Köşe Yazısı

A+ A-
Özdemir İnce

Erdoğan hazretlerinin Lisan-ı Arabi merakı

22 Şubat 2019 Cuma

13 Şubat 2019 tarihli Cumhuriyet’te çok güzel, etkili yazılar ve doyurucu haberler vardı. “Failleri” kutlarım. Arapça “Fail” sözcüğü, Türkçe “Özne” ve “Yapan”; Fransızca “Sujet” ve “Auteur” anlamına gelir. Bu Arapça sözcüğü sayfa arkadaşım, 60 yıllık dost ve yoldaşım Ataol Behramoğlu’nun “Kartal’daki Facia Üzerine” başlıklı muhteşem yazısından aldığım ilhamla yazıyorum. Ataol, her ölümlü olayda “Şehit” kavramının kullanılmasına da itiraz ediyor. Katılıyorum: Şehit’in tanımı başkadır kara kaplı kitapta. Sağcı ve İslamcılar, kendi suç ve ihmallerinin sorumluluğundan kurtulmak için “şehit” sıfatını istismar ederler, ulufe gibi dağıtırlar. Şehit değil, doğrusu kamusal kurban.
Bu komik Arapça tutkusunu ben de 15 yıl önce “teşhis, teşhir ve tenkit” etmiştim. Bir bölümünü zuladan çıkartıyorum:

***

Araplar helada hangi dille konuşuyor? *
“Sorun Sadece İmam Hatipler Değil” yazılarımı okuyan bir okurdan aşağıda yer alan iletiyi aldım. Okurumun yazdıkları inanılacak gibi değil. Ama eğitim ve öğretimin, dolayısıyla Türkiye’nin içine düştüğü, düşürüldüğü ağlanacak durumu bütün çarpıcılığıyla açıklıyor:

***

“12 Eylül’ün hemen sonrası Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenciyiz... Bir gün ders sonrası amfiyi terk edip tuvalete gittiğimde alt sınıflardan yeni öğrenciler öğrendiklerini bir hevesle pisuvar başında işerlerken tekrarlıyorlardı. O sırada içeri giren üst sınıftan abileri büyük bir hışımla çıkıştı: ‘İşerken Arapça konuşmaya utanmıyor musunuz?’
Ya da koridorlarda amfi önlerinde beklerken kitaplarının üzerine oturan öğrencileri kaldırıp Arapça kitabın üzerine oturulamaz gibi düşünceleri olan ve orada okuyan çoğu öğrenciyi yönlendiren imam hatipli arkadaşlarımız vardı...
Şimdi şu yapılan tartışmalara bakıyorum da eyvahlar olsun demek bile az geliyor bazen...”

***

Bir bölümü 17 Nisan 2004 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan söyleşimizin henüz yayımlanmayan uzun bölümünde Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk “İslam Dini neden öğretilemiyor” sorumu yanıtlarken “Arapça” totem tapıncına da bir açıklık getirmişti:
Tam meselenin köküne değindiniz. İslam öğretilemiyor diyenler eğer bunda samimilerse şunu da söylemeliler: Kuranı Kerim’i herkes günlük ibadetleri de dahil Türkçesinden okuyacak. Söylesinler bakalım! Bırakın bunu söylemeyi, ‘Ben Kuranı Kerim’i Arapça okuyamıyorum, namaz kılmak için Türkçesinden okuyamaz mıyım?’ diye öğretilemiyor diyorlar. İslam’ın 604 sayfalık ana kaynağı olan Kuranı kendi ana dilinde asırlarca okuyamayan bir millete İslam size öğretilmedi demek kadar alay edici bir şey olabilir mi? Öğretmek gibi bir niyetiniz var mı? O zaman bırakın millet kendi dilinde Kuran okusun ve namazını da öyle kılsın. Allah’ı Arapça dışında dil bilmez bir şefe dönüştürdüler, ondan sonra kalkıp İslam öğretilmedi diyorlar. Bunun arkasında samimiyet olabilir mi?**

***

Bir dili totem ve tabu haline getirmiş üniversite öğrencileri dünyanın neresinde var? İster klasik lise, ister imam hatip lisesi mezunu olsunlar bu insanlara çağdaş insan sıfatını vermek mümkün mü? Ha, aklıma bir soru geldi: Araplar kenefte hangi dili konuşuyorlar, Arap öğrenciler ders kitaplarının üzerine oturmuyorlar mı acaba?
Bu insanların öğretmen olduklarını, devlet memuru olduklarını, vali, kaymakam, doktor, avukat, anne ve baba olduklarını düşünün Allah aşkına!
Cumhuriyet, bir zamanlar okullarımızda özgür düşünceli, özgür ruhlu gençler yetiştirilmesini istiyordu. Bilim ile inancının kapsam alanlarını birbirine karıştırmayan öğrenciler!
*Hürriyet, 19 Haziran 2004
**Söyleşinin 24 sayfa tutan tamamı internet sitemde (ozdemirince.com) 20.02.2019 günü bir kez daha yayımlandı.

Tümü Özdemir İnce - Son yazıları

Eski dinler yeni dinler 18 Haziran 2019 Sal
Allah ve peygamberleri 16 Haziran 2019 Paz
Akrep akrepliğini yapar 14 Haziran 2019 Cum

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Yaşar Nuri Öztürk