Feyzi Açıkalın

Muhtarlara bak, belediye başkanlarını al

04 Şubat 2019 Pazartesi

 

Yazının başlığı ve onunla ilişkili kurgusu, “Manifestoya rağmen nedir bu telaş” olacaktı. Kendi mahallemdeki muhtar adayı patlaması dikkatimi çekince başlık değişti.

Başka mahallelerde durum aynıydı. “Bit” değil ama “mahalle pazarına” nur yağmış olmalıydı! Herkesin gözü seçim pazarlığındaki siyasi partiler ve onların isyankar evlatlarındayken, bir başka alanda da savaş demeyelim ama yoğun çalışma sürmekteydi.

Haksız değildiler. 2023 yılına yetiştirilmeye çalışılan yeni rejimde muhtarlar için müthiş roller biçilmişti. Hem de hemen, 2014 yerel seçimlerinin ardından başlayarak.

Saraya kabul edilmişlerdi bir kere. Direk ilişki kurabilmek gibi(!) her kula nasib olmayacak bir ayrıcalığı elde etmişlerdi. Halkın en büyük temsilcileri oldukları, yerelden tepeye doğru işleyen bir demokrasinin çarkları işlevi gördükleri söylendi, gösterişli toplantılarda.

Maaşları artarken, mahalle ve beldelerindeki her türlü tatsızlığı(!) saraya bildirme göreviyle de üstlendirildiler. Bu onurlu paye onlara güç sağladı. Böylece, bir sonraki olan 31 Mart yerel seçimlerinde adaylık patlaması yaşandı.

Muhtarları anlıyorum. Merkezdekilerin maaş; kırsaldakilerin ise silah ruhsatını kolayca alıp, tabancayı beline takarak sandık denetlemeye gidebilme ihtimalleri üstünden düş kurmalarına eyvallah diyorum.
Ama özellikle kent örgüsüne kavuşmuş beldelerdeki yerel yönetimlere talip olma savaşını, bencileyin anlayabilmiş değilim.

Geçen günkü açıklanan manifestoda, belediye bütçelerinin denetiminin sarayda olacağı net olarak belirtiliyordu. Şeffaflık maddesinde söyleniyordu bu; hizmet ve yatırımların kaynağını titiz bir şekilde değerlendirilecek, sonra adımlar atılacaktı…

Manifesto, adı üstünde, açıklamak anlamına geliyor. Anormalliğin kitabını gelecek binyıllara bırakmak için hep birlikte yazmakta olan ülke bireylerine, bundan sonraki aşamanın yerel yönetimleri de saray bağlamak olduğu manifestoyla açıkça belirtiliyor.

Bu şeffaf söylemi biz ölümlüler hala anlamıyor olabilirdik ama kurt politikacı öyle olmamalıydı. Öyleyse bu istek ve ısrar nedendi? Neden mesela, CHP örgütü kırk yıldır o beldeyi yöneten partilisini aday göstermedi demiyorum, göstermeme nedenini açıkça belirtmiyordu?

İsyan bayrağı çekip, adaylığını aniden başka bir siyasi oluşumun içinde açıklayan bir aday, bu kararı nasıl alıyor ve hangi beklentiler içinde oluyordu? Seçmen kitlesiyle neyin üstünden bir aidiyet duygusu kurmuş olmalıydı ki, onlardan kırsalın feodal yapısındaki marabası gibi davranmasını bekliyordu?

Beldesinin görece aydın yapısı ve kent rantının geliriyle palazlanıp, Osmanlı’nın yıkılışına yakın isyanlar çıkartan paşalar, hatta hamamcılar gibi(!) bağımsızlık ilan etmeye mi yelteniyorlardı? Yoksa, ülkenin tek bir merkezden yönetilmekte olduğunu ilk onlar anlamıştı da, kaynağa yakın mı olmak istemişlerdi?

En küçük mahalli birim yöneticileri olan muhtarların aday olmalarındaki isteklilik daha masum kalıyor. Ama bırakın adaylığa ilişkin kavgayı, sırf seçime katılarak bile rejime geçerlilik kazandıran siyasi oluşumlar ve adaylığı ölüm kalım meselesi yapan siyasetçiler ileride nasıl anılacaklarını zannediyorlar? Belki de onlar için bir “ileri”, bir “mutlu gelecek” olası görünmediğinden parsayı toplama derdindeler.
Yanılıyorlar ve tarih içinde onlar da hesap verecek…

 

 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları