Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

İç Dinamikler, Dış Dinamikler; Örtüşen ve Çatışanlar

25 Kasım 2013 Pazartesi

Türkiye’nin iç dinamikleri, küresel dinamikler ve Ortadoğu’nun kendine özgü dinamikleri bugün “Türkiye’nin ve bölgenin belirleyici öğeleri olarak fiili gelişmeleri yönlendirmektedir”.
Bunlar arasındaki etkileşimlerde örtüşenler olduğu gibi çatışanlar da vardır. Bu heterojen yapı içindeki faktörler, Türkiye bakımından gidişatın yönünü de ortaya koyuyor.
17 Kasım 2013’te Diyarbakır’daki buluşma, Ankara ve Kürt taraflarının yaptıkları açıklamalar, yeni düzenlemelerin önünü biraz daha açmaya yöneliktir.
- ABD, AB ve İsrail’in Türkiye, Kürdistan ve bölgeye yönelik politikaları açısından “olumlu” bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.
- Ankara hükümeti, bu konuda adı geçen küresel aktörlerle olan işbirliğini göstererek onları, Kürdistan konusunda arkasına almıştır.
- Ancak iç dinamiklerde (ve tabanda) ortaya çıkan tepkiler, büyük aktörler ve hükümet açısından sorun yaratmaktadır.
Bu konuda iç dinamiklerle küresel dinamikler örtüşmemektedir. Zaten federal bir anayasaya yönelik girişimler de bu nedenle sonuç vermedi.
Küresel aktörlerin ve Kürtlerin federal (ve konfederal) anayasaya oturtma talepleri sonuç vermeyince stratejiler (ve taktikler) değişmeye başladı; “anayasal ve yasal bir zemine oturtamıyorsak işleri fiilen, bu olmuş gibi yürütürüz; yaratılan fiili durum, ileride kendi hukuki zeminini de hazırlar” politikası ön plana çıktı.
17 Kasım Diyarbakır buluşması ve açıklamaları bu yönde atılmış çok önemli bir adımdır. “Ben yaptım oldu” politikası ön plana çıkmıştır.
Diğer çatışanlar
AKP’nin stratejistleri “muhafazakâr ve İslamcı bir Türkiye ile Batı’nın istekleri 200 yıldır ilk defa örtüştü” derken (*) bir noktayı göz ardı etmişlerdi.
- İslami ve muhafazakâr bir devlet ile Batı’nın Soğuk Savaş sonrası talepleri örtüşebilirdi; ama örtüşmeyen çok önemli bir şey vardı:
- Türkiye, Cumhuriyet ile birlikte Batılı yaşam tarzına ve hukuk düzenine doğru ilerlemeye başlamıştı.
- Artık yeni yetişen nesiller günlük yaşamdan sanata, kadın-erkek ilişkilerinden tüketim kalıplarına kadar “küreselleşmeye başlamışlardı”.
- Oysa muhafazakârlık ve günlük yaşamda İslamın öne çıkarılması (esas alınması) Batı yaşam tarzı ile çatışıyordu.
- Pratik bazı bölgesel projelerde (BOP) anlaşılabilirdi ama İslamın sosyal yaşamda (ve kamu düzeninde) esas alınmasını Batı Türkiye’de kabul edemezdi. Basından barolara, üniversitelerden şirketlere kadar Türkiye’nin kurumları Avrupa ve ABD kurumları ve sivil toplum örgütleri ile iç içe geçmişlerdi.
Hele bugün dünyanın ulaştığı iletişim düzeninde, sokaktaki insan dünyada olup biteni görebiliyordu.
‘Gezi’ bunun için oldu
Gezi olayları aslında, “ muhafazakârlaşma” ve İslami yapılanma uygulamaları ile küresel değerler (ve Batı) arasındaki sürtüşmenin, çatışmanın, uyuşamamanın yarattığı bir oluşumdu.
Başbakan’ın Gezi konusunda bu kadar “aşırı duyarlı” olmasının arkasındaki esas neden de galiba buydu.
“Batı ile iki yüz yıldır ilk defa örtüşme sağlanmışken” bu farklılık örtüşmeyi silip atıyordu.
Gezi’ye, Batı’nın her kesiminden gelen destek bundandı. Batı ile yakın bağları olan şirketler de bu konuda destek veriyorlardı. Çağdaş değerlerin getirdiği olanaklar gençlerin kozu oldu.
Gençler, kral çıplak diyerek bütün örtüşme modlarını silmişlerdi; Türkiye’de muhafazakâr ve İslami çevrelerle yakın işbirliği içinde olan Batı kurumları ve sivil toplum örgütleri de hükümetin karşısına çıkmıştı.
Genel gidişata baktığımız zaman iç ve dış dinamikler arasında örtüşenler olduğu gibi çatışanların da bulunduğunu görüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti kendi iç dinamiklerini öne çıkararak katılımcı demokrasiye geçemez ise bu örtüşme ve çatışmalar sürüp gidecektir. Eğer bunu başaramazsak “içerde kazanan bir taraf olmaz; herkes kaybeder”.

(*) Bu noktayı ilk defa Bıçak Sırtı köşemde 16 Ocak 2004’te yazdım. Daha sonra Hayatım Avrupa kitabımın değişik bölümlerinde değerlendirildi.