Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

Atatürk’ün Cumhuriyeti, Cumhuriyet’in Yunus Nadi’si-2

5 Kasım 2018 Pazartesi

1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, 17 Kasım’da Vahdeddin kaçmış, 18 Kasım’da Abdülmecid Efendi halife seçilmiştir. Ancak saltanat yetkisi kaldırılan halife, köy imamına dönmüştür...[Haber görseli]

Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı Çankaya’da noktayı koymuştu. Kanun teklifi 29 Ekim 1923 sabahı CHF grubuna getirildi. Abdurrahman Şeref Bey şöyle konuştu: “...Arkadaşlar... Hükümet şekillerini saymaya hacet yoktur. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarının hoşuna gelmezmiş, varsın gelmesin...”
Anılan teklif aciliyet önergesiyle genel kurula getirildi. Gündemin ilk sözünü Kanunu Esasi Encümeni Reisi Yunus Nadi aldı. Cumhuriyete geçişin gerekçelerini açıkladı: “.. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu hâkimiyeti bilâkaydüşart millete vermiş, milletin idaresiiçin hükümet şekli kabul etmiştir. Bu hükümetin adı Cumhuriyyet usulüdür. Binaenaleyh dünyada, beynelmilel hayatımızda, unvanı sahihamızı almak için bu maddenin zımnındaki Cumhuriyeti, Teşkilâtı Esasiye Kanununa ilâve ediyoruz, ikinci madde ile de, ‘Türkiye Devletinin dini; Dîni İslâmdır, resmî lisanı Türkçedir’ diyoruz...
(...) Teşkilâtı Esasiye’deki tekâmül dikkata alınarak İcra Vekillerinin teşkili düzenlendi. Hükümet şekli Cumhuriyet olunca bu vazifeyi şimdiye kadar ifa eden TBMM Reisi’nin bu vazifeye intihabı lâzımdır. O zat Reisicumhur olacaktır. Reisicumhur, hükümeti teşkil için bir Başvekil intihap edecek, başvekil kabineyi kuracak, bu zevat TBMM’nin itimadına mazhar oldukça vazife yapacaktır... Encümeniniz; Teşkilâtı Esasiye üzerinde yaptığı tetkikatta istimrar esasını kabul etmiştir...”

Üç kere yaşasın Cumhuriyet
Yunus Nadi, değişikliklerin teknik ve hukuki boyutlarını açıklamıştı. Ardından Afyon Mebusu milli şair Mehmet Emin Yurdakul söz aldı. Balkan Harbi’nde yazdığı “ Ben bir Türküm dinim cinsim uludur/Sinem özüm ateş ile doludur” dizeleri herkesin hafızasındaydı. Gür sakallı nurani yüzünden gür sesi yayılıyordu: “Arkadaşlar 14 asır evvel Peygamberin Mekke duvarlarında kurduğu hükümeti bugün de Türk milleti Ankara’da kurmuştur. Bu aziz saatte ben ihtiyar arkadaşınız, Allahım’dan bu hükümeti takdis ederim... Cumhuriyetin ruhu önünde tazimen kıyam ederek üç kere Yaşasın Cumhuriyet diye hükumeti taziz etmelerini arkadaşlardan temenni eylerim” dedi. Bu teklif üzerine ayağa kalkılıp üç kez Yaşasın Cumhuriyet diye bağrıldı.
Teklif kabul edildikten sonra TBMM Başkanı Mustafa Kemal, 158 üyenin oybirliği ile reisicumhur seçildi. Alkışlar arasında kürsüye gelerek bir teşekkür konuşması yaptı.
Cumhuriyetin ilan günü TBMM’nin önü ana baba günüydü. Meclis Muhafız Tabur Komutanı İsmail Hakkı Tekçe’nin emrine 8. Tümen’den iki batarya verilmişti. Topları Meclis’in önüne yerleştirip namluları İstasyona doğru çevirdi. Ateş emri verince top seslerinden yer gök inlemeye başladı. Yeni bir devletin doğuşunu ilan ediyordu.

Üç beş şakşakçı, iki fırıldakçı
Cumhuriyetin nabzı Ankara’da teokrasinin kalbi İstanbul’da atıyordu. Uluslararası sermaye orada, ilim irfan matbuat orada, para pul- şan şöhret orada, Bizans entrikası da oradaydı. Cumhuriyetin ilanına ilk tepki Velid Ebüzziya, Hüseyin Cahid (Yalçın) ve Baro başkanı Lütfü Fikri’den geldi. Ebüzziya şöyle yazıyordu:
“... Beyler acele ediyorsunuz, bu kadar mühim bir kararı bu Meclis’in almaya hakkı yoktur, ancak Meclis-i Müessisan verebilir. Üç beş şakşakçı, iki tane fırıldakçı, bir tane hilekâr Ankara’da toplanıp meclisi kandırmışlardı...”
İttihatçı Hüseyin Cahid Tanin’de kükrüyordu: “ ... Bir idareye cumhuriyet demekle işler çözülmez, Latin Amerika diktatörlükleri de cumhuriyettir... Cumhuriyet alkışla yaşayamaz, cumhuriyet bir tılsım değildir, Meclis’e bir afsun yapılmıştır.”
Lütfi Fikri’ye göre, “teravih namazı kılar gibi acele kanunlar çıkarılıyor, bir günde Cumhuriyet ilan ediliyordu. Kısacası muhaliflerin sloganları belliydi: “...Kırmızı Cumhuriyet paçavrası, Koridor Kanunları, Latin Amerika diktatörleri...”
Saltanat- hilafet lobisinin çıkışlarını Ankara’da Yeni Gün ve Hâkimiyet-i Milliye karşılıyordu: ... Yunus Nadi Bey, Hüseyin Cahid’i “kapkara irtica hezeyanından gelen ve Derviş Vahdeti ruhunu hortlatan adam” diye suçluyor, tartışma uzayınca sertleşiyordu:
“ Sözümüz Hüseyin Cahid Bey’in ve Halifenin hoşuna gitmemişse geri alınacak lafımız yoktur. Vahdeddin piçi de onlara mübarek olsun!”
Hâkimiyet-i Milliye gazetesi de asker dilinden cevaplıyordu: “... Beyler böylesi kararlar bir günde alınır, Büyük Taarruz’a da bir günde karar verilmedi mi?”
Cumhuriyetin ilan günü Rauf Bey İstanbul, Karabekir Trabzon’daydı. Atılan topları Karabekir Trabzon’da duyunca Fırka Kumandanı Kazım Bey’e (Orbay) “Bunu bana söylemediler” demişti. Rauf Bey İstanbul’da1 Kasım 1923 tarihli Vatan ve Tasvir-i Efkâr gazetelerine verdiği demeçte, cumhuriyetin aceleye getirildiğini söylüyor, hayırlı olsun diyemiyordu.
Rauf Bey’in bu demecinin hesabını 22 Kasım 1923 tarihli 8 saatlik görüşmede verecekti. Ancak hakimiyeti milliye ile cumhuriyet arasına sıkışmış, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıktı, bilmecesini çözememişti...

Cumhuriyet ve İmam Gazali
Cumhuriyet İslam tarihinin en büyük siyasal reformu, Tanzimat’tan beri yaşanan kısırdöngülerin realize edilmesiydi. Ya Cumhuriyete geçilecek, ya eskiye dönülecekti. Eskiye dönüş imkânsızdı. Bu kısır döngüyü ilk defa kıran Atatürk oldu. Cumhuriyet de onun eseri olacaktır... Batı’nın kültür bütününden derin şekilde esinlenen Atatürk, daha önce değişime yönelenlerin aksine bir bütünden hareketle yeni Türk devrimini yaratmıştır....”
Günümüze gelince, ileriyi geride arayan medrese öğretisi Cumhuriyet devrimlerini halen anlamamış, içine sindirememiş bir zihin yapısıdır. Laik eğitim medrese ve tarikatlara bırakarak Cumhuriyetten intikam alınmaktadır. Sayın Erdoğan’ın 2018 eğitim yılı açılış konuşması:
“...Eğitim öğretimi bütünleştirerek geleceğe yürüyecek, teoriyle pratiği birleştireceğiz. Tek tipçi, yasakçı, öğrencinin tekamülü yerine formatlanmasını esas alan eski eğitim mantalitesini bir daha geri gelmemek üzere rafa kaldırdık...”
Bu ifadedeki mantalite değişikliği laik- modern eğitimin rafa kaldırılması anlamına gelir. Derslerde “tekbir” getirilerek yaratılan mantalitenin ilkel bir beyin formatlamasından farkı yoktur. Bir türlü normalleşemeyen geri kültürlerin zihinsel kök paradigmalarını, isterseniz İmam Gazali’den (1058-1111) okuyalım:
“...İlahları heva ve heves... mâbudları emirler, âmirler, sultanlar... kıbleleri para pul... Beriatleri benlik, ahmaklık, yobazlık...arzuları makam ve şehvet... ibadetleri zenginlere hizmet... zikirleri vesvese ve desise... hazineleri kurnazlık... düşünceleri meşrep ve çıkarlarının icab ettirdiği hilebazlık.... Böylesi bir güruhun kalplerine, melekûtun (melekler) sırları nasıl tecelli etsin ki! ...Bunlar küfür karanlığını, iman aydınlığından nasıl ayırt edecekler ki?...”
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU
Araştırmacı -Yazar