Kadıköy’de ‘Edebiyat Müzesi’ açıldı: Bellek herkese gerek!

16 Aralık 2018 Pazar

Nerede, ne zaman, kimden okuduğumu anımsamıyorum... Bir yazar, belleğimizi balık ağına benzetiyordu... Denizden karaya çekildiği anda ağın içi doludur, balık doludur. Ama o arada içinden ne sular ve daha neler neler akıp gitmiştir...
Önceki gün, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın (TYS) Kadıköy Belediyesi işbirliğiyle kurduğu “Edebiyat Arşivi” - “Edebiyat Belgeliği”nin açılışında aklımdan ve yüreğimden yine balıkçı ağları geçip gidiyordu... (Müze adını değil Belgelik adını kullansalar da burası müze niteliğinde.)
Nâzım Hikmet’in el yazısı şiirleri... Ece Ayhan’ın daktilosu... Cemal Süreya’nın el yazısı mektupları ya da kravatları... Asım Bezirci’nin eleştiri taslakları... Enver Gökçe’nin yazı defteri... Melih Cevdet Anday’ın ilk baskı kitapları... Aziz Nesin’in insanı gülümseten biblosu... Bunlar bir çırpıda saydıklarım. Balık ağına takılanlar... Ama her birinin gerisinde akıp giden ve bir daha dönmeyecek olan, ne sular, ne yaşanmış anlar, ne anılar, ne kıvılcımlar var... Ne acılar, ne sevinçler...

Toplumsal gericiliğe direnen Kadıköy
Baştan başlıyorum:
TYS’nin “Edebiyat Arşiv-Müzesi”, Söğütlüçeşme’deki Kadıköy Belediyesi’nin Kemal Tahir Kütüphanesi’nde açıldı...
Şu yukarıdaki bir tümcenin gerisinde ne çok emek, ne çok çaba, uğraş, didinme olduğunu tahmin bile edemezsiniz.
Yıllardır yersizlikle, olanaksızlıklarla boğuşan TYS, nicedir birbirinden değerli yazarlarımızın geride bıraktıkları çok özel belgeler için yer bulma çabası içindeydi. Sonunda Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, olaya destek verdi. Açılış töreninde de vurguladığı gibi, belleğin gücüne ve önemine o da inanıyor. TYS’nin bu projesini desteklemeleri ve kütüphanenin içindeki iki odayı “Edebiyat Belgeliğine” ayırmaları bundan...
Kadıköy, farkındaysanız, İstanbul çölünde adeta bir vaha niteliğine büründü: Sanatın, tiyatronun, müziğin, şiirin, hatta opera ve balenin nabzı orada atıyor. Toplumsal ve kültürel gericiliğe en çok Kadıköy direniyor. En az olanaklarla en yaratıcı işler oradan çıkıyor... Öyleyse “Dayan Kadıköy, Diren Kadıköy, Devam Kadıköy” diyorum.

‘Suçumuz: Yazarlık’
İki odaya sığdırılan dikey vitrinler, yatay vitrinler... Her birinin başında saatler geçirmek olasılığı var... Ve bu iki odadakiler sadece aysbergin göze görünen minicik ucu. Nâzım Hikmet’le başlayıp, Mustafa Öneş, Sennur Sezer, Enver Ercan’a uzanan dönemi kapsayan 18 yazarımıza ait belgeler ve nesneler var.
Bir de yurtdışından gelmiş, Susanna Tamaro, Doris Lessing, Umberto Eco gibi yazarların, 1999 Marmara depremi sonrasında dayanışma için imzalayıp gönderdikleri kitaplar...
Bir vitrinden ötekine dolaşırken... Birden Asım Bezirci’nin vitrininde bir tabela beni yakalıyor: Yüreğime saplanan bir bıçak. Yazarın kalemlerinin bulunduğu seramik kabın hemen yanı başında.
Tabela şöyle:
“SUÇUMUZ: YAZARLIK
CEZAMIZ: YAKILMAK
İnfaz Tarihi: 2 Temmuz 1993”
Sözün bittiği yer...

Bize müze binası gerek
Demin, gördüklerim için “Aysbergin ucu” dedim. Ya görünmeyenler?
Göze görünmeyenler dev kolilerde, depolarda ve TYS’nin temsilcilik olarak kullandığı Barış Manço Kültür Merkezi’nde bir sürü yere dağılmış durumda.
TYS Başkanı Mustafa Köz, daha nice yazarımızın ailelerinin arşivlerini vermek istediklerini anlatıyor. (Şimdilik adlarını vermiyoruz) Tamam bu iki minik oda harika ama şu koca İstanbul’da doğru dürüst bir edebiyat müzesi olamaz mı?! Hani İstanbul’un kent müzesiyle bütünleşecek edebiyat müzesi?
Bize bir edebiyat müzesi binası gerek. Bize belleğin önemini kavratacak bir bilinç, bir irade gerek!
Tek tek yazarlara ayrılmış müzelerimiz var (Tanpınar, Aşiyan, Divan Edebiyatı, Yahya Kemal, Sait Faik... vb.) Ama günümüz yazarları sonsuzluğa göçtüğünde?
Beyler ayıptır! Biz bu kente dev bir edebiyat müzesi binası istiyoruz! Yaşayan bir müze! Belleğimizi korumak, savunmak, yeni kuşaklara iletmek istiyoruz!
Belleksiz toplumların geleceği olmaz! Bütün sular akıp gitmeden, bize bir edebiyat müzesi binası gerek!