Zafer Arapkirli

Rabbim ‘aldıkça alıyor’

28 Aralık 2018 Cuma

Sayın Bülent Arınç’ın veciz bir sözü vardı:
“Kurban olduğum Rabbim
verdikçe veriyor…”
İktidarın peşpeşe gelen siyasi kazanımlarına vurgu yaparken sarf etmişti bu sözü.

Bugün bizim açımızdan, yani demokrasiden, özgürlüklerden, hukuktan ve adaletten yana kitleler açısından bakıldıkça, “Rabbim” maalesef aldıkça alıyor. Her gün, hatta her geçen saat hukukun, adaletin, demokrasinin ve insan haklarının yara aldığı, insanların hukuka olan inançlarının, dolayısıyla da geleceğe olan umutlarının zedelendiği örneklere tanık alıyoruz.
Sadece bir gün içinde 3 haber başlığı, bu bağlamdaki umutları sararttı.
Varan 1:
Fox Haber ve Halk TV’ye yayın durdurma ve para cezası. Bir yayın kuruluşuna, gazeteciye verilecek en ağır cezadan söz ediyoruz. Üstelik de bu kararı veren kurum (bu durumda Radyo Televizyon Üst Kurulu - RTÜK) siyasi parti temsilcilerinden oluşuyor ve iktidar blokunun “parmak çoğunluğu ile” çalışıyorsa. Bu da yetmiyormuş gibi, “En Üst Muktedir İrade”nin demecinden adeta bir “görev çıkarıyormuş” izlenimini fevkalade vererek.
Varan 2:
TBMM çatısı altında, bir milletvekiline (yani seçilmişe) parmak sallayarak ve üst perdeden avaz avaz “Dinleyin!” diye bağırarak konuşan (atanmış-bürokrat statüsündeki) bakanla polemiğe giren milletvekili hakkında dava açılıyor. Gerekçesinde de, sanki “Aralarında komutan-ast rütbeli asker ilişkisi varmışçasına” bir gönderme ile. Ne yani? Meclis kürsüsünde bir milletvekili, bir bakanı eleştiremeyecek mi artık? Eleştirince, kendini yargı önünde mi bulacak? Ve daha da vahimi, yine bir önceki örnekte olduğu üzere “En Üst Muktedir İrade”nin parmakla işaret etmesi üzerine!..
Varan 3:
Meclis Başkanı, partisinin büyükşehir başkan adayı olarak gösterilmesine rağmen, görevinden istifa etmek zorunda olmadığına hükmediliyor. Kim tarafından? Yine “En Üst Muktedir İrade” tarafından. Oysa ki, T.C. Anayasası (çok net biçimde) tam tersini emrediyor: “…Meclis Başkanı Meclis içinde ve dışında siyasi parti faaliyetinde bulunamaz…” diyor. Nokta.. Seçim kampanyasında ne yapacak Sayın Meclis Başkanı? O makamdaki icraatını mı anlatacak? İktidar partisine oy isteyecek. Partisini savunacak, oy isteyecek. Anayasayı çiğneyecek yani. Sorulduğunda kendisi şu yanıtı veriyor. “Bu tartışma kapanmıştır…” Yani, “Bırakın anayasayı.. Hükmü sayın liderimiz verdi” demeye getiriyor.
Dedim ya:
‘Rabbim aldıkça alıyor…’
Basın, düşünce ve ifade özgürlüğünün, eleştiri ve sorgulama özgürlüğünün, uyarıda bulunma özgürlüğünün ayaklar altına alındığı bir dönemdir bu. Muhalif sesleri ekrana, mikrofona, sayfalarına yansıtan medyanın baskı altına alınması, özellikle seçim dönemlerinde “Adil olmayan yarışma” anlamına gelir ki, bu da geçmişte defalarca yaşandığı gibi, seçimin (ya da referandumun) sonucunu “gayri meşru, geçersiz” kılar.
Oldu olacak, sonuçları şimdiden Anadolu Ajansı (A.A.) ve TRT’den ilan edin, yandaş gazetelerde 9 sütuna basın da, zahmete girmesin memleket. Onca emek ve çaba da harcanmasın.
Bir ülkenin tüm yasaları ve anayasanın hükümleri ve tüm mahkemelerin yetkilerinden de ağır bir yükümlülüğü vardır Yüksek Seçim Kurulu’nun. Bu kurulun görev süresinin ilginç koşullarda uzatılması, tam da aynı günlerde “Cumhurbaşkanı, seçim yasaklarıyla bağlı değildir” hükmünü vermesini saymıyorum bile…
Bunun adına demokrasi diyebilir misiniz?
Derseniz, yüzünüz nasıl olur da kızarmaz?
Hukukun, adaletin, hakkaniyetin, en önemlisi de demokratik ilkelerin üzerinden paspas gibi yürüyüp geçerek kazanacağınız bir “Seçim Zaferi” sonsuza kadar tartışılır.
Sonuç, o gecenin tutanaklarının üzerine yazıldığı saman kâğıttan bile daha değersiz hale gelir.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mektep... 29 Aralık 2021
Yandaşlık zor zenaat 24 Aralık 2021

Günün Köşe Yazıları