Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Habere Artık Gerek Kalmadı mı?

25 Kasım 2013 Pazartesi

Medyadaki gidiş, haberi değersizleştirme çabasının zirveye çıktığını gösteriyor. Gazetelerde, TV kanallarında haber ikinci, üçüncü, neredeyse sonuncu sıraya itilmiş durumda. Yandaş medyanın aynı başlıklarla manşetlerde sundukları ise iktidar partisinin ve liderinin sözlerinden ibarettir ve en küçük bir eleştirel habere yer bırakmayacak kadar abartılmaktadır. Adı haber kanalı olan kanallar bile Başbakan konuşursa haberi, programı kesip programın yapımcısına, sunucusuna, konuğuna saygısızlık ettiklerini düşünmeden, birkaç paragrafla haberleştirilebilecek konuşmayı tümüyle vermeyi görev biliyorlar. Maddi kaynağını kamudan alan, özerk olması gereken kanallarda bu durum daha vahim boyutlardadır. Merkez medya ya da ne anlama geldiğini hâlâ çıkaramadığım “ana akım medya” ise ağırlığı magazine kaydırarak haberden kaçmanın yollarını arıyor.
En son bir TV kanalını satın alarak çalışanların tümünü işten atan bir magazinci ise “Bizim kanalda da haber olmayıversin” diyerek bu olumsuz gelişmeye tüy dikmiş durumda. Bu duruma en başta gazetelerde, TV kanallarında çalışan ve onları var eden muhabirlerin, gazetecilerin, meslek kuruluşlarının karşı çıkması, habersiz kalmanın halk üzerindeki en büyük baskı olduğunu, sansürün büyüğü olduğunu herkese anlatmaları gerekiyor. Medya; haber, nesnel, doğru, gerçek haber demektir. Öyle anlaşılıyor ki, haberi 5N1K’den arındıran, haberi tek taraflı yazan, eleştirilene söz hakkı tanımayan anlayış şimdi onu toptan kovmanın yollarını arıyor. Haber yoksa eleştiri de yoktur. Haberin olmadığı bir medya en fazla muktedirleri, iktidar sahiplerini, eleştiriyi en fazla hak edenleri sevindirir. Sansürün toptancısı da haberi medyadan toptan kovan olsa gerektir.

GEZİ EKİ
Merhaba, Turizm eki, daha adından baslayarak, en başarısız eklerden biri. Çok yüzeysel hazırlandığı gibi özensiz de. Örneğin 20.11.2013 tarihli Turizm ekinin ana konusu Saraybosna başlığına ayrılmışken yazıya uygun görülen ana fotoğraf Mostar’dandı. Yazının içinde Mostar’dan da bahsediliyor olsa da... Mostar ayrı bir kent değil de köprüsüyle, şehriyle sanki Saraybosna’daymış havası yaratılıyor. Üstelik iki ayrı kent olan Saraybosna’ya da Mostar’a da hakkıyla yer verilmemiş. Bu ek eğer çıkarılmaya devam edilecekse, kaynaklar değiştirilmeli, gerekirse okurlardan da yazı istenmeli, orta sayfadaki reklamlara ayrılan yer azaltılmalı ve bu sayfa sayısıyla çıkmaya devam edecekse her sayıda fazla sayıda şehre yer verme ısrarından vazgeçilip bir şehir hakkıyla anlatılmalı... Hatta en güzeli, bir zamanların güzel eki Dört Mevsim Gezi’ye geri dönülmeli. Cihan Yörükoğlu

Bu harfleri kullanmak doğru mu?
Geçen hafta Hikmet Çetinkaya’nın yazısında, dün de manşetteki haberinizde Şivan Perver isminin “w’’ ile yazıldığını görünce köşesinde yıllarca Vaşington diye yazan İlhan Selçuk’tan hiç mi bir şey öğrenilememiş diye düşünmeden edemedim. Malum, Başbakan Oslo’da verilen sözleri tutmak uğruna abecemize bu harfleri dahil etti… Peki ama Cumhuriyet gazetesi yazarlarının gönüllü olarak, İngilizce için yaratılmış bu harfleri kullanma konusundaki öncülüğüne ve heyecanına ne demeli? Bu arada, birisi bize Perver ile Perwer arasındaki okunuş farkını anlatabilir mi?.. Ya da Perver diye yazınca neyin eksik kaldığını! Saygılarımla, Kemal Molu

Not: Değerli Kenan Molu, söz konusu harflerin alfabemizde yer almadığını ama Q, X, W harflerinin kullanımı ile ilgili bir yasağın da bulunmadığını, başka dillerden aktarma yaparken bu harfleri kullanmak gerektiğini sanırım siz de biliyorsunuz. Türkçe bir kelimede bu harfleri kullanmanın bir anlamı olamaz ama örneğin Marx’ı Marks, ünlü şair Quasimado’yu Kasımado diye yazmak da pek doğru olmaz. Ama çok istiyorsanız, Shakespeare yerine Şekspir ya da Washington yerine Vaşington diye yazarak okunuşlarını tercih edebilirsiniz. Ben Almanlar adımı Gueray soyadımı Oez diye yazdıklarında doğrusu sinirlenirdim. Kuşkusuz Kürtçe başka bir dil ailesine aittir. Bu alfabede Türkçede olmayan harfler yer alıyor. 18 Kasım tarihli gazetemizde Sayın Işık Kansu da bu konuya köşesinde değinmiş ve AKP’nin yasak olmayan harflerin kullanımını sanki yasakmış da serbest bırakıyormuş havası yaratarak bizleri yanıltmayı amaçladığına dikkat çekmişti.

Türkiye’nin yeri neresi?
Sayın Öz, her şey ülkede birbirine girdi. Lozan’ı kim kazandı diye soruyorlar. Lozan futbol maçımı ki galibi mağlubu olsun. Bir antlaşmanın en büyük başarısı uzun yaşayabilmesidir. Bunun için de tarafların hepsini memnun etmesi yani berabere bitmesi asıldır. Lozan da 90’ına bastı. Şükürler olsun, sınırlarımız daha bir santim geriye gitmedi. Demek ki bizim için iyi olmuş.
Yine de Türkiye coğrafya özürlü bir ülke. Ege’de kıta sahanlığı, FIR, Kıbrıs’ta egemenliğin sınırları hep sorun olmuştur. Ya Güneydoğumuzdaki Kürdistan, onu son zamanlarda hiç sormayın. Avrupa’da mıyız, yoksa Asya’da mı? Tercihimiz “eskiden’’ Avrupa’da ve Avrupalı olmaktı. Bu satırları size yazmamın nedeni gazetemizin 22 Kasım nüshasında Spor sahifesinin yarısını kapsayan bir haritada gözden kaçan hususlara dikkatinizi çekmek:
1. Haritada her kıta ayrı renkte gösterilmiş. Avrupa pembe, Asya ise kırmızıya boyanmış. Renkler yakın olduğu için pek dikkati çekmiyor ama Türkiye kırmızı alana dahil. Oldu mu ya? Dünya Kupası’nda Türkiye’nin yeri tartışmasız Avrupa değil mi? Biz hangi gruptan elendik?
2. Haritanın üstüne bir bilgi konmuş. 1966 krizine izin yok dendikten sonra Wembley’deki 1966 Dünya Kupası Finali’nde Almanya’nın kale çizgisini geçen golünün sayılmamasından bahsediliyor. Ben o maçı stattan seyretmek zevkine ermiş ve turnuvanın filmini -GOLyapan Abidin Dino’yu da bu vesile ile tanımak fırsatını bulmuştum. Olay gazetede biraz karıştırılmış. Aslında final Almanya ile oynanırken uzatmalarda yanılmıyorsam, Hurst’ün çektiği şut direkten kale çizgisine düşmüş, Rus hakem de yan hakeme danışarak İngiltere lehine gol kararı vermişti. Dino’nun filmindeki görüntülere rağmen bir türlü topun tamamının çizgiyi geçip geçmediği bilinememişti.
Size dert yanmak için yazdım. Tanrı hepimizi daha büyük dertlerden ve tehlikeli tuzaklardan korusun. Sevgi ve saygılarımla. Taner Baytok.

“Ne .... ne de...”den sonra olumsuz olmaz
Kuşkusuz başka işimiz kalmadı mı diyenler olacaktır. Ancak unutulmamalı ki Mustafa Kemal Paşa savaş yıllarında bile eğitim şûrası toplayıp öğretmenlere önemli uyarılar yapmaktaydı. Büyük önder dilimiz konusunda şöyle diyor: “Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bilinçli işlensin.” O nedenle “ses bayrağımız” güzel Türkçemize sahip çıkıp en güzel şekilde kullanmak hepimize düşen bir görevdir. Sayın Bedri Baykam’ın 19 Kasım 2013 tarihli köşesinden aldığım alıntıyı iletiyorum: “Tüm Pentagon dayatmalarına karşın, ne anti Castrocu Kübalılar ve CIA’nın işbirliğiyle gerçekleştirilen Domuzlar Körfezi fiyaskosunda, ne de Küba Misil Krizinde, Küba veya Sovyetler’e karşı bir harp başlatma çılgınlığına girişmiyor.“Ne …. ne de ….. girişiyor.” olması gerekmiyor mu? Ayrıca “Castrocu” şeklindeki yazımdan da kuşkuluyum. Saygılarımla. Mustafa Kemal Erken

Yanlışlar var ama bulmaca yine de zevklidir
Merhaba, bugünkü okurlardan mektuplar sayfasında Dr. Ahmet Kandemir bulmacalar konusundaki görüşlerini yazmış; ben de sıcağı sıcağına (çünkü bugünkü, 18 Kasım, bulmacanın da sorusuydu) yıllardır belirtmek istediğim konuyu yazayım: AIDS testi tanısında kullanılan test ELİZA değil ELİSA’dır. ELİSA; Enzyme Linked İmmun Sorbent Assay yönteminin sözcüklerinin başharflerinden oluşmuştur. Bu bir yöntemdir, bu yöntem sadece AIDS’e ait testlerde değil, birçok infeksiyon etkeni, hormonlar, tümör belirteçlerine ait testlerde kullanılır... “Yöresel yemekler” beni de zorluyor, tabii; ancak en zoruma giden bulmacaları “google”a sorarak tamamlayan gençler; bulmaca çözmenin esprisi kalmıyor gibi geliyor bana.. Ama yine de bulmaca sayfasını zevkle önüme çekiyorum her akşam... Teşekkürler, Seza Artunkal

Tümü Güray Öz - Son yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018 Cum
İdeolojinin Ekonomiyle Dansı 5 Eylül 2018 Çar
Gazetelere Döviz Darbesi 3 Eylül 2018 Pzt