Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Adalet Bütçesindeki Hukuk Açığı!

25 Kasım 2013 Pazartesi

Adalet Bakanlığı bütçesinin Meclis’te görüşülmesi sırasında üç konu öne çıktı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Türkiye’den yapılan başvuru sayısı, cezaevlerinin doluluk oranı, tutukluluk ve yargılama süreleri...
Bakanın her üç konuya ilişkin açıklamalarının görünenden daha başka boyutları var.
İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından AİHM’ye yapılan başvurularda Türkiye uzun yıllar Rusya’nın ardından ikinci sırada geliyordu. Son bir yıl içinde dördüncü sıraya geriledik. Kasım ortasında Sırbistan bizi geçti ve beşinci sıradayız.
Yurttaşlarına AİHM’ye başvuru hakkı tanıyan 47 ülke arasında bu da olumsuz, ama bakan, basamak basamak gerilemeyi başarı hanesine yazıyor.
Ne var ki, AİHM’ye başvuru azalmasının ana nedeni Türkiye’de hukukun iyiye gitmesi değil, bir iç mekanizmanın daha konmuş olması.
2012 sonbaharından itibaren Anayasa Mahkemesi (AYM) en son hukuk yolu olarak devreye girdi. Böylece AİHM yolu biraz daha uzamış oldu. Öyle anlaşılıyor ki bu durum, başvuru yoğunluğundan iş yükü artan AİHM’nin de işine geldi!

***

Bakanın verdiği bilgiye göre cezaevlerinde 140 bin 520 tutuklu ve hükümlü var. 359 cezaevinin toplam kapasitesi 151 bin 444. Bu hesaba göre 10 bin 924 kişilik yer kaldı.
Bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor.
Pek çok alanda olduğu gibi cezaevleri inşaatında da AB standartlarına göre başlanmış, Türkiye standartlarına göre devam edilmiş.
Basit bir hesaplama paylaşalım.
Türkiye’de cezaevleri, kampus haline getirilerek toplulaştırılıyor. İstanbul, Ankara, İzmir’deki cezaevleri zincirine yenileri ekleniyor. Yakında Konya’da da Sincan-Silivri’ye benzer bir kampus olacak.
8-10 cezaevinin bir arada olduğu bu kampuslarda kimi tecrit koğuşları dışında standart 2 katlı koğuşlar var. Bunlar AB standartlarına göre 7’şer kişilik. 7 oda var, her odada bir kişi kalacak. Zamanla kapasite dolunca her odaya iki katlı ranzalar eklendi. Böylece 21 kişilik oldu.
Geçen yıl bu da yetersiz kalmaya başladı. Kimi koğuşlarda yere yatak serildiği söyleniyordu.
Bir çözüm daha üretildi. Her odaya birer yatak daha eklendi. 21’lik kapasite 28’e çıktı.
Her cezaevinde ortalama 60 koğuş olduğu düşünülürse, ortalama 420 kişilik cezaevleri 1680 kişiye kadar çıkabiliyor.
İşte bu kapasite arttırımı üzerinden cezaevlerinde doluluk oranı yüzde 95. Eğer AB standartları dikkate alınırsa cezaevlerinde halen kapasitenin 3 katına yakın mahpus var.

***

Yine bütçe rakamlarına göre 2001 yılında yüzde 54 olan tutukluluk oranı Eylül 2013’te yüzde 20’ye geriledi.
Eğer tanımları yeniden yorumlarsanız tüm istatistiklerin anlamını değiştirebilirsiniz. Tutuklulukla hükümlülük arasına “hüküm özlü” diye yeni bir tanım getirildi. Yerel mahkemede hakkında ceza kararı verilmiş bir kişinin bu cezası yüksek mahkemede de onanıncaya dek “tutuklu” sayılması gerekiyor. Bunun yerine uygulama olarak tutuklu ama istatistiksel olarak “hüküm özlü” kabul ediliyor.
Böylece tutuklu sayısı da azaltılmış oluyor.
Bu bağlamda davaların hızlandırılması sadece istatistikleri etkiliyor, hukuksuzluğu ortadan kaldırmıyor.
Delilleri tartışma gereği duymazsanız, tanıklar dinlenmese de olur derseniz, usul yasalarını hiçe sayarsanız, bütün bunların ardından şipşak hızlı karar verirseniz, bunun adı adil yargılama olmaz ki.
Uzun tutukluluk ve uzun yargılama çok ciddi bir sorun. Ancak bunun çözümü hızlı yargılama da değil.
Yargılamaların yeni inşa edilmiş, devasa adliye saraylarında yapılması da hukukun yükselmesi anlamına gelmiyor.
Bir söz vardır:
“Ne insanlar gördüm üzerinde elbise yoktu. Ne elbiseler gördüm içinde insan yoktu.”
Asıl olan adalet sarayları değil, o saraylarda dağıtılan hukuk.

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Sözcü Mütalaası FETÖ’ye yarar! 21 Nisan 2019 Paz
Binali Bey... Artık çekilin! 18 Nisan 2019 Per
Köy Enstitüleri: Bilginin üretim hali! 17 Nisan 2019 Çar