Yedi Yıl Sonra Yeni Savaşlara Doğru

30 Eylül 2008 Salı

9/11’den yedi yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, sanırım şu iki saptamayı yapabiliriz: ABDnin, 11 Eylül olayının yarattığı fırsattan yararlanarak dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda ve hegemonyasına rakip olacak büyük güçlerin yükselmesini engelleyecek biçimde düzenlemek için uygulamaya koyduğu politikalar (Yeni Savunma Stratejisi) yalnızca iflas etmekle kalmadı, tam anlamıyla geri tepti. Terorizme karşı küresel savaş projesi, daha Afganistan ve Irak savaşları sonuçlanamadan, Kafkasya bölgesinde ve Orta Asyada, bu iki savaşla kıyaslanamayacak kadar büyük tehlikeler içeren iki yeni savaş olasılığını gündeme getirdi.

Stratejinin iflası…

Artık çok iyi bildiğimiz bu Yeni Savunma Stratejisiniuzun uzadıya tartışmanın pek bir anlamı yok. ABD uluslararası ilişkiler disiplininin duayenlerinden Prof. Stephen Waltın şu özeti bize yeter: 11 Eylülden sonra ABD dış politikasını belirleyen neo-con eğilim,dünyanın, kararlı bir biçimde uygulandığı takdirde, ABD liderliğini, benimseyeceğine Askeri gücün dünyayı ABD, İsrail ve diğer demokrasilerin yararına düzenlemeye uygun bir araç olduğuna inanıyorlardı (The National Interestin Eylül/Ekim 2008).

Bu inanca göre ABD, askeri gücüne dayanarak dünyayı yeniden şekillendirecek, yeni güçlerin yükselmesinin olanaksızlığını,terorizme karşı küresel savaş içinde Afganistan ve Irakta elde edeceği başarılarla ele güne gösterecekti. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Bakın Kings College Savaş Çalışmaları bölümünden Prof. Anatol Lieven, geçen yedi yılı nasıl değerlendiriyor: Binlerce ABD askeri, on binlerce Afganlı ve Iraklı sivil öldü, yeni savaş tehditleri oluştu. Pakistan gibi anahtar ülkelerin çökmesi ya da düşman olması gündemde”… “İsrail-Filistin çelişkisi bir bataklık olarak kalmaya devam ediyor. Bu sırada Hindistan ABDnin nükleer alanda kendine verdiklerini almayı biliyor, ama ana konularda ABDyle çelişen bir yol izlemeye devam ediyor. Çinin ekonomik büyüme hızı, bir kuşak sonra süper güç olabileceğini gösteriyor. Bu durum ABD için uluslararası alanda stratejik ve ekonomik politika sorunları yaratıyor.”… “Bu sırada önemli bir oyuncu olmaktan çıktığı düşünülen Rusya şaşırtıcı bir toparlanma gerçekleştiriyor!(The National Interestin Eylül/Ekim 2008)

Yeni Savunma Stratejisiiflas ettiğine göre, acaba şimdi ABDnin daha esnek, Prof. Nyein deyişiyle daha bir yumuşak güce”, diplomasiye dayalı bir savunma stratejisi geliştirmesini bekleyebilir miyiz? Öyle ya, bir Anglosakson deyimiyle eğer bir çukura düşmüşseniz, kazmaya devam ederek çukuru daha da derinleştirme”nin ne anlamı olabilir?

Ne ki, ABD savunma yönetiminin en üst düzey sorumlularının geçen hafta yaptıkları açıklamalar, bir taraftan bu stratejinin iflas ettiğine ilişkin savları doğruluyor, diğer taraftan ABD yönetiminin, bu krizden adeta içine düştükleri çukuru daha da derinleştirerek çıkmaya çalıştığını düşündürüyordu.

Örneğin, ABD Genelkurmay Başkanı Amiral Michael Mullen, Meclis Silahlı Kuvvetler Komisyonunda yaptığı konuşmada, Afganistanda savaşı kazanmakta olduğumuza inanmıyorum. Ama kazanabileceğimize inanıyorumderken Savunma Bakanı Robert Gates de komisyon üyelerine, Terorizme karşı savaş bu bölgede başladı, bu bölgede bitmeli diyordu (Washington Post, 11/09). ABDnin Ortadoğu ve Orta Asyadan ordusu CENTCOMun komutanı General David Petraeus de perşembe günü BBCye konuşurken ABDnin Irakta bir zafer ilan edip gidecek bir duruma hiçbir zaman gelemeyeceğini” … “elde edilen kazanımların da geri çevrilebileceğinikabul ediyordu. Kısacası Afganistanda ve Irakta zafer söz konusu değil.

Yeni savaşlara doğru

Peki bu duruma çare olarak ne öneriliyor dersiniz? Ne olacak, çukuru kazmaya devam etmek”... Pazartesi günü gazeteler, ABD askerlerinin Pakistan topraklarında askeri operasyonlara başlamasına ilişkin direktifi bizzat Bushun imzalamış olduğunu bildiriyorlardı. Salı günü Bush Iraktan asker çekmeye başlayacaklarını, ama çekilen askerlerin büyük bir kısmının Afganistana gönderileceğini açıklıyordu. Amiral Mullen de Afganistanda savaşı kazanabilmek için operasyonların Afganistan-Pakistan sınırında, Pakistan tarafındaki Federal Aşiretler Bölgesinde yoğunlaştırılması gerektiğini, sorunun kaynağının orada olduğunu savunuyordu. Diğer bir deyişle ABD, Pakistanın sınırını, bağımsızlığını tanımadığını, savaşı bu ülkenin topraklarına taşıyarak vatandaşlarını hedef alacağını açıklıyordu.

Pakistanda başbakan, muhalefet partilerinin liderleri ve Genelkurmay Başkanı bu saptamalara şiddetle karşı çıkarak topraklarına izinsiz girecek olanlara tüm olanaklarını kullanarak tepki göstereceklerini açıklarken ABD yanlısı, yeni Devlet Başkanı Zerdarinin suskunluğunu koruması da ülkede ayrıca tepki çekiyor (The International News, 12/09), siyasi krizi daha da derinleştiriyordu.

ABDnin Afganistandaki operasyonları, nükleer silahlara sahip Pakistanı da, üstelik ülkedeki yerli Talibanın güçlenmesine olanak sağlayacak hoşnutsuzlukları da körükleyerek (Asia Sentinel, 10/09) savaşın içine çekmeye başlarken bir diğer ve en az bunun kadar tehlikeli savaş olasılığı da ABD Rusya ilişkilerinde ortaya çıkmaya başlıyordu. Rusyanın Ukraynanın NATO üyeliği olasılığına karşı tavrını açıklayan İngiltere Büyükelçisi Yuri Fedotov, üyeliği engelleyemeyeceklerini ama kendilerini koruyacak tedbirleri alacaklarını ve kesinlikle misilleme yapacaklarını vurguladıktan sonra Ukraynaya yönelik bir askeri müdahale planımız yok ancak insanlar Güney Osetyada olanları da unutmamalıdiyerek Kırım Yarımadasındaki Rus nüfus üzerinden oluşacak bir krizin işaretlerini veriyordu (The Independent, 11/09). Ukraynada da bu konu üzerinden bir siyasi kriz derinleşirken ABDde başkan yardımcısı adayı Sarah Palin, ABC Newsden Charles Gibsonla konuşurken Ukrayna ve Gürcistanın NATO üyeliğini desteklediklerini, üyelikleri gerçekleştiği takdirde NATOnun, üyelerini savunmak için Rusya ile savaşabileceğini söylüyordu (AntiWar, 11/09).

Bu gelişmelere ek olarak, haftanın ilk yarısından medyadaki tartışmalar Dick Cheneynin Gürcistan ve Azerbaycan gezilerinin adeta Rusyaya yönelik bir provokasyona dönüştüğünü ancak sonuç almak bir yana Azerbaycanda protokole uygun olmayan bir düzeyde karşılandıktan sonra, Rusyaya karşı enerji işbirliği önerisinin reddedildiği, hatta Azerbaycanı Rusyaya doğru ittiğini düşündürüyordu (Kommersant, 05/09, Eurasia Insight 08/09, Jamestown Foundation, 09/09).

Geçen haftanın önemli tartışmalarından biri de Türkiye dış politikasının Gürcistan savaşından sonra bölgede karşılaştığı çelişkilerle ilgiliydi. Oluşmaya başlayan genel kanı, bir taraftan ABD Türkiyeyi bölgedeki enerji yollarının Rusyadan uzaklaştırılması stratejisinin bir parçası olarak Ermenistana doğru iterken Türkiyenin de, Rusya ve Azerbaycanla, hatta Rusya ile Batı arasındaki çelişkiden yararlanmaya hazırlanan İranla ilişkileri bağlamında çok zor bir döneme girdiği doğrultusundaydı.

 

[email protected]

http://er­gin­yil­di­zog­lu.blogs­pot.com

(15.09.08)