Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

Atatürk’ün Cumhuriyeti, Cumhuriyet’in Yunus Nadi’si-1

4 Kasım 2018 Pazar

1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, 17 Kasım’da Vahdeddin kaçmış, 18 Kasım’da Abdülmecid Efendi halife seçilmiştir. Ancak saltanat yetkisi kaldırılan halife, köy imamına dönmüştür...

[Haber görseli]

Kimdir Yunus Nadi?
İsmet Paşa Lozan’ın kurtlar sofrasında cebelleşirken Lord Curzon, “Sizin rejiminizin adı nedir, başkentiniz neresidir?” diyor, İsmet Paşa susmak zorunda kalıyordu. Bunun cevabını Lozan imzalandıktan üç ay sonra Mustafa Kemal verecek, başkentimiz Ankara, rejimin adı da Cumhuriyet olacaktır... Cumhuriyet daha sonra sadece rejimin adı değil bir gazetenin de adı oldu..
Hikâyemiz de burada başlıyor... Cumhuriyet gazetesi 7 Mayıs 1924’te Yunus Nadi tarafından kuruldu. Adını da Atatürk koydu. O günden beri başından bir sürü badireler geçmesine rağmen 94 yıldır yayın hayatını sürdürüyor. Cumhuriyet sadece bir gazete değil, adı ve kurucu misyonuyla da üzerinde durulacak bir gazete. Son günlerde yaşanan tartışmaları bir yana bırakarak biz de kısaca, Cumhuriyet gazetesinin doğuşu üzerinde durabiliriz...
Her şeyden önce Cumhuriyet Atatürk’le, Cumhuriyet ideolojisi ve Yunus Nadi’nin kişiliğiyle özdeş bir misyonu temsil eder. Bunun dışında gazeteci yetiştiren bir okul işlevi görmüş, bu tezgâhtan nice ünlü yazarlar gelip geçmiştir. Önce kısa bir Yunus Nadi biyografisi:
Muğla/Fethiye doğumlu Yunus Nadi (1880-1945) Galatasaray ve Hukuk Mektebi’nde okurken genç yaşlarda gazeteciliğe başladı. Gençliğinde İttihat-Terakkiye girerek 1912 ve 1914’te iki dönem Meclis-i Mebusan’a Aydın mebusu seçildi. Mondros Mütarekesi ardından kendi gazetesi Yeni Gün’ü çıkarmaya başladı (2 Eylül 1918). Son Osmanlı meclisinde (1919) Müdafaai Hukuk Grubu içinde gene İzmir mebusuydu. Meclis 16 Mart 1920’de basılırken, aynı gün Yeni Gün gazetesi de basılıp kapatılmıştı. Yunus Nadi Malta sürgününe uğramadı, ama İstanbul’da da artık hayat kalmamıştı.
Mustafa Kemal 19 Mart 1920 genelgesiyle Ankara’da bir meclis açılacağını duyurunca, Yunus Nadi yönünü Ankara’ya çevirdi. TBMM’ye katılarak Mustafa Kemal’in karargâhına yerleşti. Ankara çöl ortasında bir vaha gibiydi. Halide Edip ve Yunus Nadi, karargâhın basın danışmanı gibi çalışacaklardı.

Sivas kuzuları, Ankara keçileri
Refik Halid Karay, Ankara’da toplananları “Sivas kuzuları, Ankara keçileri” diye küçümsüyordu. Yunus Nadi, Yeni Gün gazetesini Ankara’ya taşıyarak (10 Ağustos 1920), varlık yokluk mücadelesinin kalemşörü olacaktır. İkinci dönemden itibaren dört kere daha Muğla mebusu seçildi. TBMM komisyonlarında çalışarak Milli Mücadelenin hem destekçisi hem ruhu oldu. Yeni Gün’ü tekrar İstanbul’a taşıyarak (7 Mayıs 1924) kavgasını CUMHURİYET adıyla sürdürdü.
Büyük zaferin ardından Mudanya ve Lo- zan gelecek, siyaset arenası hareketlenecektir. Mustafa Kemal’in zaferini değil hezimetini bekleyen muhalifler için dönüm noktasıdır. 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, 17 Kasımda Vahdeddin kaçmış, 18 Kasım’da Abdülmecid Efendi halife seçilmiştir. Ancak saltanat yetkisi kaldırılan halife, köy imamına dönmüştür...

Medrese kafası
Muhalif mebuslar halifenin Ankara’ya getirilip biat edilmesini, devlet başkanı yetkisi verilmesini istiyorlardı. Mustafa Kemal ilk ihtilalci tavrını 18 Kasım 1922 tarihli celsede ortaya koydu. Muhaliflere şöyle seslendi: “Böyle giderse korkarım, bazı kafalar kesilecektir...” Medrese kafası böyle susturulmuştu.
Yunus Nadi Bey’in devrim havariliği işte bu günlerde kabardı. 26 Kasım 1922 tarihli Yeni Gün gazetesinde, “Yeni Bir Cidal Devri” başlıklı yazısıyla, saltanatçıları “beş on kılıç artığı ve köhne saltanatın bakiyet’üs süyufu” diye niteliyordu. Yazısına devam edelim:
“...Türk milleti kendi istiklalini kurtarmaya çalışırken düşmanların en alçağı halife ve sultan olduğunda birleşmiştir. Hal böyleyken bu memlekette sultan ve padişah isteyen sefil ruhlar bulunacağını farz ettiren bazı emare ve alametler eksik değildir. Biz biliriz ki onlar vardır. Ve biz biliriz ki onlar kendi kanlarında boğulacaktır... Bize diyecekler ki: Hani ya hürriyet ve serbesti vardı? Millet emrediyor ki kokmuş fikirlere hürriyet ve serbesti mesağı yoktur. İsterse bunlar TBMM azasından bulunsunlar...”

Namaz ne olacak namaz!
Cumhuriyet yerine henüz “milli hâkimiyet” kavramı kullanılıyordu. 30 Ekim 1922 tarihli oturumda yenilikçilerle saltanatçılar berabere kalmışlardı. Saltanat kalkınca, “millet egemenliği” öne çıkmış, yol cumhuriyete evriliyordu. Yunus Nadi, Fransız ihtilalinin Danton ve Robespiyer’i rolüne soyunuyor, “Söylenebilen fikirler uğruna kesilmiş kafaların isterseniz istatistiğini bile verebilirim” tehditleri savuruyordu: “Nasıl Fransa’da ihtilalden sonra cumhuriyetin yerine başka idare geleceğine biri inanmazsa bizde de çıkamaz, isterse Meclis üyesi olsun” diyordu...
Halifenin seçildiği celsede “Namaz ne olacak namaz!” diye bağıran, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, Yeni Gün gazetesini paçavraya benzetiyordu. Yunus Nadi Yeni Gün’de “ Yine Dünyadır ki Dönüyor” başlıklı ikinci bir yazı daha yazdı. Halifeye saltanat yetkisi isteyen “münasebetsizlere” şöyle seslendi:
“ ...Şer’ ile davamız vardır demek, şeriat isteriz demektir. Artık şer’ ile davamız yoktur. Ba’dema şeriatımız mahfuz, milli hayatımız ise mukaddestir...”
Yunus Nadi cesaretini gece gündüz beraber olduğu Mustafa Kemal’den alıyor, onun düşüncelerini savunuyordu.

Cumhuriyet ve Yunus Nadi
Yunus Nadi’nin bir özelliği de, Cumhuriyetin ilanında rol alan aktörlerden biri olmasıdır. 11 Ağustos 1923’te İkinci Meclis açılmış Lozan kabul edilmişti (23 Ağustos), Ankara başkent olmuştu (13 Ekim). Halife İstanbul’a devrimciler Ankara’ya mevzilenmişti. Devletin reisi belirsizdi. Devletin adı Devlet-i Osmaniye mi olacak, yoksa başka bir isim mi verilecekti?. Mustafa Kemal’in yanında Yunus Nadi, Ziya Gökalp, Falih Rıfkı ve Ağaoğlu gibi bir avuç devrimci, önlerinde Fransız anayasası vardı.
Lozan’dan sonra Ankara’yı en çok Batı siyaseti merak ediyordu. O günlerde Mustafa Kemal’in üç ziyaretçisi olmuştur. Birincisi Viyana’da çıkan Winer Neue Freie Peresse gazetesi muhabiri Jozef Hans Lazar. İlk cumhuriyet kelimesi ona verdiği 27 Eylül 1923 tarihli mülakatta telaffuz edilir. İkincisi Amerikalı gazeteci Isaac F. Marcosson’dur. Mülakatında (20 Ekim 1923), Sarışın Paşa’yı, “... Kan ve demirden yapılmış yenilmez bir insan, Doğu’nun Bismark’ı, yüz hatlarıyla demir maskeli yenilmez birine benziyor...” diye tanımlar.

Cumhuriyet’in doğumu
Mustafa Kemal’in üçüncü ziyaretçisi Arnold Tonybee’dir. İlk defa karşılaştığı bu Doğu karakterini epistemik bir kavramla tanıtır:
“...Fikir alışverişimiz kısa sürmüştü. Ancak kuvvetli ve aynı zamanda Leibniz’in açıklamalarına göre monadik bir beyine sahip birinin yanında olduğumu anlamıştım. Şunu biliyordum ki Atatürk belirli bir süreç içinde sadece tek bir düşüncenin peşinden giden bir yapıya sahipti. Türk insanının milli kurtuluşa ermek için imparatorluktan vazgeçip tüm enerjilerini, kenara bıraktıkları bahçelerine yöneltmesi gerektiğini fark etmişti...”
Ekim sonunda Ankara bir doğum sancısı çekiyordu. Doğum normal mi arızalı mı olacaktı?. Mustafa Kemal, bir hükümet bunalımı yaratarak doğumu erkene aldı. Saltanat nasıl bir “temsil krizi” ardından kaldırılmışsa, cumhuriyetin ilanında da “hükümet krizi” vardır. Cumhuriyetin doğumu an meselesiydi. Yunus Nadi’nin başkanı olduğu Anayasa Komisyonu, 12 maddelik değişikliği hazırlamıştı...Hilafetçiler bir çevirme taktiği ile baskına uğrayacaklarını beklemiyordu. Trikopis gibi Mustafa Kemal’e teslim olacakları an gelmişti. Mustafa Kemal’in yaptığı düpedüz kızıllıktı.

OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU
Araştırmacı -Yazar

Tümü Olaylar ve Görüşler - Son yazıları

17 ve 23 Nisan’ın anlamı 22 Nisan 2019 Pzt
31 Mart’ta kazanmanın ve kaybetmenin nedenleri 22 Nisan 2019 Pzt
Yeni bir liderin doğuşu 21 Nisan 2019 Paz