Zafer Arapkirli

‘İtiraz istemiyorum!..’ diyorsun yani?

14 Aralık 2018 Cuma

Seni gayet iyi anlıyorum. Bağırmana gerek yok aslında. Usulca, “mutedil ve oturaklı devlet insanı” ayaklarında, hatta ortalık yerde avazın çıktığı kadar bas bas bağırmadan, yazılı bir açıklama ile söylesen de…
Gayet iyi anladım seni.
Diyorsun ki;
“Biz bu ülkeyi istediğimiz gibi yönetiriz. Senin ‘gık’ın bile çıkmasın.
İstediğimiz zulmü yaparız. Toplumun (bizim ve yandaşlar dışındaki) tüm kesimlerini yok sayarız.
Yetim hakkı yeriz. Çalar, çaldırırız. Elimizi her cebe daldırırız. Yolsuzluğun rüşvetin, evvelallah dalağını yardırırız.
Açgözlü patronlara, emekçinin iliğini kemiğini sömürtürüz. Patronun önüne yatarız icabında. Vergisini affeder, borcunu iptal eder, ihalesine ihale katarız. Çalışanın hakkını gasp etmesine alkış tutarız. İşçisini şantiyede tahtakuruları ile aynı yatakta yatırmasına, kölelik çizgisinde ücret vermesine, hatta onu bile aylarca geciktirip vermemesine ses çıkarmayız.
Memurun, ırgat gibi çalıştırılıp hak aramasının önündeki tüm engelleri tıkarız.
Emeklinin çürümeye terk edilmesini, bir an önce ölmek için dua etmesini (ve mümkünse duasının gerçekleşmesini) sağlarız.
Akademisyeni, öğrenciyi dahi bilcümle okumuş yazmış insanı okuduğuna pişman edecek bir ortam hazırlarız. Okumuş yazmış aydınlanmış olmasından kaynaklanan bir bilinçle, itiraz etmesine, örgütlü her türlü meslek erbabının örgütlü ses çıkarmasına şiddetle tepki gösteririz.
İnsan olmasından kaynaklı doğuştan gelen (ve tabii ki çuvalla vergi ödeyen bir vatandaş olmasından kaynaklanan bir şekilde) bir hakla, parasız temel, sağlık, eğitim, ulaştırma, adalet gibi hizmetlerden yararlanmasını engelleriz. Bunları paralı hale getirir, piyasa koşullarına kurban ederiz.
Yerelde ve ülke çapında çevreyi hoyratça mahveder, müteahhitleri zengin etme pahasına koca ülkeyi bir beton yığını haline getiririz.
Temel hak ve özgürlüklerin üzerinden buldozerle geçeriz. Nefes aldırmayız. İnsanların kafasında sürekli bir “Soruşturma-Dava-Mahkûmiyet (hatta bir köşede usulca infaz) kılıcı sallandırır, hayatından bezdiririz.
Gazetecinin en ufak bir sorgulama isteği ve iştahını anında bastırır, anasından doğduğuna pişman ederiz. Zaten, piyasa koşullarını bile hiçe sayıp kendi tayin mekanizmamızla atadığımız patronlarını arayıp işten kovdururuz. İtaatkâr olmayanları, sırtlanlarımızın çakallarımızın önüne atmakla tehdit ederiz.
Ama... Sen, bunların hiçbirine itiraz edemezsin. Etmeyeceksin ulan!
Edersen, ezeriz!
Sarı yeleğini çıkarır, çıplak yatırırız!
Haddini bildiririz.
12 Eylül öncesinde bunları yapanlara yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır.
Bakıyorum, “Dersini yeterince almamış” görünüyorsun? 68 ve 78 kuşağı ağabeylerine ablalarına bir sor, sana anlatsınlar. Şehit listelerini sana bir zahmet göstersinler.
Bak, demedi deme…
15 Temmuz gecesi köprü üzerinde olanları hatırla. Kıtır kıtır doğrarız, bahçıvan bıçağı ile. Yaylım ateşine tutarız.
Uyarmadı deme. “Alçak” ilan ederiz, ”terörist” ilan ederiz. PKK’den girer,FETÖ’den çıkarız. İtibar suikastına uğrarsın.. Ayağını denk al…”
…….
Duydunuz değil mi?..
Bu ülkenin vicdanlı, onurlu ve maalesef tam da bu yüzden ezilen, hor görülen insanları…
Bu tehdide, bu sallanan parmağa dikkat et. İyi tanı bunu.
Sandığa gittiğinde, “O parmağa” cevabını öyle bir ver ki, ertesi sabah pişman olsunlar.
Ve tabii onların yardakçıları ile şakşakçıları da, “Biz niye bu kadar alçaltmışız, düşürmüşüz kendimizi?..” diye nedamet getirsinler.
Olur mu? Bilmem?
Ama olsun. Bir kerecik de olsun.
Vicdanınıza, hiç olmazsa o gün, o “Sarı Yeleği” giydirin..
Bari, o gün.