Olaylar Ve Görüşler

Yeni Türkiye ve gerçekler

15 Aralık 2018 Cumartesi

Türkiye Atatürk’ün amaçladığı bir bilim toplumu olamadı. Halkın büyük çoğunluğu demokrasinin, insan ve kadın haklarının vazgeçilmezi laikliği benimseyemedi.

Bilimden, uygarlıktan, sanayileşmeden, sanattan yana Osmanlı’dan iyi bir miras almadığımız tartışma götürmez. Osmanlı bir din ve ümmet toplumu ve imparatorluğu idi. Ama Avrupa’nın çok yararlandığı İbni Sina, İbn-Rüşt, ibn-i Haldun, Farabi gibi islam bilginlerinden uzak kaldılar.
Büyük Atatürk bir tek adam olarak cumhuriyeti kurmuş ve çağdaşlık yolunda ona inananlarla birlikte birbiri ardı sıra adı ile anılan devrimleri gerçekleştirmiştir. İstiklal savaşımızın, Mustafa Kemal’in silah arkadaşları Cumhuriyete, saltanatın ve hilafetin kaldırılmasına destek vermemişlerdir.

Atatürk’ün sofraları
Bu kahramanlar inancı önde tutuyorlardı. İçlerinde en dindar olarak tanıdığımız Mareşal Fevzi Çakmak Köy Enstitüleri’ne karşı çıkmıştır. Atatürk Çankaya ve Dolmabahçe Sarayı’nda sofrasına güvendiği insanları davet ediyor, orada danışman rolünü oynayacak insanlarla birlikte inkılabına hizmet edecek tartışmalı seminerler yapıyordu. Eğitim, sanat ve sanayileşme tarih, dil öncelik verdiği alanlardı. Cumhuriyet onun önderliğinde dev adımlar atmıştır. Onu izleyen politikacı ve liderler onun yolunu izleyecek düzeyde aydınlanmacı değildiler. Muhafazakâr idiler, hayatta en hakiki (MÜRŞİT) yol göstericinin bilim olduğu bilincine sahip değillerdi. Ülke halkı da elbette onları denetleyecek niteliklere sahip olmaktan uzaktı. Din istismarını ustaca kullandılar. Ülkenin kaderinde rol oynayanlar en tutarlı, en sağlam, en çıkar yolun Atatürk’ün gösterdiği yol olduğunu anlayamadılar. Emperyalizmin tuzaklarından kurtulamadık.Türkiye Atatürk’ün amaçladığı bir bilim toplumu olamadı.

Cumhuriyet parantezi
Halkın büyük çoğunluğu demokrasinin, insan ve kadın haklarının vazgeçilmezi laikliği benimseyemedi. Cumhuriyet ve laiklik karşıtı bir parti iktidar oldu. Bu iktidarın karizmatik lideri, halkın çoğunluğunun her şeyin üstünde tuttuğu Sünni İslam inancını, iktidarı için en ustaca kullanabilecek bir insandı. Şimdi iki kutup iki ayrı ve karşıt dünya kapışıyor. Sıra bizde, istediklerimizi yapacağız, Cumhuriyet parantezini kapatacağız diyorlar. Emine Erdoğan 90 yıllık enkazı kaldırıyoruz diyor. Düşünün bizim için bir mucize olan Cumhuriyet devrim ve kalkınması onun için bir enkazdır. Saray koltuğuna kadar yükselmiş bir tarihçi danışman “Yunan kazansaydı iyi olurdu, saltanat ve hilafet devam ederdi” diyebiliyor. Diyanetin fetvaları ortaçağdan yankılar gibi. Üniversiteler sus pus. Ülkede yüzlerce binlerce insanın hapislerde yıllar geçirmesine yol açan hukuksuzluğa ses çıkarmıyorlar. Nasıl bir düş kırıklığıdır yaşadığımız.
Sorun şurada sanırım. Türkiye’nin halk desteği ile tek hâkimi gibi görünen Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti’nden çok farklı bir dünyası var. Onu Yeni Türkiye diye ifade ediyor. Bakınız yinelediği sözleri bunu anlatıyor: “Aramıza kanı bozuk sütü bozuk insanlar katıldı.18 miyon km karelik muhteşem bir imparatorluk yıkıldı, onun yerine 1923’de koskoca 650 yıllık çınara darbe yaptılar, küçük itibarsız bir devlet kurdular. Şunu bilin ki altı asır nasıl 3 kıtaya hükmettiysek Allahın izniyle yine, 3 kıta yedi iklime hükmedeceğiz.”

Dindar ve kindar
Şimdi onun. Atatürk adını anmasını samimi bulabilir miyiz?. Gözüne kestirdiği Atatürk’ün kolay aşılamayacağını gördü. Yoksa cumhuriyet için samimi inancı budur. Şimdi artık fetih zamanıdır” diyor. Atatürk gibi onun da gençleri olacak, dindar ve kindar gençler yetiştireceğiz. Bu gençliğin kindarlığı nerede kullanacağı gayet açık, cumhuriyetin ve laikliğin yıkılmasında. Sabık Meclis Başkanı İsmail Kahraman ayni paralelde konuşuyor.” “Biz eski ihtişama doğru ilerliyoruz evelallah. Cihat olmadıkça ilerleme olmaz”. Başkan Suriye savaşını cihat olarak görüyor ve muhteşem devleti yeniden kurmak için cihat devam edecek.. AKP iktidarı gerçekçilikten bilimsellikten uzak metafizik düşünceler taşıyor. Aydınlanmaya laikliğe düşman. Fikirdaşım Erdal Atabek “AKP bugün partiden çok cemaat kimliğindedir. İktidarına semavi bir kutsallık yüklemiş, itaat ve sadakat temelli; biz ve onlar ayrımcılığına dayanan cemaat kültürünü her alana hâkim kılıyor” diyor.

Osmanlı tarihi
Bakınız gerçek bir bilge kişi Doğan Kuban’dan bir alıntı: “Kurtuluş Savaşı sırasında eski idarenin sürmesini isteyen vatanseverler de Osmanlı devletinin yapısını hâlâ anlamamış ve idealize etmiş insanlardı. Onlar da bu işlerin anlamını hiç kavramamış cahil halk gibi toplumsallaşmamış bir din anlayışı içinde yaşıyorlardı.”
Günümüzde İslam dünyasının durumu Türkiye dahil aynıdır. Müslümanların bu davranışları İslam uygarlığının hiçbir zaman gelişmemiş bir boyutunu tanımlıyor. İslam toplumsal bir din değildir. Kişisel bir dindir. İslam cemaati denilen kendisini Allah’ın iradesine teslim etmiş bir bireyler topluluğudur. Müslüman toplumuna ilişkin hiçbir Kuran emri ya da hadis açıklaması yoktur. Osmanlı tarihi, kültür üretimi ile dünya uygarlık tarihinde yer almıyor. Evrensel uygarlık tarihinde Osmanlı dönemi temsilcisi yok.

Çağdaş bilimin yolu
İstanbul’un dünyanın en güzel kenti olduğuna inanan insanlar tarihi İstanbul’u yok ettiler. İstanbul dünyaya övünülerek gösterilecek bir kent olmaktan çıktı. Ne yazık bu ülke adeta uzaydan gelmiş ve her türlü yoksunluğumuzu keşfetmiş, çağdaşlığın bilimin yolunu göstermiş bir dâhiden yararlanıp metafizikten çıkıp doğru yolu, akıl ve bilim yolunu bulamamış, uluslararası çeşitli endekslerde en gerilerde yer alan bir toplum olarak yaşıyor. Yurtsever Cumhuriyetçileri büyük kaygılar içinde yaşatıyor, ama onlara bugün Cumhuriyet ve devrimlerini yaşatmak gibi büyük bir görev düşüyor.  

Prof. Dr. Coşkun Özdemir