Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

İki Silivri trajedisi döneminin kesiştiği gün

18 Kasım 2018 Pazar

Birinci Silivri Trajedisi Dönemi, Erdoğan/ AKP iktidarının, bugün artık Fethullah Gülen Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması FETÖ/PDY denilen Gülen Cemaati ve kendilerine önceleri, “Liberal Solcu”, sonradan “Kullanışlı Aptallar” diyenlerle birlikte tezgâhladığı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, üniversitelere, medyaya ve Atatürkçü Sivil Toplum Kuruluşlarına yönelik olan, 2007-2014 arasındaki haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik dönemidir.
2007 tarihindeki Danıştay cinayetiyle başlayan bu dönemin siyasal/hukuksal belirleyicisi 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan ve yargıyı siyasetin etkisine iyice açan halkoylaması olmuştur.
İkinci Silivri Trajedisi Dönemi, Erdoğan/AKP iktidarının, eski müttefikleri FETÖ/ PYD ve “Liberal Solcu, Kullanışlı Aptallarla” hesaplaşarak yargıda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, bürokraside, medyada, üniversitelerde, holdinglerde ve işletmelerde temizlik yaptığı, muhaliflere de korku saldığı, 2014’ten günümüze kadar olan haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik dönemidir.
Bu dönemin siyasal/hukuksal belirleyicileri 15 Temmuz 2016 darbe kalkışması bahane edilerek 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal, OHAL uygulaması ve bu uygulamanın baskısı altında son derece tartışmalı koşullarda yapılan 16 Nisan 2017 Halkoylaması ile rejimin değiştirilmesidir.

***

16 Kasım 2018 Cuma tarihinde bu iki dönem, aynı gün yapılan bir operasyon ve görülen bir dava ile kesişti.
O gün görülen davada, “Birinci Silivri Trajedisi Dönemi”ndeki haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliklerin sorumluları olarak Ergenekon davasının hâkim ve savcıları Hüsnü Çalmuk, Hasan Hüseyin Özese, Fatih Mehmet Uslu, Ercan Fırat, Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Topal, Sedat Sami Haşıloğlu ve Mehmet Murat Dalkuş’un, “Suç uydurma ve görevi kötüye kullanma, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, resmi belgede sahtecilik ve suç delillerini yok etme” suçlarından yargılanmalarına başlandı.
Meraklıları ilgili haberi mutlaka okumalılar. Sanıklarla mahkeme başkanı arasında geçen konuşmalar gerçekten ibret verici.
Türkiye’nin hukuk ve adalet tarihine bir kara leke olarak geçen “Birinci Silivri Trajedisi Dönemi” sorumlularının yargılanmaları, sadece hukuk ve adalet önünde değil, tarih ve siyaset önünde de bir emsal teşkil ettiği için çok önemli bir dönüm noktasıdır.

***

Bu duruşmanın yapıldığı aynı gün, aralarında bir Hukuk Fakültesi Dekanının ve uluslararası üne sahip bir Matematik Profesörünün de olduğu 13 kişi, sabahın saat altısında evleri basılarak, bir yıldır iddianamesi bile hazırlan(a)madan hapiste tutulan Osman Kavala ile ilgili olarak gözaltına alındı.
Polisin yaptığı açıklama notunda bu operasyonun gerekçeleri şöyle belirtiliyordu:
Açık Toplum Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Anadolu Kültür A.Ş. isimli şirketin sahibi Mehmet Osman Kavala isimli şahsın 27.05.2013 tarihinde başlayan Gezi Parkı Olaylarını Türkiye geneline yaymak ve yurt genelinde kaos ve kargaşa ortamı meydana getirmek ve bu şekilde cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmayı veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeyi amaçladığı, Açık Toplum Vakfı ve Anadolu Kültür A.Ş. isimli vakıf ve şirketi kullanarak olayları finanse ve organize ettiği tespit edilmiştir.
• Mehmet Osman Kavala ile hiyerarşik bir düzen içerisinde şüphelilerin;
- Gezi Parkı olaylarını derinleştirmek ve yaygınlaştırmak için Anadolu Kültür A.Ş.’ye ait DEPO isimli yerde toplantılar düzenledikleri,
-Sivil İtaatsizlik ve Şiddetsiz Eylem başlıkları altında Gezi Parkı olaylarının devamlılığını sağlamak için yurt dışından aktivizm eğiticileri, kolaylaştırıcılar ve profesyonel eylemciler getirttikleri (Duran Adam, Piyano Çalan Adam, Kırmızılı Kadın vs.),
-Yeni medya oluşturma faaliyetleri içerisine girerek Gezi Parkı sürecinin devamı ve yaşanması muhtemel Gezi benzeri olayların kendi medyaları üzerinden gündem oluşturulmasını amaçladıkları,
-Mehmet Osman Kavala’nın Avrupa’da birçok kurum ve şahısla görüşme yaparak, Gezi Parkı olaylarında gündeme gelen biber gazının Türkiye’ye ithalinin durdurularak, yasaklanması için çalışmalar yaptıkları tespit edilmiştir.”

***

Bu iddiaların sadece Hukuka ve Adalete değil, aynı zamanda somut gerçeklere uygunluğu bile çok tartışmalıdır ve ayrı bir yazı konusudur.
O nedenle, burada, benim “İkinci Silivri Trajedisi Dönemi” dediğim haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik döneminin tipik bir olayı olan Kavala vakasının genişletilerek ve derinleştirilerek sürdürüldüğüne işaret etmekle yetineceğim.
HUKUK DEVLETİ VE ADALET, SADECE DEVLETİN (MÜLKÜN) VE DEMOKRASİ- NİN DEĞİL, İNSANLIĞIN DA TEMELİDİR:
MUTLAKA BİR GÜN MİLLET ADINA BUNU UYGULAYANLARA DA LAZIM OLUR!

Tümü Emre Kongar - Son yazıları

Çölaşan’a FETÖ’cülük iddiası? 16 Aralık 2018 Paz
Tren kazaları neden artıyor? 14 Aralık 2018 Cum
Camilerin gençlik kolları 13 Aralık 2018 Per

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Fethullah Gülen