Ne yapmalı?

25 Aralık 2018 Salı

Donald Trump’ın, IŞİD’i yendiğimize göre artık Suriye’den çekilebiliriz, açıklamasının içtenliğine inanmak için, ABD’nin oraya IŞİD ile mücadele için gittiğini sanacak kadar saf olmak gerekir ki bu durumda olanların, Irak ve Suriye olaylarını da, Ortadoğu’yu da, ABD emperyalizmini de anlamalarına imkân yoktur.
Başkan Trump’ın ani çekilme kararının, başta bunu ilk kez açıkladığı telefon görüşmesi sırasında bizzat Tayyip Erdoğan’ı da şaşırttığı söyleniyor.
Herhalde olayı başkalarına öyle sunmakta yarar görse dahi, çekilme kararının kendi baskısı karşısında Trump’ın geri adım atmak zorunda kalması olarak yorumlanmasının doğru olmayacağını herkesten çok bizzat Erdoğan’ın kendisi bilmek durumundadır.
Şimdiye dek Başkan’ın çekilme kararının üstündeki giz perdesini sıyıracak doyurucu bir açıklamayla karşılaşmış değiliz.
Kararın bizzat Başkan’ın yakın çevresi içinde de şaşkınlığa ve de hoşnutsuzluğa yol açmış olduğu, Savunma Bakanı James Mattis’in ardından IŞİD ile Mücadele Temsilcisi Brett McGurk’ün de istifa etmelerinden anlaşılmaktadır.

***

Görünen o ki, Suriye’den çekilme kararı, yönetimin ortak düşüncesini yansıtan bir politika değildir ve karşı tepkiler süreceğinden kararın getireceği sonuçlar konusunda belirsizliklerin olması doğaldır.
Bu belirsizlik ortamında kararın gerçek gerekçelerinin ve oluşma sürecinin içyüzünü araştırırken, Başkan’ın açıklamasının Türkiye açısından olumlu olduğunu söylemek gerek.
Trump’ın kararının PKK, PYD/ YPG’de yarattığı terk edilmişlik duygusuna gelince: Hemen belirtelim ki bu Kürtler için emperyalizmin ve de ABD’nin satışına gelme konusundaki ilk örnek değildir.
Bu gerçek bir daha göstermiştir ki, bölgedeki sorunların çözümünde, bölgesel uzlaşmaların esas öğe olduğunu görmeden, bölgenin çoğunluğuna karşı sırtını emperyalizme dayayarak çözüm arama girişimleri sonuç vermeyen davranışlardır. Ama son olayın bir kez daha ortaya koyduğu gerçekten yeterince ders alındığını sanmıyorum.
Bu yeni durumda her şeyden önce, iktidarın yüksek sesle itirafı güç olan bir hususu, yani başlangıçtaki Suriye politikasının yanlış olduğunu fazla dillendiremese de içtenlikle kabul etmesi gerek.
Suriye’deki yangına bir ara körükle giden Türkiye, yanlış politikasını pahalıya ödemiştir. Suriye hengâmesinden en zararlı çıkanların arasında Ankara, Şam’ın hemen arkasından gelmektedir. Ve kalıcı hasarlar bırakacağı görülen Suriye politikasının doğurduğu yıkımların giderilmesi yıllar alacaktır.
Peki, şimdi ne yapmalı?
İlk yapılacak iş, çıkarlarımızın kiminle çakıştığı, kiminle çatıştığı hususunu saptamak olmalı.
Bunu yaparken, Esad takıntısından kurtulup olaya soğukkanlı yaklaşmak şart. Çünkü Esad’ın çıkarları ile Türkiye’ninkiler bir noktada kesişmektedir.

***

Türkiye ile Suriye’nin çıkarları, bu konuda herkesin şablon olarak kullandığı ama içtenlikle inanmadığı Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı noktasında kesişiyor. Türkiye de bu noktanın hep özenle altını çiziyor göründü, ama gerçekten içselleştiremedi. Şimdi içselleştirmeyi yapmak zamanıdır.
Şu anda var olanlar içinde Suriye toprak bütünlüğünün yeniden yaşama geçmesini gerçekleştirecek en güçlü aday, Rusya ve İran’ın da bu konudaki desteğini sağlamış olan Esad’dır.
Ankara’nın, Washington’un bölgedeki manevralarının aleti olmadan, Esad takıntısından kurtulması tutulacak en doğru yoldur.
Tabii bu arada bir zamanlar iktidarın fena halde başını döndüren Osmanlıcılık ham hayallerinden vazgeçip, Cumhuriyetin geleneksel Ortadoğu politikasına dönmenin gerekliliğini burada bir kez daha anımsatmaya gerek yok sanırım.