Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Dünyayı Değiştiren 8 Saniye 4

26 Kasım 2013 Salı

Bukalemun Oswald’ın maceraları

Tarih sayfalarına katil kimliğiyle giren Oswald, bin bir suratlı bir kişilikti

►Soğuk Savaş’ın ortasında Amerika ve Rusya arasında mekik dokuyan, eski “Marksist Amerikan deniz piyadesi”nin olağandışı hayatı...

Peki, sonsuza dek “Kennedy” her anıldığında hemen ardından ismi tekrarlanacak “Oswald” kimdir? Marx’ı okuyan ve “Komünizm en iyi dindir” diyen bir adam; ilk cinsel deneyimlerini Amerikan denizcisiyken Japonya’da konsomatrislerle yaşayan bir genç; “Önemli bir şey olmazsa beni işten arama” diyen annesini “Anneciğim, şimdi televizyonda İngiltere kraliçesi taç giyiyor” diye arayan bir çocuk; dul annesinin yaşam kavgasında sağda solda gençlik evlerinde bırakılmış bir delikanlı; Japon komünistlerine bazı bilgiler satmasından şüphelenilen bir er ve evladının bir gizli ajan olduğuna inanan ve zorluklar içinde yaşayan bir annenin oğlu...
Lee Harvey Oswald, çözülmesi asla mümkün olmayacak bir şifre... Yoksulluk içinde babasız olarak yaşama merhaba diyen New Orleanslı bu çocuk, dünya tarihinin en gizemli karakterlerinden biri. İşkence gibi geçen okul yaşamı boyunca (sık sık okuldan kaçıp hayvanat bahçesine ya da Halk Kütüphanesi’ne gidiyor) genç Oswald, sürekli izlediği “Üç Farklı Yaşam Sürdüm” adlı TV serisinin hastasıydı. Dizi üç kimlikli çalışan FBI ajanı Herbert Philbrick hakkındaydı. FBI adına Komünist Parti’ye sızmış bir reklam müdürünün öyküsü, öyle görünüyor ki, Oswald’ın karakterine ömür boyu işledi.
Bond romanları okuyor
Lee H. Oswald’ın kendisinin bile artık kim olduğunu bilemediği pek çok an kesin yaşanmıştır! Lee H. Oswald? Ya da O. H. Lee? Veya Rusya’daki adıyla Alik veya KGB dilinde Likhoi? Komünist miydi? Moskova’da konumlandırılmış bir FBI veya CIA ajanı mıydı? Ya da Sovyetler Birliği tarafından ABD’ye geri gönderilen bir KGB ajanı mı? Berlin Duvarı ve “Füze Krizi”nin ortasında herhangi bir sorunla karşılaşmadan nasıl bu kadar özgür ve değişken olabiliyordu? Ian Fleming’in James Bond’u ile ilgili bulabildiği tüm romanları da okumaya başlamıştı. Sonuçta Oswald, sanki Soğuk Savaş’ın ortasında, ABD veya Sovyetler ikilisinden birine ait olmak yerine, bukalemun bir kimlikle “gerginliğin parçası” olmayı tercih ediyordu. Kime, hangi sıfatla çalıştığı fark etmezdi.
Oswald okulu bırakıp Deniz Kuvvetleri’ne girdikten sonra deniz piyadesi oldu. Japon Atsugi üssünde CIA ile kesişen ilişkiler yaşadığı ve güzel konsomatrislerle aşk hayatı sürüp onlardan Rusça öğrendiği, bu dönemin efsanelerinden. Arkadaşlarının taktığı lakap ile “Oswaldskoviç” komünist olduğunu bile saklamayan farklı bir Amerikan piyadesi!
1960-1962 arasında Sovyetler’de geçirdiği süre, bu esrarengiz kişiliğin en çok merak edilen dönemlerinden biri. Rusya’ya iltica etmek için müracaat eden Oswald, önceleri uyutulmaya çalışılıyor. Olay sürüncemeye girince otel odasında bileklerini kesip intihar ediyor, rehberi Rimma tarafından bulunup apar topar hastaneye götürülüyor ve kurtarılıyor.
Rusya’ya iltica isteği
Oswald, bununla yetinmiyor, 10 gün sonra Amerikan Konsolosluğu’nda pasaportunu masaya koyup “Amerikan vatandaşlığından çıkmaya geldim. Rusya’ya iltica edip U2 casus uçaklarının sırlarını vereceğim” diyor. Bu jestler herhalde Ruslarda bir yumuşama yaratıyor ve Minsk şehrinde yaşaması kaydıyla Oswald’a izin çıkıyor.
Bir radyo fabrikasında iş verilen Oswald, nispeten iyi maaşına karşın pek de emek harcamayı sevmiyor. Bu arada onu izleyenler akla gelmedik sürprizlerle karşılaşıyorlar. Oswald basit bir fotoğraf makinesinin içine film yerleştiremiyor, radyoya pil koymak isterken kırıp bozuyor ve ormanda ava gittiklerinde atışları hep ıskalıyor. Rus yaşam tarzı ile de ilginç anekdotları eksik değil. Bir sabah 07.00’de kapısına vurulup seçimde oy kullanması için uyandırdıklarında yatağından bas bas bağırıyor: “Beni rahat bırakın, burası özgür bir ülke!”

Aşırı sağcı faşist General Edwin Walker’a suikast
1961 başında Oswald, bağıra çağıra Amerikan vatandaşlığından çıkmak için başvurduğu Moskova’daki Amerikan Konsolosluğu’na, bu sefer uslu bir vatandaş gibi “Hiçbir cezai takibe uğramayacaksam geri dönmek istiyorum” diye mektupla başvuruyor. Tabii “disleksik” olan ve kelimeleri doğru dürüst yan yana getiremeyen Oswald’ın yazışmalarından konsolosluk nasıl bir anlam çıkarıyor, o da işin bilinmeyen detayı. Oswald Sovyetler’den, bir yıllık yazışmalar ve sahte sakin tavırlarla ayrılma hakkı elde ediyor.
Teorik olarak dönüş masrafları için, konsolosluk aracılığıyla Amerikan devletinden borç alıyor. Böylece çift, 30 Mayıs 1962 tarihinde bebekleri June’la beraber önce Hollanda’ya, oradan da Amerika’ya doğru yola koyuluyor. Önce New York’a varıp oradan Texas’a geçiyorlar. Lee’nin kafasında Amerika ve Rusya deneyimlerinin ardından yeni bir siyaset oluşturma fikirleri şekilleniyor.
Posta ile tüfek siparişi
Oswald mart ayında posta yoluyla Mannlicher-Carcano marka bir tüfek satın alıyor. Siparişi Alek Hidell adına yapıyor. 10 Nisan 1963 günü, yani yüzyılın cinayetinden 7.5 ay önce, Oswald aşırı sağcı faşist General Edwin Walker’a suikast girişiminde bulunuyor. Tüfeğini olay yerine yakın bir noktaya iki gün önceden saklayan Oswald, Walker’in evine yaklaşıp pencerenin arkasından ateş ediyor ve kaçıyor. Bu arada Marina kocasının nerede olduğunu bilmeden evde beklerken Oswald’dan bir not buluyor. Oswald bu durumda ölecek veya yakalanacak bir teröristin karısına ne gibi ilginç notlar bırakabileceğini gösteriyor. Sonuçta Walker’a kimin ateş ettiğini polis tespit edemiyor.

Kıskandırmak için evlendi
Rusya’da değişik kızlarla maceraları olan ve “Rus rüyası” yaşadığını söyleyen Lee, tanıştıktan altı hafta sonra, önceki kız arkadaşı Ella’yı kıskandırmak için Marina ile evleniyor. Ardından ona da âşık olmayı başararak… Minsk’e geldiğinden beri, KGB görevlileri ajan olup olmadığını anlamaya çalışarak onu kuşkulandırmadan yakın gözetime alıyorlar. KGB ajanları, dairesinin üst katına yerleşip duvarın içinden mikroskobik delikler açarak, döneme göre büyük “fiberoptics” başarılarla gözlemlerine devam ediyorlar. Karı-koca sürekli kavga ediyor ve bu konuşmaların dökümü Brezilya dizilerine benziyor.

Oswald olmak zor iş
Her ne kadar onun Rusya’da yaşamış olduğu bilgisi FBI’dan panelcilere ulaştırılmış olsa da o ilk şoku iyi atlatan Oswald, politik günlük gündemi, bir günlüğüne teslim almış oluyor. Tarihin akış yatağını değiştirecek olmasının yanında “gündem”in lafı mı olur? Oswald daha sonra Meksika’ya giderek oradan Küba vizesi almaya çalışıyor. Ama başarılı olamıyor. “Önce bir Sovyet vizen olması lazım” diyorlar. Oswald kızıyor; hem de çok ama gri bir nokta daha var: Elçiliğin önünde çekilen gizli resimlerde “Oswald” diye elçiliğe girmiş alakasız birini görüyoruz. Aynı dönemde birilerinin Oswald’ın imajını istenilen yönde oluşturmak için “sahtesini” ortaya saldıkları konuşulanlar arasında. Uzun lafın kısası “Oswald” olmak herkes için zor iş!

Marksistliğini her yerde dile getiriyor
İşte Ağustos 1963’te Oswald New Orleans’ta “ellerini Küba’dan çek” broşürü dağıtırken...

Oswald’ın komünizme ve Küba’ya olan ilgisi Amerika’ya dönüşünden sonra da devam etti. Amerika’da solcu ve ilericiliğin Castro ve Küba’yı desteklemek olduğu, tutucu olmanın da Küba düşmanlığı gibi özetlendiği bir ortamda, Oswald New York’ta merkezi bulunan Fair Play for Cuba Committee’ye (Küba İçin Dürüst Tavır Komitesi) bir yazı yazarak, New Orleans’da bir şube açmak istediğini söylüyor. Komiteden gelen teşekkür yanıtı açık açık “Şube açmadan ve provokasyona sebebiyet verecek davranışlarda bulunmadan evden idare etmesini” rica etmesine rağmen, Oswald bildiğini okuyor ve konuyu özetleyen bildiriler bastırıp bir küçük ofis tutuyor. Oswald’ın başı, sokakta kendisiyle dalaşan halkla ve polisle derde giriyor. Castrocu bildiriler dağıtırken daha iki gün önce sözde “destek vermek” amacıyla ziyaret ettiği anti-Castrocu örgütçü Carlos Bringuier onu sokakta elinde Castrocu el ilanlarıyla dolaştığını duyunca, yakalayıp tokadı patlatıyor! Lee karşılık vermiyor ve ayrıca bir radyo programında da kendi Marksist/ Leninist görüşleriyle çarpışan fikirlere sahip üç kişiye karşı aynı anda “aslanlar gibi” mücadele ediyor.
Küba komitesine mektup
Oswald’ın başarılı, hazırcevap ve kendini iyi yetiştirmiş bir panelist olarak görünmesi, geçmişini göz önünde bulundurduğumuzda çok ilginç. Olmamış olayları olmuşçasına göstererek sonra bunları gerçekten yapmak gibi zamanla ileri-geri oynayan bir kişiliğe sahip. Oswald, Küba Komitesi merkezine, “Sokakta polisle ve karşıt görüşlülerle çatıştık” diye mektup yazıyor. Komik, yanlış kesimli Rus elbiselerle katıldığı radyo açık oturumunda, sunucunun onu saygın bir komite üyesi ve New Orleans bölgesi şefi olarak tanıtması, Oswald’ın küçük dünyasında kurduğu dev hayallerin gerçeği ısırması oluyor! Ama tüm bu reklam, program, bildiri dağıtım ve çabalara rağmen, bir türlü New Orleans’taki komiteye hiçbir üye katılmıyor. Kaldı ki, merkezi komite Oswald’ın kendince kararlar alıp uygulayan “tehlikeli” kişiliğini algıladıktan sonra, onunla ilişkilerini kesiyor.
Oswald’ın ilginç bir noktası, Marksist olduğunu her yerde övünçle dile getirmesine rağmen bu konuda herhangi bir derinliğe sahip olmaması. Konuya hâkimiyeti sığ ve klişe bilgilerden öteye geçmiyor. Ama aynen Walker olayında olduğu gibi, Oswald “akıl almaz sonuç çıkartmalarla” kendine “dünyayı ve tarihin akışını değiştirmeye niyetli bir insan” profili çizmeye ve buna inanmaya başlıyor. ●SÜRECEK

Sahiden Nerelerdesiniz Yahu? Başlıklı Yazısı İçin Tıklayınız.