Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Cumhuriyetle hesaplaşanların kucağına düşmeden..

30 Ekim 2018 Salı

Açık açık tek kutuplu dünya düzeni adına, kurtuluş, kuruluş savaşı destanlarının yazılması, Atatürk devrimleri, laik Cumhuriyetin değerlerine savaş ilan ettikleri süreçlerde, bulutsuz pırıl pırıl bir gecede, pusulamızı, kutupyıldızımızı görebilmek kolaydı. Cumhuriyet değerlerinin savunulmasının bedellerini ödeyebilmeyi göze almak koşulu ile, bireysel, örgütsel dik durmayı göze alanlar için en azından bilinç çarpıtılması tuzakları etkin değildi.
Yüzde doksan beş üstü, Saray güdümünde ele geçirilmiş medyanın bütünlüğü içinde, aykırı sesleri savunmaya çalışan bir avuç yayının içinde bile algı çarpıtılmasının araçları o kadar etkin kullanıldı ki, laik Cumhuriyet kazanımları, Atatürk devrimciliğinin, kurtuluş, kuruluş savaşları destanlarının kazanımları üzerinden günümüzde yürünmesi gereken yolun pusulasını görebilmek, Cumhuriyetle hesaplaşanların kucağına düşmemek gerçekten güçleşti..
Yanlış anlaşılmasın Cumhuriyet, kazanımları, değerlerinin hangisi olursa olsun her türden ırkçı, inançlar ayrımcılıkları, en çok da İslamın en çarpık, ülkeyi binlerle yüzyıl gerilere çekebilecek cemaatler, terör örgütlenmelerinin tuzağına düşmüş siyasal, toplumsal örgütlenmelere biat etmiş olanların bile bilinçaltı kodlarının bir yerlerinde, Cumhuriyet değerleri, kazanımlarının izlerinin kazındığına inananlardanım. Öyle olmasaydı peşlerinden sürüklendikleri kör inanç, biat kültürü, saadet zincirinin kirli çıkar ağları içinde Atatürk devrimciliği, laik Cumhuriyet kazanımlarını diktatörlük olarak düşman bellemişlerin içinden, gerçekler, zorluklarla yüzleşilince bu kadar kolay, sahtelikli de olsa Atatürkçülük, Cumhuriyet savunuculuğu yarışı pıtrak gibi yeşerebilir miydi?
Gülen Cemaati iktidar kankalığında, Abant toplantılarına gönüllü koşturanların, gitmemekte direnenleri zorlama adına dil dökenlerin içinden, bugünlerde Atatürkçülüğün, laik Cumhuriyetin değerleri üzerinden en popüler kitapları, düşünceleri üretmekle kalmayıp öncülük yapma yarışında başı çekebilen gazeteciler, tarihçiler, bilim insanları kimliklerine bürünmüş, en önde, aralarında yarışır olabilirler miydi?

***

Yine yanlış anlaşılmasın, yaşamın gerçeklerinden dersler çıkararak insanların, çok kirli çıkarlar adına suç işleyenlerini bir kenara bırakmaya çabalayarak düşüncelerini değiştirme haklarına söyleyebilecek sözümüz olamaz. Hele de medya güdüleme gücünün silahlı güçten daha etkin kullanılmakta olduğu bir kirli dünya düzeninde, bilinçsizleştirme, eğitimsiz bırakma, çaresiz kılma, cezalandırarak ağır bedeller ödeterek yıldırma, teslim almada giderek güçleri ele geçiren diktatörleşmiş liderliklerin eliyle, profesyonel yöntemlerin sınır tanımazlığında..
Che Guevara efsanesi üzerinden, en acımasız, insanlığa zarar veren emperyal tekeli, iletişim canavarı şirketlerin reklamlarının pazarlamalarına tanıklık ederken.. Daha da kötüsü, basın özgürlüğü savaşımını veren uluslararası gazetecilik örgütümüzün, Soros ve Gülen Cemaati kardeşlik ortaklığında, bizim sendikal örgütlenmemizin, Sovyetler karşıtlığı adına kırmızı-turuncu karanfil darbeleri kampanyalarında hizmet edecek, Türki cumhuriyetlerde sendikal örgütlenmelere hizmet önermeleri gerçeğini yaşamışsak..

***

Sözün özü dünün Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinde ülke çapında, Atatürk devrimciliği, laik Cumhuriyete sahip çıkma yarışındaki patlamayı izlerken bir yanımızla onurlanmamak, moral bulmamak, diğer yanımızla da kaygılanmamak elde değil. “Cumhuriyetle hesaplaşanların kucağına düşmeden..” uyarılarına dikkat çekmemek elde mi? “Cumhuriyet devrimleri, değerlerini, sosyalizmi yıkmak istiyorlar..” gerçeğini yok sayabilir, görmezlikten gelebilir miyiz?
Yakın tarihimizden, ülkemizden ve de dünyadan kimi derslerin, satırbaşlarını unutmamak giderek yaşamsal değer kazanmıyor mu? Keşke iki kutuplu dünyanın soğuk savaş sürecinden, tek kutuplu dünya ideolojisine geçiş sürecinin kimi satırbaşlarında öne çıkarılan kamuoyu güdülenmesinde kullanılan sloganları, geç kalmadan dönüşü zor, ağır toplumsal bedeller, diktatoryal geçişler yaşanmadan doğru okuyabilseydik?
Demokratikleşmede başarılı dönüşüm yapamayan Sovyetler Birliği’nin hızla dağıldığı yıllarda, en azından kendi ülkeleri içinde, ittifaklarında, demokratik geçişlerde çok daha başarılı olduklarına inandığımız Amerika güçlü lokomotif, AB daha demokratik, eşitlikçi bilinirlerken, paylaşım ve de demokrasi adına olmazsa olmaz, vazgeçilemez ilkelerdeki sapmaları okuyabilseydik. En çok bedel ödetilen ülke yapılmanın tuzaklarını görebilseydik..