Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Ayşegül Yüksel

Devlet ilkeleri çiğnenirken...

26 Kasım 2013 Salı

Siyasal iktidarın ‘kazançlı alışveriş’ anlayışına uymayan kurumlar, böylece devletin sanata ‘karşılıksız’ destek verme ilkesi çiğnenerek saf dışı ediliyor
►Elmalarla armutları toplama işlemine bir de bakanın, “devlet sanat ilişkisi bakımından elimizdeki modelin” artık bir tek Çin’de bulunduğunu belirtmesi eklenince, devletin “sanatı -toplum yararına- destekleme” yolundaki ‘tümü kucaklayıcı görev’inin AKP hükümeti tarafından iyice göz ardı edilmekte olduğu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’nin önde giden özel tiyatrolarının önemli bir çoğunluğunun bu yılki “proje karşılığı devlet desteği”ne değer bulunmayışıyla devlet sorumluluğu, iktidardaki hükümet tarafından ayaklar altına alınmıştır.
Devlet eliyle özel tiyatrolara destek uygulaması -gelişmiş ülkelere oranla çok gecikmiş olarak- 1982 yazında başlatılmıştı. Amaç, özel tiyatroların sıkıntılarını bir oranda hafifletmek, onları nitelikli tiyatro yapmaya yönlendirmekti. (Ferhan Şensoy’un, belgesel nitelikli ayrıntılar içeren “Başkaldıran Kurşun Kalem” (2012) başlıklı kitabında, ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük tiyatro yıldızlarından olan Ayfer Feray’ın 1970’li yıllardaki özel tiyatroculuk serüveninden aktardığı kesitler, salonsuz bir özel topluluğun yüzleştiği acı gerçekleri bir kez daha gözler önüne seriyor.)
Bizdeki “destek” mekanizmasının, İngiltere’deki Arts Council benzeri özerk bir kurul tarafından değil, iktidardaki partinin görüşünü temsil eden bir bakanlığa bağlı olarak çalıştırılıyor olması, daha ilk aşamada sorunlar içermekteydi. Yapılacak parasal destek, değerlendirme kurulunu oluşturan -bir bölümü bürokrat- kişilerin tiyatro bilgi düzeyine, oyun izleme alışkanlıklarının olup olmayışına, ağırlıklı olarak da insafına dayalıydı. Ne ki, zaman içinde daha somut ve nesnel ölçütlerin benimsenmesiyle yürütülen bu mekanizma, çeşitli aksamalara karşın özel tiyatroculara bir oranda destek oldu.
Sonuç olarak da sözgelimi, özel topluluklar arasında ‘kıdemli’ konumunda olan Dostlar Tiyatrosu, bir önceki yılda sunulan yapımın başarı düzeyi, turne etkinlikleri, yerli yazarlara ağırlık verme vb. gibi ölçütleri yerine getirdiği için ‘destek’ten, bildiğim kadarıyla, her yıl üst düzeyde yararlandı. Kuruluşundan (1969) bu yana, tüm siyasal dönemlerde “muhalif” yaklaşımını korumuş olmasına karşın…
Bu da gösteriyor ki 12 Eylül döneminde ya da AKP hükümetinin geçen yılki uygulamalarında bile, özel toplulukların ülkeyi yönetmekte olan siyasal partinin görüşleriyle uyuşmayışı, ‘halk yararına yansızca devlet hizmeti yapma’sı beklenen kurulun kararlarında belirleyici olmamış.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in 19 Kasım’da Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşma ise (Bkz. Selda Güneysu’nun 20 Kasım tarihli Cumhuriyet’teki “Özelleştirmeye Yeşil Işık” başlıklı haberi) özel tiyatrolara destek konusunda yansız devlet hizmeti anlayışının terkedildiğini göstermektedir. “Bu sene destek alan bir tiyatronun bunu kendisine verilmiş ebedi, dokunulmaz bir ayrıcalık olarak algılaması hiçbir şekilde mümkün olmaz” diyen bakan, bütün koşulları yerine getirmiş olmalarına karşın destek almayan toplulukların ‘yasal haklarını arama’ eylemini şöyle göğüsleme hazırlığı içindedir: “Bu desteklerin verilme sebebi, esas olarak bu sanat dallarının gelişmesi olduğu gibi, artık o gelişme aşamasından çıktık. Türkiye’nin geldiği noktada, genç sanatçılara, kurumsallaşmasını tamamlamış tiyatro veya başka kurumlara göre bu alana yeni giren tiyatrolara daha çok destek verilmesi temel stratejimiz olacak.”
Bu belirlemeler bugüne dek bilinen “destek” ölçütleri arasındaki dengeyi altüst etmektedir. (Ayrıca Kent Oyuncuları, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu gibi ‘kıdemli’ toplulukların bu yıl da ‘destek’ almış olması başka bir çelişki oluşturmaktadır.) Kaldı ki bakanın saptamalarına katılmak da olanaksızdır. Türk tiyatrosu gerçekten de gelişimini tamamlamış olsaydı, bugün tiyatro toplumun çoğunluğunun yaşam biçimi içinde yer almaz mıydı? Üstelik, kurumlaşmış olduğu söylenen topluluklardan kaçının yerleşik sahnesi bulunmaktadır? Önemli bir bölümü, aynı kent içinde bile, salondan salona sürüklenmiyorlar mı? Bir başka önemli nokta da, daha önceki çalışmaları seyirci karşısında doğru dürüst sınanmamış toplulukları destekleme ölçütlerinin belirsizliği. Özel tiyatrolara ‘destek’ konusu, bilinen ölçütler dışına çıkartılıp ‘keyfi’ olabilecek uygulamalara açık bir yola sokulmuyor mu?
Daha da şaşırtıcı olan, bakanın söyleminde, “özel tiyatrolara destek” konusu ile DT ve DOB gibi ‘devlet ödenekli’ sanat kurumlarının ‘özelleştirilmesi’ konusunun karman çorman edilmesidir.
Elmalarla armutları toplama işlemine bir de bakanın, “devlet sanat ilişkisi bakımından elimizdeki modelin” artık bir tek Çin’de bulunduğunu belirtmesi eklenince, devletin “sanatı -toplum yararına- destekleme” yolundaki ‘tümü kucaklayıcı görev’inin AKP hükümeti tarafından iyice göz ardı edilmekte olduğu ortaya çıkmaktadır. Siyasal iktidarın “kazançlı alışveriş” anlayışına uymayan kurumlar, böylece devletin sanata ‘karşılıksız’ destek verme ilkesi çiğnenerek saf dışı edilmektedir.
Tiyatro sanatının, demokrasinin içselleştiremeyeceği bir konuma itilmek istendiği görülüyor. Son birkaç yıldır, “yandaş yazar” sayılarak yapıtlarının sahnelenmesi için sürekli olarak gündeme getirilen Necip Fazıl Kısakürek bile, “Para” adlı oyununun bir bölümünün -son DT ve İBBŞT yapımlarında- budanmasıyla, bu “itiliş”ten pay almaktadır.

Tümü Ayşegül Yüksel - Son yazıları

Takıntılarla yaşamak 2 Nisan 2019 Sal
‘12 öfkeli.’ kamuoyunun sorumluluğuna sesleniyor 19 Mart 2019 Sal
‘Büyük Birader’in gözü üstünüzde 5 Mart 2019 Sal