Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Dünyayı Değiştiren 8 Saniye 3

25 Kasım 2013 Pazartesi

Yakılan notlar, rötuşlanan fotoğraflar, tehditler…

● Yüzyılın en önemli cinayetinin otopsisi, yüzyılın en savsaklanan ve tahrifata uğrayan otopsisine dönüşüyor

Kennedy otopsisinin tamamı, başından sonuna dek doktorların kendilerine “sipariş edilen” son rapora ulaşabilmek için oynadıkları bir komediden farksızdı.

Dealey Plaza’da kurşunlar konuştuktan sonra Merriman Smith, dünyaya telsizle suikastı duyuran ilk gazeteci oldu. Vurulduktan beş dakika sonra, Başkan’ın arabası hastaneye vardı. Üç koruma görevlisi, Kellerman, Green ve Lawson, Kennedy’yi zorlukla ameliyathaneye taşıdılar. Dr. Malcolm Perry, Dr. Robert Mc Clelland ve Dr. Charles Carrico 15 dakika panik içinde ellerinden geleni yaptılarsa da yaşam işaretlerini hareketlendirmeyi başaramadılar, son duayı okuması için rahip Oscar Huber’i çağırdılar. Kennedy’nin ölümü saat 13.38’de basın sözcüsü Malcolm Kildulff tarafından kamuoyuna açıklandı. Bu, dünyanın gelmiş geçmiş en hızlı yazılan haberiydi. Cinayetten bir saat sonra Amerika’nın yüzde 95’i olayı duymuştu. Texas kanunlarına göre Dallas’ın sorumlu yasal doktoru Earl Rose otopsi yapmadan, naaş Parkland’i terk edemezdi.
Dallas hâkimi, savcısı ve Kennedy ekibi arasında, bu konuda ciddi bir sertleşme bile yaşandı. Nihayetinde, Kennedy’nin vücudu acil olarak sipariş edilen pahalı bir tabutla, Johnson ve Jackie Kennedy’nin de içinde olduğu AIR FORCE ONE’a apar topar yüklendi. Kennedy’nin naaşıyla birlikte AIR FORCE ONE’a gelen Johnson, Robert Kennedy’nin bir karşı hamlesinden korkuyordu. “Robert uçakta yemin etmemizi istedi” diye bir hikâye uydurup Jackie’yi apar topar yanına çağırttı, yeminini uçakta etti ve kaşla göz arasında başkan oldu! Ancak AIR FORCE ONE Washington’a indiğinde, Robert Kennedy ve diğer Kennedy aile üyeleri ile beraber havaalanında düzenlemek istediği basın toplantısı senaryosu tutmadı. Kennedy’ler derhal Jack’in tabutunu arabaya alarak uzaklaştılar. Johnson, her haliyle zavallılık kokan basın toplantısını tek başına yapmak zorunda kaldı. Amerika, karizmasıyla dünyayı ve tüm halkları büyülemiş bir yıldızın ardından, kimsenin tanımadığı ve sevemeyeceği bir ikincil yaşlı adamın eline kalmıştı...

Otopsi öncesi cesede müdahale
Birçok akıl almaz teori, ortalıkta gezen iddialara tuz biber ekiyor. Bu teorilerden en ilginci, Kennedy’nin naaşının Parkland’den alınıp Bethesda’daki otopsiye götürülmeden önce başka bir yere kaçırılıp yaraların arkadan gelen kurşunlar sonucu oluştuğunu kanıtlamak istercesine, bir müdahaleye maruz kaldığı şeklinde olanı. Dallas’taki ambulansın şoförü Aubrey Rike, vücudun Dallas’tan hareket ederken şık bronz tabut içinde ve çarşaflara sarılı olduğunu söylerken, Bethesda Hastanesi’ndeki laboratuvar teknisyeni Paul O’Con Nor ise kendilerine gelen vücudun sade bir askeri tabutta, fermuarlı ceset torbasında olduğunu vurguluyor. Ama öte yandan, Kennedy’nin en yakın görev arkadaşı Dave Powers, Parkland’den Bethesda’ya kadar tabutun yanından hiç ayrılmadığını vurguluyor ve bu senaryonun doğru olamayacağını söylüyor. Aynı şekilde FBI ajanı Frank O’Neill ve James Sibert, uçağın indiği Andrews Air Force Base’den Bethesda Hastanesi’ne dek ambulansı sürekli takip ettiklerini anlatıyorlar. Tam Kennedy cinayetine uygun gri bir soru işareti daha! Keşke otopsi Dallas’ta yapılsaydı...

Watergate ve suikast ilişkisi
Harrison Edward Livingstone “Yüksek İhanet, 2. Bölüm”
isimli kitabında, özellikle cinayet sonrasında, otopsi esnası ve sonrasında, hatta daha ileriki yıllarda sürekli olarak izlerin nasıl yok edildiğini en ince detayına kadar kaleme alıyor. Sadece otopsi etrafında dönen oyunlar 400 sayfa tutarken, 600 sayfalık kitap, Kennedy cinayeti ve Watergate arasında da bağlantılar kuruyor. Robert Kennedy ve Martin Luther King cinayetleri de, Nixon’un Demokrat Parti karargâhına espiyon olarak yolladığı adamlarının neden olduğu Watergate skandalı da, bir ucundan JFK cinayetinin esrarengiz bulutlarına takılıyor. Örneğin, JFK cinayeti soruşturma dosyalarında sıkça adı geçen Howard Hunt’un eşi Dorothy Hunt, Nixon’un espiyonlarına ödemeleri yapan “çantalı kadın” rolündeyken, 8 Aralık 1972’de bindiği 553 sayılı uçak düşüyor ve Bayan Hunt ölüyor.

Şüpheli bir uçak kazası
Olay hemen örtbas edildi ve Nixon’un adamları olayı soruşturacak kilit noktalara getirildiler. Şüpheli bir kaza olarak tarihe geçen 553 numaralı uçuşta Dorothy Hunt dışında birçok “kritik” isim daha vardı.
Uçak düştükten sonra FBI uzun süre enkaz çevresine sağlık ekiplerini bile yanaştırmadı ve az yaralıların olay yerinden bir an önce uzaklaşmalarını sağladı.
CIA Başkanı Richard Helms, Howard Hunt’ın Watergate olayına karışmasına neden olan kişilerden biriydi. Helms, Warren Komisyonu ve CIA arasındaki bağı oluşturuyordu ve şayet biri JFK cinayetinin gerçek yüzünü, sürgündeki anti-Castrocu Kübalıların suç birliğini, CIA’nin Castro aleyhine olan suikast denemelerini gizleme gücüne sahipse, HSCA’ye (House Select Committee on Assassination - Temsilciler Meclisi’nin 1976-78 Araştırma Komitesi) göre bu Helms’den başkası olamazdı.

Dünyanın en baştan savma otopsisi
O gece Bethesda Askeri Hastanesi’ndeki otopside inanılmaz hatalar yapıldı. Dünyanın en önemli cinayetinin otopsisi, tarihe belki de “dünyanın en baştan savma otopsisi” olarak geçecekti! İşlemi yürüten şef Dr. James Humes, daha önce ateşli silah yaralarıyla ilgili bir otopside bulunmamıştı. Kennedy’nin doktoru Burkley, Humes’a, kurşunların vücutta açtığı izleri araştırmamasını söyledi. Kennedy’nin kanıyla lekelenen Dr. Humes’un el yazısı raporu yırttırıldı. Otopsiye katılan doktorlar tehdit edilerek, işlem hakkında açıklama yapmaları yasaklandı. Otopsi anında yapılan kalitesiz çekimdeki fotoğrafların müdahalelere uğradığı ortaya çıktı. Otopsiye katılan doktorların, yaraları sözlü ve yazılı olarak tarifleriyle “otopsi fotoğrafı” diye etrafta gezen görüntüler, birbirleriyle büyük çelişki içindeler...

Kafatası parçaları kayıp
Kanıt olarak saklanması gereken Başkan’ın kafatasının parçaları bugün “Milli Arşivler”de yer alacağına, “kayıplar” listesinde yer alıyor! Başkan’ın sağ arkası patlamış kafatasından fışkıran beyin parçaları otopsi esnasında çıkartılmış ve kurşunların giriş yönü hakkında araştırma yapma niyetiyle paslanmaz çelikten bir kutuya konmuştu. Bu araştırma yapıldı; sonuçlar gürültü çıkartmasın diye mi “Başkan’ın beyni çalındı” lafı ile olay örtbas edildi, yoksa gerçekten mi çalındı, bilemiyoruz. Başkan’ın gırtlağındaki yara, ilk müdahaleyi yapan doktorlara bir “giriş” olarak görünmüştü. Daha sonra ciğerlere doğru bir teneffüs yolu açmak için bu yara üstüne “traketomi” gerçekleştirilecekti.
Kennedy’nin gömlek ve ceketindeki delikler, Başkan’ı sırtından vuran kurşunun boynun 15 cm kadar altından girdiğini göstereceklerdi bize sonradan. Dolayısıyla bu yaranın gırtlaktakiyle bir ilgisi olamazdı. Bunun aynı kurşunun giriş ve çıkış noktaları olduğunu kabul etmek, Kennedy’e yolda yer seviyesinden ateş edildiği anlamını çıkaracaktı.
Sipariş rapor
Doktorlar, sırttan giren kurşunun gırtlaktan çıkmasına Başkan’a yapılan kalp masajının neden olabileceğini savunuyorlardı! Açıkçası, onlar için oldukça aşağılayıcı bir süreç yaşanıyordu. Kennedy otopsisinin tamamı, başından sonuna dek doktorların kendilerine “sipariş edilen” son rapora ulaşabilmek için oynadıkları bir komediden farksızdı. Belki Dr. Finck’in, JFK’in kıyafetlerinin kontrol edilmesi talebinin reddedilmesinin de sebebi buydu. Olayın dönüp dolaşıp geldiği nokta, Kennedy’ye “önden ateş edilmediği” savını kanıtlayacak sonuçlar çıkarmaktı. Çünkü “sipariş” buydu! FBI kıyafetlere el koymuş ve onları ortadan yok etmişti. Aynen derhal temizlenmeye yollanan limuzin gibi! Vali Connally de Kennedy’i vuran kurşundan farklı bir kurşunla ve kesinlikle ondan daha sonra vurulduğunu bütün ifadelerinde ve röportajlarında savundu.

Fizik karşıtı açıklama
“Yalnız üç el ateş edildi ve Oswald tek başına hareket etti” mantığını kanıtlamaya çalışanlar, bu iki yaranın aynı kurşundan oluştuğunu kanıtlamak için fizik karşıtı açıklamalara girişecek ve bunun aksi her şeyi yok etmeye çalışacaklardı. Örneğin, otopsi esnasında orada olan FBI ajanları Frank O’Neill ve James Sibert, işlem sırasında bir kurşun bulunduğunu açıklamışlar ve bu Amiral Calvin Galloway tarafından da onaylanmıştı. Bu kurşun hiçbir resmi soruşturmada görülmedi ve gündeme gelmedi. Başkan’ın kafatasının sağ arka bölümünü ve beynini parçalayarak çıkan kurşun, birçok şahide ve doktora göre, önden girmiş, arkadan çıkmıştı. Böyle bir yarada giriş izi, daima çıkış izinden çok daha küçük olurdu. Dr. Robert McClelland çıkış yarasının desenini de bu teoriyi tamamen doğrulayıcı olarak çizmişti. O gece hastanede fotoğrafları çeken teknisyen Floyd Riebe, daha sonra gördüğü fotoğrafların öncekilerle ilgisi olmadığını söyledi.