ODTÜ ile ‘uçurmak’!

11 Şubat 2019 Pazartesi

Başkan ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 6 Şubat Çarşamba günü ODTÜ Teknokent Bilişim İnovasyon Merkezi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, çağımızda teknolojinin büyük önemine değindi. ODTÜ’nün başarısını kastederek sözlerini kenetlenirsek ülkemizi uçururuz diye tamamladı.
ODTÜ’nün tarihinde görülmeyen polisiye önlemler açılışa gölge düşürmekle birlikte, Erdoğan’ın konuşması yeni rejimin bilim ve teknolojiye bakışının bir özeti özelliği taşıyordu.

Çatı tamam
Başkan Erdoğan, günümüzün küreselleşen dünyasında ülkeler arasındaki büyük yarışın bilim ve teknoloji alanında yaşandığının altını özenle çizdi. Teknolojik bağımsızlığın ekonomik ve askeri açılardan büyük önemine dikkat çekti.
Bilgiye erişimin kolaylaştırılması gerektiğine değinen Erdoğan, iktidarı döneminde üniversite sayısının 76’dan 206’ya; öğrenci sayısının 1.6 milyondan sekiz milyona ve öğretim elemanı sayısının da 76 binden 162 bine çıktığını gururla vurguladı. Almanya’da öğrenci sayısının yalnızca üç milyon olduğunu söyledikten sonra, bizdeki eksiğin nitelik ya da kalite yetersizliği olduğunu, onun da yakında çözüme kavuşturulacağını, daha önce birkaç kez yaptığı gibi, yineledi.

Temel olmayınca
Konuşmada ODTÜ’nün geçmişte ideolojik kavgalara rağmen marka değeri yüksek bir gelişme gösterdiğinin dile getirilmesi, doğrusu, nedenlerine inilmeden varılan bir sonuç özelliği taşıyordu.
ODTÜ’nün yükselişi, kuruluşundaki yapılanmasına damgasını vuran kurumsal özerkliğine; bilimsel araştırma özgürlüğünün varlığına ve özellikle de bilim insanlarının yalnızca bilimsel nitelik ve başarılarına bakılmasına dayanıyordu.
AKP üniversitelerinde bu altyapının kırıntısı bulunmuyor
AKP iktidara gelir gelmez, önce, üniversitelerin yakın işbirliği içinde olduğu bilim üst kurumlarını, TÜBİTAK ve TÜBA’yı, tamamıyla kendisine bağladı; sonra da 12 Eylül 1980 askeri darbesinin eseri olan YÖK’ü, yanlı rektör atamaları; kadro ve bütçe tahsisleri yoluyla üniversite üzerinde daha da ağır bir baskı aracına dönüştürdü. Atanan rektörlerin pek çoğu üniversitelerinde birer reis kesildi.
Bilim nesnelliktir; bilim insanı, kendisine karşı nesnel ve yansız davranılmasını ister. AKP ve bağımlı kıldığı kurumların yöneticileri, yandaş olmayan bilim insanlarını dışlıyor; onlara yaşam hakkı tanımıyor. Bilim insanını körleştiren yandaşlık yarışı, niteliğin önüne geçiyor.
Yurtdışı görevlendirmelerde de artık kopkoyu yandaşlık belirleyici oluyor. Üst düzey atamalarda da yandaş çocukları ayrıca kollanıyor.
Son iki-üç yıl içinde altı bin dolayında bilim insanı hiçbir somut gerekçe gösterilmeden üniversiteden uzaklaştırıldı; onlara yargıya başvurma yolu bile kapatıldı. Bilim dünyası için bundan daha korkutucu ne olabilir?
Üniversite ortamı, gerçek bilim insanlarını ülkeyi terk etmeye zorluyor.
Nitelikli üniversite, yalnız ve ancak nitelikli üniversite öncesi eğitimin üzerinde yükselebilir. AKP iktidarı o eğitimi de ilkelleştirdi. O kadar ki günümüzün bilimsel gelişmelerinin temeli olan Evrim Kuramı, 2017-18 ders yılı başında ders programlarından çıkarıldı. Nisan 2016’dan bu yana küresel bilgi ansiklopedisi Vikipedi’ye erişilemiyor.
Bilimsel gelişmenin, özellikle günümüzde, vazgeçilmez ayağı uluslararası işbirlikleridir. Türkiye, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi-CERN’in aday üyesiydi; 2012 sonunda AKP iktidarı ülkemizin CERN tam üyeliğine geçmesini reddetti; diğer iki aday üye Sırbistan ve G. Kıbrıs tam üye oldular.
Ülkelerin araştırma ve geliştirmeye (AR-GE) ne kadar önem verdiklerinin göstergesi, toplam ulusal üretimden (GSYH) AR-GE’ye ayırdıkları paydır. Üniversite, diğer kamu ve özel sektör üçlüsünün AR-GE’ye ayırdığı para, uzun AKP’li yıllarda ciddi bir artış göstermemiş, 2017’de ancak yüzde 0.96 düzeyine yükselebilmiştir (TÜİK, Haber Bülteni, 28 Kasım 2018). Erdoğan’ın konuşmasında övdüğü Çin’de bu oran yüzde 2.1; G. Kore’de ise yüzde 4.3’tür.
Konuşmada bu ana sorunlara hiç değinilmeyince kenetlenerek uçmak da havada kalıyor.