Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Miyase İlknur

Ulu’l emre itaat!

3 Kasım 2018 Cumartesi

Yazı günü haftada bir olunca konular birikiyor. Hafta içinde biri hepimizin yüreğini dağlayan, biri ise bir akademisyenin yalakalıkta uç nokta sayılabilecek sözü ile “fesüpanallah!” dedirten iki olayı tartıştık.Önce ikincisinden başlayalım. Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın, katıldığı bir televizyon programında şöyle bir söz yumurtladı: “İslami olarak Cumhurbaşkanına itaat etmek farzı ayındır. Karşı gelmek de harpten kaçmak manasına gelir haramdır.” Niye? Türkiye halifelikle yönetilen bir İslam Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı da emir ül müminin mi?
Demokratik bir hukuk devletinde sadece anayasaya ve hukuka itaat farzdır. Cumhurbaşkanı’nın da, yurttaş olan bizlerin de sadece anayasa ve hukuka itaat etme yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük de farz, vacip ya da sünnet gibi dini kavramlarla değil hukuksal terimlerle ifade edilir.
Nur talebesi olan bu hazret, Emevi hanedanlığına kadar İslamın ilk döneminde halifelerin eleştirilmez olmadığını, “adaletsiz dahi olsa yöneticilerinize itaat edin” fetvasının dinin siyasetin emrine girmesinden ve halifelik kurumunun da saltanata dönüşmesinden sonra verildiğini bilmiyor olamaz. O zaman niye gerek duymuş olabilir böyle lüzumsuz bir lakırdıya? “Yöneticiniz tiran dahi olsa ona itaat etmek farzdır” sözünü kendisinden 9. yüzyıl önce söyleyen İmam Gazali’nin “Fayda sağlayacak fırsatları kaçırma” öğüdünü pratiğe geçirmek istemiş de ondan. Ama fayda sağlayacağım derken makamından da oldu.
Rektör Taşaltın’ın feyz aldığı İbni Teymiye ve İmam Gazali gibi ulemaya göre, hükümdarın iktidarı nasıl ele geçirdiğinin önemi yoktu. Zorbalıkla ele geçirilen, üs-tüne üstlük adaletsiz olan bir düzen bile düzensizlikten iyiydi. O nedenle itaat edilmeliydi. Eh madem ki, iktidarın nasıl ele geçirildiğinin önemi yok, o halde darbe ile iktidarı ele geçirmek isteyen FETÖ başarılı olsaydı Rektör Taşaltın onlara da mı itaat edecekti? Yoksa onun biatı makama değil de sadece kişiye mi özel?
Üniversiteye derece ile girmiş ve iyi bir üniversitenin elektrik- elektronik bölümünden mezun olmuş, yurtdışında Tübitak bursuyla okumuş, ama yine de bir bilim kurumunu dini referanslarla yönetmeye kalkışıyor. Harran Üniversitesi’nin etkinliklerine baktığımızda bunun pek çok örneğini görüyoruz. Bizim kendisine tavsiyemiz “gerçek akılla değil sezgiyle kavranabilir” diyen Gazali gibilerin değil, “Aklın güvenilir olmadığını savunan bir adamın aklına da güvenilmez” diyen İbni Rüşd gibi âlim öğüdünü dinlesin bundan böyle.

***

Tunceli’de 26 Ekim günü iki Mehmedimizi donarak ölmeleri nedeniyle yitirmemiz, büyük bir infial uyandırdı. Hava koşullarının artık saat saat alınabildiği günümüzde, kötü hava koşullarında helikopterle iniş yapılamayacağının bilinmesi gereken 2 bin 300 rakımlı dağda kaderlerine terk ettik iki yavruyu. “Teçhizatları yeterliydi, geri dön çağrısında bulunmuştuk ama, helikopterlerimiz kurtarmak için gittiyse de kötü hava şartları yüzünden iniş yapamadı” mazeretlerinin kabulü mümkün değil. Dünyanın 8’inci güçlü ordusu olmak, savunma sanayiinde dünyanın birçok ülkesi-ne helikopter, tank ve silah ihraç etmekle övünelim övünmesi de, iki ana kuzusunu dağda kardan, tipiden koruyamadıktan sonra istatiksel veriler bir anlam ifade etmiyor. Anladık askerlikte “emre itaat şart” ama emri verenler de kendilerine emanet edilen o çocukların yaşamını canı pahasına koruyacak önlemler almalı.
Çatışmalarda çok şehit veriliyor” dendiğinde “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dendi. Afyon’a cephanelik patlamasında 30 erimizi şehit verdiğimizde “eğitim zayiatı” dendi. Manisa’da ve birçok ilde askerlerimiz yemekten zehirlendiğinde ve zehirlenme nedeniyle iki askerimizi yitirdiğimizde, “Firmayı değiştirdik, oldu bitti” dendi. Bedelliye paraları olmadığı, üniversite okuyamadığı için er olarak görevini yapan askerlerimizin hayatı bu kadar ucuz olmamalı. Onlar kelle değil, insan insan...