Köşe Yazısı

A+ A-

Melekle Şeytan Barışla Savaş...

7 Ekim 2014 Salı

Bilimsel teknolojik devrimler, medya çağında, her bilginin her yere anında ulaştırıldığı bir dünyada, milyarlarla dünyalının gerçekleri öğrenebilmede bu kadar çaresiz, bilgi kirliliği, cehalet bataklığında kalacağımızı, nerede duracağımızı, neleri savunabileceğimizi bilemez konumda kalacağımızı hiç öngörebilir miydik? Keşke sorunumuz gerçekleri öğrenme hakkımızın gasp edilmesiyle sınırlı olsaydı... Kimin haklı, kimin haksız, neyin melek, nelerin şeytan işi, hangi adımların barışı, hangilerinin daha da kirli savaşları ürettiğini bilemediğimizde... insanlığın, aklın pusulası çalışmayınca çoğunluk için akılcı, haklı gelen kurtuluş çırpınışları daha bir derin bataklığa çekilme sonuçları üretiyor..
Dünün son dakika haberleri arasında NATO kara birliklerinin topraklarımıza yerleşmesi bilgisi vardı. Yeni komutanın ağzından yapılmış açıklamaların kendi içinde çelişkili gibi görünse de öylesine tamamlayıcı anlamları vardı ki... Meclis’ten geçirilip yasallık kazandırılan tezkeredeki “yabancı askerlerin yerleştirilebileceği...” vurgusunun ne anlama geleceğini biz sorgulayamadan, hemen gündeme girebilecek gibi bir projenin varlığından kaygılanmamızı gerektiriyordu... NATO güçleri Türkiye’yi hangi tehditlerden olduğu çok tartışmalı olarak korumaya hazırlanıyordu... Afganistan, Yugoslavya örneklerini çağrıştıran ortak savunma gücü algılaması yaratılıyordu...
Yine aynı haberlerin içinde, AKP, Davutoğlu Hükümeti tezkeresine destek veren MHP lideri Bahçeli’nin açıklaması ise iç tehditler, dinamikler anlamında cepheleşmeyi, gerilimleri, tehdit algılamasını katlayan bir sonuç izlenim, kuşkuyu beyinlere sokuyordu... İktidarları Kürt açılımını sürdürme adına, TSK’yi PKK-PYD ile aynı cephede IŞİD’e karşı ortak savaşa sokma niyetindeydi... Bizim Kürt cephesi siyasilerinin vurgulamalarından çıkan ortak sonuç ise iktidarlarının kendi siyasal İslam çizgilerinde yol alabilme uğruna bir yandan IŞİD’e savaş ilanı yapılmak zorunda kalınsa da, gerçek askeri stratejileri hâlâ dolaylı kollamaktı. Bir yandan da Esad’ı devirme stratejilerinde dönüş yapmama uğruna, Rojava’nın yenilgisine seyirci kalınabilirdi...

***

IŞİD kuşatmasının 22. gününde Kobani’nin içinden IŞİD bayrağının görülmüş olması, sokak çatışmalarının sesleri, Türkiye sınırlarını aşan havan topları gerçeğinde, ülkemiz sınırları içindeki Kürt sığınmacılar için değil sadece, Kürt siyasal örgütlenmeleri cephesi için de, acı-öfke aklın, sağduyunun önüne geçince, bu savaşın doğrudan tarafı, sorumlusu hiç olmayan ülkemiz insanlarına dönük kör öfke patlamaları, çıkışları da giderek yaygınlaşıyor, gerilim tırmanıyor... Okul yakmaları, polisi, askeri hedef alan nokta atışlarına, sınırdan uzaklaştıkça, büyük kentlerde sivil noktaları hedef alan yeni yakıp yıkmaların da tetikleyicisi oluyor...
Bayram, barış, yardımlaşma duygularını, eylemlerini yükselten, yücelten günler demek... Yoğun savaş haberleri arasında hafif kaldığı için dikkatinizi çekmemiş olabilir... Ancak dünyada Ortadoğu, İslam dünyası içindeki bataklığın insanlık dışı boyutlara varmış savaşında insani yardımlar babında en büyük özveriyi gösteren, bedel ödeyen ülke Türkiye... Sığınmacılar hızla yüz binlerden milyonu aşıp ikincisine doğru tırmanırken, hakmızın içindeki insani, dayanışma duygularında çok büyük erozyon söz konusu... Bayram haberleri içinde sığınmacı kamplarına dönük sivil halktan gelen coşkulu yardım haberlerinin örneklerini hiç göremedik. Dahası bizim yoksul, yaşlılara yönelik, huzurevleri geleneksel bayram haberlerinin satır araları içinde sakinlerinin “kapımızı çalan pek olamadı...” yakınmaları vardı... Kent merkezlerini kuşatmış Suriyeli dilenen çocukların soğuyan havada yalınayak, araçları canlarını tehlikeye atacak biçimde kovalarkenki görüntülerinin insanlıkla hiç de ilişkisi yok...
Başından beri satır aralarında, incitmeden son yaratılmış Ortadoğu bataklığının en mağdurlarının, bedel ödeme rolü biçilenlerinin, yaratılmasında hiç de katkıları, suçları olmadan bütün bölge Kürtleriyle Türkleri olacağı kaygımı sizlerle paylaşmaya çalışıyorum... Kuşkusuz yıllardan beri bedel ödemekte olan Irak halklarıyla Suriye halkları gerçeklerini atlamadan... Altını çizmeye çalıştığım kaygı, emperyal güç odaklarının yeni dünya düzeni çarklarını '64enetleme, çıkarlarını kollama, ellerinde tutma adına ellerinden geldiğince doğrudan savaşların tarafı olmama çabaları, projeleri ile ilintili... Yani sorumlusu oldukları bölgelerdeki bataklıklar, iç savaşlarda ödenecek bedeller arttıkça, merkez ülkelerini, haklarını kollama adına yeni stratejiler ürettiler...
Laf aramızda zengin kuzey dünyasının lideri ABD, zengin kuzey dünyası içindeki büyük çıkar savaşları, 1. ve 2. dünya savaşlarında da konumu gereği bedel ödemekten sıyırmıştı. Hatta 2’ncisinin sonunda devreye girmeyi başararak en çok bedel ödeyen Rusya ile sonradan oluşacak kapitalist-komünist cephe savaşları için çok avantajlı konuma geçmişti. Vietnam bozgunu, Irak, Afganistan işgallerinin ekonomik vurgunu öğretileri artık havadan, uzaktan destekle, halkları, mezhepleri kırdırarak denetimi elde tutmak istiyorlar...

Tümü Şükran Soner - Son yazıları

Barış için adımlar yine çok az, çok geç 14 Eylül 2019 Cmt
Hangisi gerçek, hangisi yalan? 10 Eylül 2019 Sal
Türkiye tepetaklak kaosa sürükleniyor 7 Eylül 2019 Cmt