Hikmet Altınkaynak

Biyografya okumak

13 Aralık 2018 Perşembe

Yazar biyografyaları konusunda edebiyatımızda bir boşluk var. Aynı boşluk yazarların yapıtlarının daha iyi anlaşabilmesi için yapılması gereken inceleme/ araştırma kitapları için de geçerli. Çok önemli yazarlara sunulan armağan kitaplar ve akademik çalışmalar da olmasa, bu alan tümüyle verimsiz kalacak sanki. Oysa biyografya, insanı değiştiren, donanımlaştıran kitapların başında gelir. Özellikle ve öncelikle okunması gerekir.
Öykücü Hâle Seval, önce Nedim Gürsel’le uzun bir söyleşi yapıtı olan Yeryüzünde Bir Yolcu-Nedim Gürsel’i gerçekleştiriyor, ardından akademik çalışmasına katkı için romanlarını ele alarak Nedim Gürsel’i Okumak (Doğan Kitap) başlıklı bir kitaba imza atıyor. Güzel bir rastlantıyla da Nedim Gürsel’in yazarlığının 50. yılı dolarken de bu çalışma şimdi okurla buluşuyor...
Bu çalışmaları nedeniyle Seval, Gürsel’i iyi tanıyor. Diyor ki “Nedim Gürsel’i okumak ‘büyülü bir sürgünlük içine girmektir’ (s.31). Bunu açıklamak için de önce çalışmasına yazarın anne babasının evlenmesi konusuyla başlıyor. Gürsel’in üniversite öğrenimi için gittiği Paris’te bunu tamamlayıp doktorasını da verdikten sonra Paris tutkusunu da Montaigne’in “Paris beni gerçek Fransız yaptı” sözlerine gönderme yaparak, “Paris bir Fransız’ı ne kadar Fransız yaptıysa, beni de o kadar Parisli yaptı” diyerek (s.26) Gürsel’in içine ve yapıtlarına sinen Paris sevgisini açıklamaya çalışıyor...
Nedim Gürsel’in yapıtlarını Erendiz Atasü ve Mithat Atabay’ın yazdıklarından Buket Aşçı’nın söyleşisinden yola çıkarak irdeleyen Hâle Seval, Gürsel’in bir ‘dil şoveni’ olduğunun altını çiziyor. Bunu da onun Türkçe konuşurken Fransızca, Fransızca konuşurken hiç Türkçe sözcük kullanmadığıyla açıklıyor. Oysa iki dili de Nedim Gürsel’in çok sevdiğini söylüyor. Biri anadili Türkçe, diğeri dedesinden gelen bir özenti ve sevgiyle de Fransızca...
Ancak Nedim Gürsel, zamanla Paris’ten beslenemiyor. Başka kent arayışlarına giriyor. Güneşte Ölüm’de İspanya’yı keşfediyor. İspanya deyince Goya’nın Lorca’nın yapıtları anlaşılmadan İspanya’nın anlaşılamayacağını dile getiriyor Gürsel. Michel Leinis’in yaptığı gibi, boğa güreşi ile yazmak arasındaki benzerliğe o da katılıyor; ikisi de riskli diyor.
Öte yandan Hâle Seval, Medine Sivri ile Sibel Kuşça’nın Metinlerarası Bir Yolculuk - Nedim Gürsel kitabından yola çıkarak, Allah’ın Kızları romanının kurgusunu iki ayrı düzlemde ele alıyor.
Paris, çizgilerden kelimelere Maurice Utrillo derken “bir kenti sevmenin bir sevgiliyi sevmekten daha kolay olduğunu, sevgilinin gidişiyle biteceğini ama kentin sizi terk etmeyeceğini” yazıyor (s.45). “İlk kadın” metninde kendinden başka bütünleşmeyi ilk kez bir kadınla yapıyor. Bana İtalya’yı Anlat’ta “hem bir yalnızlık yolculuğu hem de yazarın hayat çizelgesi üzerine kendisiyle olan bir hesaplaşması” (s. 61, 62) diye saptıyor Hâle Seval.
Seval’e göre Nedim Gürsel’i “yalnızlık yaratmıştır.” Bu yalnızlığıyla yolculuklara başlar. Yolculuklarını da gittiği yerlerin yazarlarının yapıtlarının ışığında yapar. İlerleyen metinlerde görürüz ki Nedim Gürsel, yalnızlığına cinsellik de katarak yazarlığının temel izleklerinden birini de yanına almış olur. Hâle Seval’in bu yargısı onun yapıtlarına hermeneutik açıdan bakıldığında ulaştığı sonuçtur.
Bu sonuca göre de sanki bir tartışmanın fitilini ateşler: “Boğazkesen - Fatih’in Romanı, postmodern bir yapıt olarak adlandırılsa da roman ‘çeşitlilik ve süsleme’yi öne çıkarmasıyla barok bir romandır, homojen, bağdaşık bir yapısı yoktur” Ne dersiniz?
Kısaca Hâle Seval’ın incelemesi Nedim Gürsel’i Okumak, ‘yeryüzünde bir yolcu’ Nedim Gürsel’in yapıtlarında anlatmadığını da öğrenmek demektir. Kendi donanımımıza ve Türk edebiyatına biyografya açısından da bir katkı...