Veysel Ulusoy

Ekonomik özgürlük ve ekonomik kriz

17 Mart 2019 Pazar

Son dönemde, enerjimizi hep içinde yaşadığımız ekonomik duruma bir sıfat bulmak için harcadık. Kimimiz durgunluk dedik, çalkantı ile devam ettik ve hep kriz kelimesinin etrafında dolandık. Karar alıcılar ise, belki de işin doğası gereği, bunu hep reddetti ama artık ortak akıl ekonomik kriz tümcesinde karar kıldı gibi... Hatta, bunun bir adım ötesi olan ekonomik çöküşün sesleri de gelmeye başladı bile...
Nasıl mı?
Gayri safi milli hasılada olduğu gibi, 2018 yılının son iki çeyreğinde, sanayi üretimindeki küçülme, inşaat sektöründeki çöküş, tarım sektörünün sönen yapısı ve en son gelen işsizlik rakamlarının durumu bunu çok net gösteriyor. Geniş tanımıyla yüzde 19.3 işsizlik oranı ile 6 milyon 600 bin kişinin işsiz olduğu ülkemizde, artık tam anlamıyla yapışkan bir reel ekonomi krizi, hatta bir adım ötesinde olduğumuzu dillendirme zamanı geldi.
Tüm bunlar ekonominin görünen yüzü ama bugünleri tecrübe etmenin bir de görünmeyen yönü var; içinde hükümet harcamalarının şeffaflığı, hukukun etkinliği, iş yapabilme ve emeğini sunabilme serbestisi ile vergilendirme, uluslararası sermaye, yatırım ve ürün hareket kabiliyeti barındıran bir ekonomik özgürlük kavramı...
Ekonomik özgürlük 2019 endeksi serbest ekonomi ilkelerini savunan Heritage Vakfı tarafından açıklandı.
İnceleyelim!

Ekonomik özgürlük seviyemiz
Ekonomik özgürlüğü yüksek olan ülkelerde yaşayan bireylerin geliri orta derecedeki olanların iki katından, düşük olanların ise 6 katından daha fazla olduğu verilere yansıyor. Diğer bir ifadeyle, “ekonomik gelişme ve büyüme ile ekonomik özgürlük arasında sıkı bir bağ vardır” yaklaşımı genel kabul görüyor.
Türkiye 2019 yılında erozyona uğrayan hukukun etkinliği ve şeffaflığının yanında, hükümet harcamalarının iş yapma ve emek hareketliliğini olumsuz etkilemesi yönlerinin ağırlığı ile özgürlüğü düşen ülkelere katıldı. Buna bir de kamu yönetimindeki köklü değişimin ekonomik reformları bloke etmesi faktörü eklenince analiz farklı boyutlara ulaştı.
Sade anlamıyla günlük yorumların içinde kaybolan bu faktörler, belki de yaşanan ekonomik krizin nedenlerini oluşturan birikimler olarak karşımıza gelecekti... Analiz edelim!

Ekonomik özgürlük ve krizler
Özelliği itibarıyla hemen hemen tüm makro dengesizlikleri bünyesinde barındıran ekonomik krizlerin ekonomik özgürlük ile bağlantısı kendini en çok kurumların bütünleşme bozukluğunda hissettirir. Süreç birkaç basamaktan oluşur: Birinci basamakta sermaye birikimi sorunundan dolayı özellikli sermaye gruplarının kurumlarla olan ortak kararları, onların “çıkarları” kapsamında şekillenir. Hukuki altyapıyı oluşturan bilgi ve talep akımı bu gruplardan gelir ama kriz zamanları dışında pek belirgin bir faktör olarak karşımıza çıkmaz.

***

Ekonomideki denetim mekanizması sonraki basamakta yine bu grupların faydası doğrultusunda şekillenir. Zamanla diğer özel sektör yatırımlarını engelleyici özelliğe bürünür, piyasa ve siyasi gücü daha da artmış bir sermaye oluşumu ortaya çıkar. İlişkilerin daha da sıkılaşması kendini daha az siyasi denetim ve daha az hukuki denetim ile hissettirir. Kararlar merkezileşir ve esas denetim diğer küçük sermaye yatırımlarında baskısını hissettirir, gelir ve kaynak dağılımı bozuklukları ile de devam eder. Tüm bunlar ekonomik işleyişte hükümet ve piyasa başarısızlığı, diğer adıyla ekonomik kriz olarak ortaya çıkar. Krizle birlikte, bu defa da rasyonel olmayan ani denetim ve parasal kısıtlama kararları ile de çöküş süreci başlar...
Kurumsal yapıdaki erozyonun gelir ve kaynak dağılımını etkileyen faktörlerle etkileşimi, yaşanan ekonomik krizi doğurdu.
Nedenleri bu kapsamda özümsediğimizde, tedaviye de aynı faktörleri irdeleyerek başlamak faydalı olacaktır.