://www. mckinsey.com/insights/economic_studies

McKinsey, faizlerdeki ucuzlamanın uzun dönemde sürdürülemeyeceğinin ısrarla altını çizmekte. Nitekim, konuyu tartışan birçok uzman da Fed’in 2016’ya ilişkin öngörülerinde işsizliğin yüzde 5.5, enflasyonun yüzde 2 ve faizlerin yüzde 2 olan bileşeninin tutarlı olmadığını ve enflasyon veya faiz oranlarında bir ivmelenmenin kaçınılmaz olacağını vurgulamakta.
McKinsey, yüksek dünya enflasyonu ya da pahalılaşan kredi tehdidinin özellikle “gelişmekte olan yükselen piyasa ekonomileri”nce kaygıyla izlendiğini belirtiyor. Raporda bu tehditten en çok etkilenecek olan kırılgan ülkeler ise şöyle sıralanıyor: Türkiye, Güney Afrika ve Doğu Avrupa

*McKinsey Institute, “QE and ultra-low interest rates: Distributional effects and risks”, Discussion Paper, Kasım, 2013, www.mckinsey.com/insights/economic_ studies