Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Deniz Yıldırım

Tanzim satış

13 Şubat 2019 Çarşamba

Ne diyordu Erdoğan 2005’te? “Devlet artık ekonominin içinde yerini almayacak ve tüccarlık yapmayacak. Bunu bırakalım özel sektör yapsın.”
Ne diyordu Erdoğan, TEKEL işçilerinin 4-C direnişini haksız konuma düşürmek için? “Devlet artık ticaretin içinde olmamalı. Özel sektörün girmediği yere devlet girmeli.”
Sonuç mu? Devlet, özel sektörün olduğu alanlara giriyor ve alım-satım yaparak rekabete girişiyor. Ekonomide “devlet ekonomiden çekilsin, halktan alınanları üç-beş aileye transfer etsin” programı hayat pahalılığı duvarına tosladı. Türkiye’nin her yerine binlerce mağazayla yaydıkları “özel” market zincirleri aracılığıyla bile çözüm üretemediler. Tanzim satış kuyruklarında iflas eden, bu özel çıkarcı programdır.
Tanzim satış kuyrukları özel çıkarcılığın, ranta dayalı ekonominin, üretmeden tüketme programının tükenişinin göstergesi olsa da; AKP’nin kendi yarattığı bu soruna bulduğu çözüm halkçı ve kamucu değil. Olamaz da. Beştepe’de Saraylar yükselten iktidar siyasetiyle Kızılay’da, Sıhhiye’de yoksul halkı patates, soğan kuyruklarına mahkûm eden program birbirini bütünlüyor çünkü. Atatürk imzalı Orman Çiftliği arazisine Saray yapan siyasetten söz ediyoruz.
İyi de, karşı mı çıkalım tanzim satış uygulamasına? Hayır; ama iktidarın niyetini göstermeye bakalım asıl. Bugün üretim maliyetleri çok yüksek; köylümüz tarımdan çekildi. Dışalımın önü bizzat Saray tarafından imzalanan kararlarla açılıyor. Bu ortamda maliyetler düşürülmeden, üretim teşvik edilmeden devlet aracısız alım yapsa bile hayat pahalılığı bitmez. Nitekim satışa sunulan ürünler yine de pahalı.
İktidar, yarattığı pahalılığı ve sefaleti kabul etmiş oldu. Fakat hayat pahalılığı sebze, meyveyle sınırlı değil. Zamlar her alanı etkiliyor. Milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerimizde bu sorunlar, gösteri amaçlı tanzim satışlarla çözülemez. Arkadaki program aynı kaldığı, halkın serveti üç-beş “kadrolu” aileye transfer edildiği, krizin faturası vergi ve zamlarla bize kesildiği, ücretler iyileştirilmediği sürece tanzim satışlar sadece çarşının, pazarın ateşini biraz düşürmeye ve AKP’nin en yoksullarla kurduğu ilişkiyi en az zararla seçime kadar sürdürmesine yarar. Zaten amaçları da bu. Sonrası, daha büyük yoksullaşma dalgası.
Gelelim kanıtımıza. Bizim tarım kredi kooperatiflerimiz var. 1936’da bir numaralı kurucu üye sıfatıyla ilk başvuru dilekçesini imzalayan ve tarım kredi kooperatiflerinin kuruluşuna imza atan kim mi? Mustafa Kemal Atatürk. Bugün AKP’nin kurduğu tanzim satış mağazalarına ürün sağlayan, üreticiden aracısız olarak ürünü alıp aktaran kim peki? Bildiniz. Tarım Kredi Kooperatifleri. Evet evet, “bunların dikili bir ağacı bile yok”.
Sorumuz belli: Tarım Kredi Kooperatifleri’nin başta Ankara olmak üzere birçok şehirde marketi var. Tanzim satış niye bu marketler üstünden veya Tarım Kredi Kooperatifleri eliyle yapılmıyor? Çünkü hedefte, ucuz gıdayı sağlayanın “AKP’li belediyeler” olduğunu göstermek var. Kimler başlattı bu uygulamayı? İstanbul ve Ankara’nın AKP’li büyükşehir belediyeleri. Diğer şehirlerde, AKP’li olmayan belediyelerde yoksulluk yok mu? Elbette var. Fakat amaç başka; tarım kredi kooperatiflerinin sağladığı gıdaları sadece AKP’li belediyeler aracılığıyla satışa sunmak; yerel seçim öncesi kamu kaynakları eliyle “sadece biz pahalılıkla mücadele ediyoruz” mesajı vermek istiyorlar. Aksi olsa, amaç gerçekten pahalılıkla mücadele olsa; ülke genelinde tarım kredi kooperatifleri etkinleştirilir, satışlar bu kooperatiflerin marketleri aracılığıyla yaygınlaştırılır ve halkımız sefalet kuyruklarına mahkûm edilmeden ucuz gıdaya parti, belediye ayrımı olmaksızın ulaşabilirdi. Halkçılık budur. Aksi, ekonomik ve siyasi rantçılıktır.
Onlar yapmaz da, üreticiden tüketiciye tanzim satış uygulamasını 70’lerin sonunda kendi belediyesi eliyle İzmir’de başlatmış muhalefet partisi, “şu hayat pahalılığında bu tartışmaya biz niye kendi deneyimimizle giremedik” diye düşünür mü? Zor. Demek yine geldik aynı noktaya. Türkiye’de bir dönemin programı ve siyaseti, iktidarıyla muhalefetiyle tıkandı. Yerine ne koyulacağı ise hâlâ belirsiz. Özelleştirmecilik, “özelleştirmede rekor kırdık” diye övünenlerce bile inkâr edilirken; gerçekten halkçı ve kamucu bir programı model haline getirmenin, öne sürmenin tam zamanı değil mi oysa?

Tümü Deniz Yıldırım - Son yazıları

POP: Pusulada Olmayanlar Partisi 20 Şubat 2019 Çar
Türkiye’ye İzmir modeli 16 Şubat 2019 Cmt
Tanzim satış 13 Şubat 2019 Çar