Model Tükenir, Dengeler Değişirken

30 Eylül 2008 Salı

2007 yazında, 1930lar dönemine atıfla, Bu kriz o kriz mi diye sormuş, cevaplayabilmek için kendimize iki ölçüt koymuştuk: Egemen ekonomi yönetim modeli (neoliberalizm) iflas etmeli, uluslararası güç dengesi değişmeye başlamalı.

ABD liderliğinde aşınma hızlanıyor

Mali kriz geçen hafta, ne yazık ki bu iki ölçütü temsil eden eğilimlerin kesiştiği bir aşamaya ulaştı.

Bakın, muhafazakâr çevrelerde popüler tarihçi Prof. Niall Ferguson (Oxford, Harvard) geçen hafta Washington Postta gelinen noktayı nasıl betimliyordu: Neoconlar boylarının ölçüsünü Irakta, neoliberaller de bu ay ülkenin en büyük ipotek kurumu ve en büyük sigorta şirketinin devletleştirilmesiyle aldılar; sonra da soruyordu: Politika paradigmalarının değişmeye başladığı kesin. Acaba küresel güçler dengesi de değişiyor mu?” (21/09)

Wall Street Journal da, geçen hafta uluslararası planda yoğunlaşan tartışmalardan hareketle, Fergusonun bu sorusuna adeta olumlu bir cevap veriyordu.ABD mali sektöründeki kargaşa, başka ülkelerin ABD ekonomik liderliğini sorgulayan görevlilerine ek malzeme sağlayarak dünya çapında sürmekte olan siyasi tartışmaları derin bir biçimde etkiledi. (25/09)

Council On Foreign Relations analistlerinden Charles Krupchana göre, bu mali kriz, Irak ve Afganistandaki sorunlarla birleşince, ABDnin yumuşak ve sert gücü, liderliğine duyulan saygı üzerinde olumsuz bir etki yapacak (Jim Lobe, The Asia Times 26/09). Jim Lobe, ABDnin en üst düzey istihbarat yetkilisi Thomas Fingarın, iki hafta önce diğer istihbarat görevlilerine, Bundan böyle Washingtonın liderliği, siyasi, ekonomik ve hatta kültürel alanlarda giderek daha büyük bir hızla aşınacak dediğini de aktarıyor.

Geçen hafta BM’de

Gerçekten de, Wall Street Journal yazarlarının vurguladığı gibi, ABDye yönelik eleştiriler hızla artıyor. Örneğin, geçen hafta Birleşmiş Milletlerde Nikaragua Devlet Başkanı, Miguel DEscoto başkanlığında yapılan açılış oturumu, adeta ABDyi eleştirme platformuna dönüşmüş. Oturumda Brezilya Devlet Başkanı Lula Spekülatörlerin coşkusu yerini halkların sıkıntılarına bıraktı diyerek piyasa köktenciliğini mahkûm ederken, Miguel DEscoto, güçlülerin ihtirasının, aptallığının ve umarsızlığının faturasını her zaman yoksulların ödediğine dikkat çekmiş. Filipinler Devlet Başkanı Arroya,dünyayı kasıp kavuran, ABD kaynaklı korkutucu bir mali tsunamiden söz etmiş, Arjantin Devlet Başkanı Kirchner, bir zamanlar Latin Amerika ülkelerine piyasa tüm sorunları halleder diyenlerin’ (şimdi sıra-EY) kendilerine gelince tarihin en büyük devlet müdahalesini devreye soktuklarına dikkat çekmiş. Fransa Devlet Başkanı Sarkozy de, Krizden kimin sorumlu olduğunu bilmediklerini söylüyorlar. Ne güzel! İşler iyi giderken ikramiyeleri kimin alacağını biliyorlardı ama diyerek sitem ediyormuş (Le Monde, 25/09). Sarkozyye göre, bankalar spekülatörleri değil gerçek üretimi ve tüketimi finanse etmeli”.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon da mali krizin tüm çalışmalarını tehdit ettiğinden yakınarak küresel çapta bir liderliğin gerekli olduğunu vurgulamış. Bush da Elimizden geleni yapıyoruz demiş. Ancak, Afrika Birliği Dönem Başkanı Tanzanya Devlet Başkanı Jakaya Kikwetenin uluslararası topluluğun aktörlerinin bir an önce BM önderliğinde harekete geçmesi gerektiğineilişkin çağrısından, Lulanın uluslararası kurumlara yaptığı vurgudan, Sarkozynin Sekizler Grubunun, Çin, Hindistan, Güney Afrika, Meksika ve Brezilyayı da kapsayacak biçimde genişletilmesine ilişkin önerisinden, kastedilen liderliğin ABD olmadığı anlaşılıyor.

Model sorunu ve diğer emareler

New American Foundationdan Michael Lind de Tarihte modeller çok önemli dedikten sonra ekliyor: Bu (kriz-EY), yıllardır dayattığımız Anglo- Amerikan modelinin saygınlığını zedeledi Halklar Latin Amerikada, Ortadoğuda, başka yerlerde, Amerikalılar serbest piyasa vaaz ediyorlardı. Bakın bu onlara ne getirdi? Belki de başka bir model denemek gerekirdiye düşünüyorlargeleceğin seçeneği Çin modeli olabilir Yumuşak güç rekabeti açısından ciddi bir darbe aldık(The Asia Times).

Lind haklı. Örneğin, Almanya ve Fransanın bu rekabette öne geçmeye çalıştıklarını görüyoruz. Almanya Şansölyesi Merkel, Müncher Merkur gazetesine, Ben mali piyasaların umursamaz tavrını eleştirmiştim, ne yazık ki beni dinlemek istemediler diyerek ABD ve İngiliz yönetimlerini eleştiriyor. Maliye Bakanı Peter Steinbrück de Alman parlamentosunda yaptığı konuşmada ABD küresel mali piyasalarda süper güç statüsünü kaybedecekdemiş. Sarkozy, Ellie Wiesel Vakfında yaptığı konuşmada sorumluların yakalanıp cezalandırılmasını istemiş (Aktaran WSWS, 26/09).

Geçen haftaki konuşmalarında, Merkel ve Sarkozy mali piyasaların düzenlemesinin, ulusal ekonominin ve halkın korunmasının gereğini vurgularken sosyal demokrat milletvekili Ms Heuer de kriz piyasaların düzenlenmesinin, sorumlu birisinin gözetiminde olmasının gerekli olduğunu ortaya koymuştu (WSJ age) derken, neoliberalizme, ABD liderliğine alternatif bir başka model öneriyorlardı.

Sarkozy de geçen hafta Toulonda yaptığı konuşmasında benzer bir tavırla piyasaların tehdidi karşısında devleti rehabilite etmeye kararlı olduğunugösteriyor; Fransızların tasarruflarının garanti altında olduğunu vurguluyor, Fransızlar korkuyorlar. Devlet bugünler içindir. Devletle piyasa arasında yeni bir denge kurmak gerekir diyordu (Le Monde, 26/09).

ABD modeline karşı güvensizlik, AB liderliğiyle de sınırlı değil. Çinde Şanghay İşletme Üniversitesinden liberal eğilimli Prof. Zu Ziaonian da Devlet müdahalesine karşı bir sav ileri sürmek artık çok zorlaştı Genel kanı Amerikan modelinin çökmekte olduğuna ilişkin diyor. Güney Korede özelleştirme süreci duruyor, meclise ekonomiye müdahaleye yönelik 11 yeni yasa taslağı geliyor. (WSJ)

Tüm bu gelişmelerin, ABDnin en yakın müttefikleri arasında, örneğin Japon iş çevrelerinde de, Mizuhu yatırım şirketinden Tetsua Ishiharanın deyişiyle bir güven sorunu yarattığı görülüyor. Ishihara, Güven kaybı bir saniyede gerçekleşebilir ama geri gelmesi çok uzun zaman alır diyor”(Der Spiegel, 25/09).

Bu ortamda ABDnin siyasi saygınlığı, hem Gürcistan krizinde Rusya, hem de Afganistan sınırında üzerine ateş açan Pakistan ordusu karşısındaki iktidarsızlığının etkisiyle daha da geriliyor. Buna karşılık Çinin saygınlığının, dünya klasmanında ilk dörde giren üç bankasıyla (AFP 30/05), olimpiyatlar, uzayda yürüyüş başarısıyla, dolara bağlı olmayan bir mali sistem gerekiyor (Reuters, 17/09), saptamalarıyla, dünyanın geri kalanına uygun, ulusal egemenliklere saygılı yönetişim önerileriyle artmaya devam ettiği görülüyor. Rusya donanması, ABDnin nefret nesnesi Venezüellanın sularında dolaşırken Sarkozynin BMdeki konuşmasında, G8i genişletmeye ek olarak Rusya ile AB arasında bir ortak ekonomik bölge oluşturma önerisi de, ABDnin uluslararası gücünün gerilemeye, Latin Amerikadan Afrikaya, Rusya ve Çinin etkileri arttıkça uluslararası dengelerin ABD aleyhine bozulmaya devam ettiğinin bir başka göstergesi.

Özetle, krizin, küresel düzeyde hem ekonomi yönetimi hem de jeopolitik dengeler açısından çok tehlikeli bir döneme girdiği söylenebilir.

er­[email protected] http://er­gin­yil­di­zog­lu.blogs­pot.com