Sen kimsin ya!

15 Aralık 2018 Cumartesi

Özgürlük savıyla başladılar işe…
Onlara göre, neydi özgürlük?
Türbana getirilen her türlü yasaklama, özgürlüğün kısıtlanmasıydı.
Dinsel açıdan kadınların örtünmesi gerekiyordu. Dolayısıyla kadınların, dinsel yasaklamaya uyma zorunlulukları bir özgürlüktü.
Yetmez ama evetçilerin de desteğiyle o yasak, özgürlükten sayıldı, yasak ile birlikte yaşamanın vazgeçilmez bir özgürlük olduğu topluma benimsetildi.
Şimdi, açılan o yol genişletiliyor.
Silahlı Kuvvetler’de kadınların örtünmesi ile ilgili davada Danıştay Savcısı, türbanı, anayasanın değiştirilemez maddeleri içinde yer alan “laiklik” anlayışına aykırı bulunca “Sen kimsin ya!” çıkışı ile karşı karşıya kaldı.
Bu yükleniş, yasağı özgürlük haline getirenin çoktan anayasayı kişileştirdiğinin, benliği ile bütünleştirdiğinin kanıtıydı aslında.
Kadınlar örtünmüş, özgürlük sağlanmıştı!
Tüm özgürlüklerin ve yasakların biricik belirleyicisi sarayda otururken; bir savcıya, yargıça söz düşebilir miydi hiç?
Savcı ve yargıçlar, tek belirleyicinin bendeleriydi artık.
Türbana özgürlük” diye başlayıp nerelere vardığımızın özetidir yaşananlar.

Gömlek farkı
Bunalımdan sıyrılmanın yolunu buldular: İlan ediyorlar konkordatoyu, ekonomik bunalımın tüm yükünü vuruyorlar işçinin sırtına…
Hukuk Defterleri” dergisinin son sayısında avukat Dr. Murat Özveri, konkordatonun sonuçlarını değerlendirirken, işçilerin durumunu ele almış:
Konkordato ilan eden ya da iflas eden işveren iş sözleşmesini feshetmemişse -ki genellikle etmiyormuş- konkordato ya da iflas durumunda işçiler feshe bağlı haklarını iş sözleşmeleri sona erdirilmeden isteyemiyorlarmış!
İflas halinde işçiler alacaklarını alamıyorlarmış. Çünkü, yasaya göre iflas yoluyla satılan mallardan gelen gelirden, işçiler; ancak rehinli alacaklar, iflas masasının alacakları, devlet alacakları ve ayrıcalığı olan alacakların ödenmesinden sonra pay alabiliyorlarmış.
İşçilere, sineğin yağı bile kalmıyor anlayacağınız.
Fransa’da emekçiler, gömleklerle ayakta…
Bizimkilere gelince: Deli gömleği ile dolaşıyorlar.

Ortaçağ
Kutsal kitapla beraber olmayan çocuklar şeytan! Kadınlar yakılmalık cadı!
Emin Çölaşan ile Necati Doğru iblis!
Hak arayanlar münafık!
Cumhuriyet gazetesi, dişlerine kan değmiş fitneci! Yargı, engizisyon mahkemesi...
Sultan, aforozcu... Milli irade filan derken ortaçağın kucağına düştük.

Siyaseten işlenen suç
Kamusal alan giderek çürütülüyor.
Devlette epeydir bilgi, yeterlik, deneyim, yetenek aranmadığını biliyor artık herkes.
Evet efendimcilik, müritlik, particilik, onun bunun akrabası olmak; devlete girmek ya da üst görevlere atanmak için istenen ölçütlerin başında geliyor.
Dışişleri’nde hani neredeyse meslek memuru büyükelçi kalmadı. Önüne gelen siyasetçi, eş, dost en önemli merkezlere atanıyor.
Ankara’da tren kazası oldu, yine canlar yitti…
Kaza filan değil artık bunlar:
Pamukova kırımından bu yana yurttaşlara karşı işlenmiş siyaseten ağır kusur, hatta suç söz konusu olan.