Özdemir İnce

Bir kez daha Aydın’ın altı kazan

14 Aralık 2018 Cuma

Birincisi yayımlanmayan yazının ikincisi nereden çıktı demeyin, çünkü birincisi 9 Aralık 2003 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir röportaj yazımın adıydı. Cumhuriyet’te 21 Kasım 2018 tarihli haberi okuyunca 15 yıl önceki yazı aklıma geldi. Önce Uğurcan Ülger’in haberini okuyalım:

***

“Türkiye incir üretiminin yüzde 60’ını karşılayan Aydın’da, jeotermal enerji tesislerinin tarım alanlarına etkisi tespit edildi.
Ziraat Mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanı Mahmut Nedim Barış’ın yaptığı çalışmaya göre, sulama suyunda yasal sınırdan 75 kat fazla toksik madde bulunuyor. Buna göre, Türkiye’nin geleneksel ihraç ürünleri arasında yer alan ve Aydın’ın en önemli gelir kaynaklarından incirin geleceği tehlikede.
Büyük Menderes Havzası’nda faaliyet gösteren şirketlerin genellikle ‘reenjeksiyon’ olarak bilinen, jeotermal akışkanların kullanıldıktan sonra yeniden yeraltına enjekte edilmesi prensibini hiçe saydığını belirten Barış, buna bağlı olarak sulama sularının kirlendiğini tespit ettiklerini açıkladı.
Büyük Menderes Ovası’nın, potansiyel kirleticiler olan jeotermal akışkanların etkisiyle her yıl katlanarak verimsizleşmesiyle, incirin bu bölgedeki geleceğinin tehdit altında olduğuna dikkat çekilen araştırmada, şu tespitler yapıldı: ‘Bor elementinin sulama sularındaki yasal sınır değeri litre başına 1 miligramken, Aydın’daki jeotermal alanlarda litre başına 75 miligram. Aydın’ın jeotermal rezervi 2 bin 500 megavat olarak tahmin edilmekte. Jeotermal enerji üreten şirketler Aydın’ın yaklaşık olarak 100 bin dekar arazisine göz dikmiş durumda.’

***

15 yıl önceki yazının ilgili bölümünden aktarıyorum: “MTA 1981-2000 yılları arasında 5 jeotermal alanda sondajlar yapmış ve 17 kuyu açılmış. Ömerbeyli sahasında 9, Salavatlı sahasında 2, İmamköy sahasında 1, Ilıcabaşı sahasında 2, Alangüllü sahasında da 2 kuyu var. Jeotermal enerji konut ısıtmada, elektrik enerjisi üretiminde, sanayideve turizmde kullanılabiliyor. Ömerbeyli köyü seracılık yapabilmek için kuyularının faaliyete geçmesini bekliyor. Ama kuyuların ağzı kapalı. MTA Ömerbeyli’deki şantiye-istasyonunu kapatmış.
Neden? Çünkü Aydın havalisindeki jeotermal sularda yüzde 30-60 arasında Bor madeni varmış. Bunun anlamı şu: Borlu su bitkileri öldürdüğü, toprağı çoraklaştırdığı için tarımda kullanılamıyor. Yeryüzüne çıkartılan suyu Menderes Nehri’ne ya da denize akıtmak da mümkün değil. Bu da tehlikeli. Ama bir çare var, jeotermal suyu kullandıktan sonra tekrar toprağa pompalamak, toprağa gömmek(...) Çünkü bu jeotermal enerji ile elektrik üretebilse 1 kilovatı 1 sente mal olacak.”

***

Jeotermal enerji ile elektrik üretilebilse kilovatı 15 yıl önce 1 sente geliyordu ama jeotermal su radyoaktif yüklü olduğu için son derece tehlikeliydi. Bu nedenle Maden Tetkik Arama (MTA) şantiyesini 2000 yılında kapatmıştı. Gözümle görmüştüm. Kuyular şimdi neden açıldı?
Ayrıca, Ege’nin can damarı Gediz Ovası alarm veriyormuş; jeotermal santralların atıkları yüzünden başta bağlar olmak üzere incir ve zeytin ağaçları kuruyormuş. 19 yıl önce Ege’de kuyuları kapatan MTA şimdi nasıl izin veriyor?
İlk AKP hükümeti 14 Mart 2003 günü kurulmuş. Yani MTA borlu ve radyoaktifli termal kuyuları Aydın’da AKP iktidarından önce kapatılmış. Ben söz konusu yazıyı AKP hükümetinin kuruluşundan 8 ay 25 gün sonra yayımlamışım. Manisa bölgesinde bağlar, incir ve zeytin ağaçları 2018 yılında kükürtlü su yüzünden kuruduğuna göre kuyuların açılmasına AKP iktidarı izin vermiş. Acaba MTA, artık, borlu ve kükürtlü termal sulara karışmıyor mu? AKP, Türkiye’nin ruhunu ve maddesini öldürüyor!