Deniz Yıldırım

İttifaklara göre yargı

08 Aralık 2018 Cumartesi

Bir soru: Bugün Türkiye’de özellikle politik konularda kimin yargılanıp kimin yargılanmayacağına karar veren merkez neresidir? Yanıt verelim, yürütmedir. Yürütme ise bugünkü sistemde tek kişidir. Kuvvetleri tekelleştirdi. Bu farklı bir aşama. Açalım.
Türkiye’de yargı hep siyasaldı; sadece dozu değişiyordu. Fakat artık karşımızdaki durum yargının siyasallaşması değil; iktidar siyasetinin bizzat yargı gücü haline gelmesidir. Yargılama ölçüsünün hukuka göre değil, AKP’nin dönem dönem değişen ittifaklarına göre belirlenmesidir söz konusu olan.
Bu iki düzeyde oluyor: Birincisi, başta da belirttik, kimin yargılanıp yargılanmayacağına, hangi konunun belirli bir dönem için suç, belirli bir dönem içinse suçsuzluk hali olduğuna iktidar; daha doğrusu iktidarın ittifak tercihleri karar veriyor. İkincisi, ortada bir suç varsa da, iktidar siyaseti kendisini bunun dışında tutuyor, bir istisna alanı yaratıyor. Kendi payını “Rabbim affetsin, kandırıldık” diyerek örtüyor; böylece muhaliflere işletilen dünyevi yargılamanın yerini, iktidar için uhrevi, öte dünya yargılaması alıyor.
Son olaylara baksak yeter. 5 yıl önce, 2013’te bu iktidar FETÖ ile müttefikti; PKK ile açılım müzakeresi yürütüyordu, bugün “Sorosçu” dediği liberallerle can ciğer kuzu sarmasıydı. O gün için ortada “suç” yoktu. Bugünse, Mart 2013’te iktidarın açılımının güvencesi altında yapılan ve yandaş medyanın manşetlerden överek verdiği miting konuşmalarına verilen cezalar, Erdoğan’ın AİHM kararına karşı “biz de hamlemizi yaparız” açıklamasından hemen sonra onaylanıyor. O gün için “suç” değil; ama bugün suç olduğu anlaşılıyor. Kanunlar aynı kanunlar olduğuna göre, işleyen mekanizma, iktidar siyasetinin tutumu. İktidar kendisiyle ittifak halinde olan kuvvetleri geçmişte “suç” alanı dışına yerleştirdi, bugünse kendisiyle ittifakı bozan kuvvetleri “suç” tanımı içine yerleştiriyor.
Ya Gezi? Haziran 2013’te yaşanan Gezi’ye karşı 5 buçuk yıl sonra yargısal süreç işletiliyor. Gözaltı, tutuklama kararları; yüzlerce kişi hakkında iddianame hazırlıkları... Bir yandan sürekli “bizi devirmek istiyorlar” algısını canlı tutmak, “tehditler bitmiyor” korkutmasıyla tabanı sıkılaştırmak hedefleri; doğru. Ama ötesi? Gezi milyonların hareketiydi. Ve bu milyonlar ne FETÖ ile müttefikti, ne de PKK ile açılım masasındaydı. Şimdi Gezi’yi de “Soros”a, “dış güçler”e bağlama ve iddianamesi hazırlanmayan Kavala’yla ilgili sürecin “hukuken devam ettiği”ni dışarıya gösterme arayışı eşzamanlı yürüyor.
İyi de, Mart 2013’teki konuşmalar; Haziran 2013’teki Gezi bugün suç olabiliyor ve 2013’te FETÖ ile irtibatlı Emniyet ve yargı mensupları tarafından yürütülen soruşturmalar bugün geçerli sayılıyor da, 17-25 Aralık 2013’ten önce FETÖ ile bağlantılı olmak, siyasi ilişkide olmak niye suç olmuyor? Diyorlar ki “17-25 Aralık milat”. Böyle olunca da ne bir “siyasi ayak” ortaya çıkıyor, ne de istifa ettirilen onlarca belediye başkanı hakkında soruşturma açılıyor. “İstifa et, konu kapansın”a dayanıyor iş. Bu istisnaya kim karar veriyor?
“Yargılaşan siyaset”e kanıt bitmez. Erdoğan’ın “Sizde de bir papaz var; onu bize verin. Yapalım yargıda şeyini, size verelim” sözleri çok uzakta değil. Sahi, Brunson nerede şimdi? Apar topar yurtdışı yasağı kaldırılarak uçağa nasıl bindi?
Diyebilirsiniz ki, “fena mı, milli çıkarlar belirliyor!” Suçla mücadeleye evet; ama evrensel hukukta ısrardan; iktidarın kişilere, dönemlere, iç ve dış ittifaklarının değişkenliğine göre istisnalar yaratmasına karşı çıkmaktan, Türkiye’nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olmasını savunmaktan daha milli bir tutum yok.
Hatırlayın; Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk kumpasları sürerken de siyaset yargının yerini almıştı. Ne demişti Erdoğan? “Ben bu davanın savcısıyım.” Onca hak ihlalinden sonra bu davanın kumpas karakteri yine hukuka göre değil, ittifakların yer değiştirmesine göre saptanabildi. Yalan mı? Yarın tersinin ittifaklar değişince olmayacağının, geçmişteki işler için “Gülen bizi kandırmış” diyenlerin, ileride bu sefer de “Milliciler bizi kandırdı” demeyeceğinin garantisi var mı?
Kumpas davalarda “özel yetkili mahkemeler” eliyle yargı hukuktan koparılıp iktidar siyasetinin hizmetine sunulmuş, cezalar onun ittifaklarına göre işletilmişti. Sonuçları “milli” mi oldu? Tasfiyeler sonrası ordu, FETÖ’ye teslim edildi. 15 Temmuz böyle gelişti.
Özetle yargıda ölçü, AKP’nin değişen ittifak ve ihtiyaçları değil, evrensel hukuk olmalıdır.