Köşe Yazısı

A+ A-

Bu yerel seçimin ne anlamı var?

5 Şubat 2019 Salı

Yerel yönetimlerin demokrasinin beşiği olduğu yaygın söylemi her yerde kuşku götürür, bizdeki uygulamada ise yanlış olduğu kesindir.
Tartışmanın teorik yanına girmeksizin belirtelim ki, hemen her yerde ama özellikle bizde, yerel yönetimler, merkezi yönetimin yanında yeni bir rant bölüşüm odağıdır.
Bu durum, yeni bir yerel yönetim modeline olan istemi doğurmuş ve büyütmüştür. Bütün dünyada da örneklerine rastlandığı üzere burada esas iş sola düşmektedir. Şu ana kadar aday belirlemeden kafasını kaldırıp, (neyse ki, bütün adaylarını seçimlerden önce açıklama becerisini nihayet gösterebildiler!) başka bir şeyle uğraşmaya fırsat bulamayan sosyal demokratlar geçmişte bazı bölgelerde örneklerini sergilemiş oldukları, sol sosyal demokrat belediyeciliğin ilkelerini etraflıca açıklamayı henüz yapamamışlardır.

***

Ama aday seçiminde daha önce bu alanda başarı göstermiş olan kimseleri öne çıkarmasında ve genel başkanının açıklamalarının ortaya koyduğu gibi CHP bu gereksinimin farkına varmıştır.
Sosyal demokratların bu farkındalıkla, talan, yağma, rant, tüketme, kirletme beşgeninin sınırları içine sıkıştırılmış, bugüne dek, bazı istisnalarına karşın süregelmiş belediyecilik yerine, üretici, koruyucu, değer ve istihdam yaratıcı, hemşeriye öncelik veren rantın yerine, toplumsal yararı ve paylaşımı üstün kılan yeni yerel yönetim modeliyle, Türkiye’de, yeni ve çağdaş merkezi yönetimin modelinin de halkın da katkısıyla yaşama geçirilmesinin önünü açması beklenebilirdi.

***

Ama üzülerek söylemeliyim ki, 31 Mart seçimlerinde, halkın oyunu alsa dahi sosyal demokratlar böyle bir olanağa sahip olamayacaklardır. Çünkü, sol, yerel yönetim makamlarını seçimle ele geçirse bile politikalarını, yaşama geçirecek yetkiye sahip olamayacaktır.
Tayyip Bey’in başarısız olanların yerlerine kayyım atanarak, merkezi yönetimce (Cumhurbaşkanlığı demektir) saf dışı edimesi uygulamasından söz etmiyorum.
Ona ihtiyaç olmadan da, yerel yönetimlerin anahtarı yine Tayyip Bey’in elindedir.
Bu durum ülkemizde daha önce de çok farklı değildi. Bütün dünyada yerel yönetimlerin gelirleri içinde merkezi yönetimlerden aktarılan kaynaklar önemli bir yer tutar. Bir genelleştirme yapmak gerekirse bunun yarı yarıya olduğu söylenebilir.
Merkezi yönetimden yerel yönetime kaynak aktarımının nesnel ölçütlere bağlandığı çağdaş ülkelerin tersine bir uygulama içinde olan Türkiye’de bu merkezi yönetimin aktardığı kaynak oranı dörtte üç mesabesindedir.
Bilindiği gibi, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki mali vesayet ilişkisi 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir.
Son dönemde, Cumhurbaşkanı’nın yerel yönetimler üzerindeki mali vesayetini pekiştirecek üç yeni düzenleme daha yapılmıştır.
Bunlardan birincisi 9 Ağustos 2018’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Hazine Kurumlar hesabı kapsamına yerel yönetimlerin de alınmış olmasıdır.
İkinci olarak, 17 Ocak 2019’da 5779 sayılı yasanın 6. maddesine eklenen şu
2. fıkradır: “Belediyelerin ihtiyaç duyduğu yatırım nitelikli projelerin gerçekleştirilmesi amacıyla Strateji ve Bütçe Başkanlığı bütçesine konulan belediyelere yardım ödeneğini, belediyelerin talepleri üzerine kullandırılmaya Cumhurbaşkanlığı yetkilidir.
Üçüncüsü ise İller Bankası kârının yüzde 51’inin hibe olarak dağıtılmasını Cumhurbaşkanlığı yetkileri içine sokan yolun açılmasını sağlayan uygulamadır.
Görülüyor ki, yerel yönetimlerin makamı kimin elinde olursa olsun gelirinin anahtarı Reis’in elindedir ve böyle oldukça da, yerel yönetime gelen kim olursa olsun, kimin borusunun öteceği bellidir.
Bu durumda şu soru kaçınılmaz olarak geliyor gündeme:
-Bu yerel seçimin anlamı ne?

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Yersen! 15 Şubat 2019 Cum
Bir çöküşün anatomisi 12 Şubat 2019 Sal
Oy halktan, meşruiyet hukuktan 8 Şubat 2019 Cum