Adnan Binyazar

Bir yerden göçmek

01 Şubat 2019 Cuma

Bilgisayarın “Gelen Kutusu”nda arada bir Uplifers adı altında birçok kişinin merakını çekecek içerikte dosyalara rastlıyorum. Okuduktan sonra onları iyi değerlendireceklerine inandığım dostlarıma da aktarıyorum. Geçen hafta gelen Uplifers’ta, tatilini ailesiyle Finlandiya’nın Lapland kentinde geçiren Gamze Baytan’ın rengeyikleriyle ilgili gözlemlerine ilişkin yorumuna yer verilmişti.
Baytan’ın yorumları bende yorum gereksinimi uyandırdı. Hayvanların dünyasını insana uyarlayamıyoruz ama evrimleşmenin deneyimleriyle, insanca değerlerimizi hayvanda görebiliyoruz. Şartlandırma eğitimiyle uyuşturucu maddeleri bin bir delikten çıkarıp insanlığın önüne yalnızca köpekler döküyor. Aziz Nesin, Berlin’deki bir konuşmasında insanla köpek arasındaki yakınlığı dile getirirken, “Burada köpek, çocuğun yerini almış” demişti.
Kim bilir öbür hayvanlarda insanı rahata erdirecek ne beceriler saklı...

Rengeyikleri
80 bin nüfuslu Lapland’da 200 bin rengeyiği yaşıyormuş. Onlardan birine sahip olmak için ya rengeyiği sahibi biriyle evlenmek ya da baş üstünde tutulan o hayvan dostumuza bakıcılık yapacak düzeyde bir eğitimden geçmek gerekiyormuş.
Baytan, görüntüsel izlenimlerle yetinmiyor, üşünsel bir dünya da kurguluyor. Turistlerden biri, tek boynuzlu bir rengeyiğine ilgiyi çekince, bu onda insandaki organ eksiklerini çağrıştırıyor. “Ne yazık şimdi komplekslidir bu hayvancağız diğerlerinin yanında” diye düşünmüş olsa da, hayvanla kompleks kavramını birbiriyle bağdaştıramayınca onu insanla karşılaştırıyor: “O an insanlara göre hayvanların ne kadar rahat bir dünyası olduğunu düşündüm. Sadece oldukları gibiydiler işte. Bir boynuzu vardı ya da yoktu. Oturup bunu düşünmüyorlardı, kurmuyorlardı, egolarını pusulaları yapıp kendilerini diğer arkadaşlarıyla kıyaslamıyorlardı insanlar gibi.”

Bir yerden göçmek Mevlana
Her gün bir yerden göçmek ne iyi/Her gün bir yere konmak ne güzel/ Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş!” diyor. 11. yüzyılda “Erdemin başı dil” diyen Kaşgarlı Mahmut’la başlayıp, 13. yüzyılda “Cennet cennet dedikleri/Birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver sen anı/ Bana seni gerek seni” diyerek varlık bütünlüğüne eren Yunus Emre, “bulanmadan, donmadan akan” Mevlana değil de kim aydınlanmacıdır şu yeryüzünde?
Bir yerden göçmek, insanda yeni duygu oluşumlarına yol açar. Gittikleri yerlerde yemeyi içmeyi, coşkuyla bir yeri daha görmenin özelliklerini anlatmayı yeğleyenler de az değildir. Onların arasında öyle laf üreticileri vardır ki, bir ayda gezip gördüklerini, yiyip içtiklerini, yatıp kalktıklarını, denizlerinde göllerinde nasıl takla atarak yüzdüklerini anlatmayı on bir ayda bitiremezler!

Yorum
Yorum, çağrışımlar yumağıdır. Çözmesini bilen, yumaktan yeni yorumlar yaratır. Baytan, dolaylı yoldan, “Tıpkı insanlar gibi; kendilerine egolarının boy aynasından değil ruhunun aynasından bakan insanlar gibi” diyerek, bunun, rengeyiklerindeki doğallığına değiniyor. Ona göre insan, o onurlu hayvan gibi, kendini her yönüyle, nasılsa öyle kabul edip sevebilmeli. O zaman alışılmış kalıplar arasında sıkışıp kalmayacak, ruh özgürlüğü neyi gerektiriyorsa onu yapacaktır.
Böceğinden atına eşeğine, her yaratık bakmayı biliyor, ama bakarken düşünmek insana, insanın da pek azına özgüdür. Boynuzunun biri kırık bir rengeyiği, Gamze Baytan’ı dış dünyanın görkeminden koparıp iç dünyasının geniş düşünceleri arasında gezdiriyor. Bu bağlamda ona bu bakış açısını kazandırdığı için orada karşılaştığı turistle rengeyiğine teşekkür etmeyi de unutmuyor.