Barış Doster

Askeri harekât ve siyasi hedef

19 Aralık 2018 Çarşamba

Türkiye ve ABD’nin, Suriye’nin kuzeyine yönelik bir askeri müdahaleye ilişkin karşılıklı açıklamaları sürerken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun sözleri kafaları karıştırdı: “Suriye’de Esad demokratik bir seçimi kazanırsa, onunla çalışmayı değerlendiririz”. Haklılığı ve gerekliliği açık olan sınır ötesi askeri harekâtın, siyasi hedeflerini berraklaştırmak için, olguları sıralamakta yarar var. Çünkü işin askeri yönü ve iç siyasete dönük boyutu yanında, asıl üzerinde durulması gereken, siyasi kazanımın ne olacağı...

Şurası kesin; Türkiye-Suriye cephesinde asıl ABD’ye karşı savaşıyor, cephedeki düşman IŞİD ve PKK-PYD-YPG terör örgütleri olsa da. ABD ise desteklediği terör örgütleri üzerinden vekâlet savaşı veriyor. Suriye’deki askeri varlığını pekiştiriyor. Türkiye’yi oyalıyor. Suriye’deki varlığının süresini de, IŞİD terörünü bitirmek ve İran nüfuzunu geriletmek şartına bağlıyor. O yüzden kimi askeri uzmanlara göre; Türkiye ABD askerinin olmadığı belli yerlerde tampon bölgeler oluşturabilir. Suriye-Kuzey Irak bağlantısına darbe vurmak için Sincar’a kapsamlı bir müdahaleyi düşünebilir. ABD de, Türkiye- Rusya yakınlaşmasını engellemek için, Türkiye’nin sınırlı bir askeri harekâtına göz yumabilir.

Gelelim Suriye ve müttefiklerinin konumuna. ABD’den Fransa’ya dek Suriye’ye çullanan tüm Batılı emperyalistler, Esad’ın savaşı kazandığını kabul ediyorlar. Suriye meselesinde inisiyatifin Rusya’da olduğunu da. Kabul ettikleri diğer gerçek, İran’ın Suriye’de ve bölgede artan ağırlığı ve Hizbullah’ın savaş kabiliyeti. Mısır dahil, bölgede etkinliğini yitiren Müslüman Kardeşler örgütüne (İhvan), artık kimse şans tanımıyor. Kaldı ki, tarihlerinde uzun yıllar başka devletler tarafından yönetilen, manda idaresi altında yaşayan Suriye halkının büyük bölümü de İhvan’ın ABD ile yakınlığını biliyor. İhvan’a yönelik 1982’de gerçekleştirilen Hama katliamı öncesinde, örgütün neler yaptığını unutmuyor.

Rusya’ya rağmen çözüm mümkün mü?

Rusya, Suriye’de işi sıkı tutuyor. Suriye’de deniz üssü olmazsa, sadece Akdeniz’de değil, Ortadoğu ve Avrasya’da büyük zaaf yaşayacağını biliyor. Diplomasiden anlayan kimse de zaten, Karadeniz’de 2014’te Ukrayna’nın elindeki Kırım’ı ilhak eden Rusya’nın, Akdeniz’de 1971’den beri kullandığı Tartus Üssü’nden vazgeçmesini beklemiyor. 2011’de başlayan iç savaştan bu yana, 1 milyona yakın yurttaşını kaybeden, nüfusunun üçte biri ülkesi dışına çıkan (4 milyonu Türkiye’de, birer milyonu Lübnan ve Ürdün’de), 8 milyonu ülkesi içinde yer değiştiren Suriye de, bizzat kendisinin davetiyle gelen Rusya ve İran’ın desteğinin sürmesini istiyor. İç savaş öncesinde, kendi kendine yeten bir ekonomi olan, diğer Arap ülkelerine oranla daha ileri bir sanayi altyapısı bulunan, tarımdan tekstile dek geniş bir yelpazede kendi ihtiyacını karşılayabilen Suriye’de rejim, Moskova ve Tahran’la ittifakı çok önemsiyor.

Bu noktada Türkiye’nin tavrı önemli. Birincisi, Türkiye-Suriye sınırı en uzun sınırımızı oluşturuyor (911 kilometre). İkincisi, kabaca bu sınırın üçte ikisini, Suriye’nin üçte birini PKK terör örgütü denetliyor. Üçüncüsü Türkiye, Suriyeli sığınmacılar için harcadığı 40 milyar doları aşkın parayla mali açıdan da zorlanıyor. Dördüncüsü, Suriye’deki bunalımın etkileri, her anlamda ve çok yönlü olarak doğrudan Türkiye’ye yansıyor. Beşincisi, ABD’nin, Irak’tan sonra Suriye’yi de bölmeye çalışması, Türkiye ve İran’ın da bütünlüğünü tehdit ediyor. Sonuçta Türkiye, Suriye’de çatışmalar başladıktan hemen sonra, hesapsız, keskin şekilde taraf olmanın ağır sonuçlarına katlanıyor.

Kıssadan Hisse: “Ben, siyasal sorunları da askeri durumlar gibi harita üzerinden incelerim” diyen Atatürk’ün dış politikası, Türkiye için tek çözümdür.