Feyzi Açıkalın

Tunç Soyer’in arka bahçesi

28 Mart 2019 Perşembe

İzmir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer hakkında yazı hazırlıyordum ki gündeme Deniz Ülkü Arıboğan’ın tuhaf çıkışı geldi.

Arıboğan’ın, YÖK’ün Yurt Dışı Yüksek Lisans Bursu uygulaması için itirazını dillendirenlere, “Kolejli dostlar” toptancı başlığıyla bir çıkışması olmuştu. Doğal olarak Arıboğan’a sosyal medya yanıtları gecikmedi.

Aslına bakarsanız kolej kavramı Türkiye’de, yurt dışındaki tanımından farklı olarak yaşam bulmuştu. Arıboğan da tedrisatını, hadi burjuva demeyelim, kent seçkinlerinin gitmekte olduğu, başında “özel” ibaresi olan okullarda gördüğü için, haliyle “normal!” kolejlilerden söylediklerine tepki geldi.

İşte Tunç Soyer de böyle normal bir kolejde, sonradan adı Bornova Anadolu Lisesi olan Türkiye’nin ilk yedi Maarif Kolej’inden birisinde eğitimini yatılı öğrenci olarak almış, kişisel gelişimini güçlendirmişti.

Sınavla girilen, yalnızca yatılılıktaki yemek parasının ödendiği, sıralarında çok sayıda parasız yatılı öğrencinin de yer aldığı, maarifin gözde okullarından birisinde…

Erkek yatılı okulu olarak 200 dönümlük, bağışlanmış bir çiftlik üzerinde kurulmuş okul. Sonradan, aralarında İranlı genç kızların olduğu gündüzlüler de alınmaya başlamış. Böylece belki de, yatılı okuyup da maço olunmayan ender yuvalardan birisi olmuş.

Okul, Arıboğan’ın tanımladığı kolejlerden farklı olarak şehir dışında kurulduğu için, haliyle mekansal özgürlüğü de öğrencilerine yansımış. Bahçesinde sincapların dolaştığı; içinde, öğrencinin sigara içmeye gidip ama hiç yangın çıkarmadığı ormanı olan bir kampüs oluşmuş…

Çoğunluğunu Ege kasabalarının eğitime önem veren ailelerinin ve İzmir’in orta sınıf kentli insanının çocuklarının oluşturduğu öğrenciler, kırsaldan gelen ile kentlinin çatışmasına meydan vermeyecek bir yüksek zeka ortalamasında buluşmuş.

Öğretmenlerin, dersi anlatırken sınıfın anlama düzeyine göre kendisini ayarlamak zorunda kalmadığı, aksine çok rahatladığı; hatta sık görülenin aksine, öğretmenin de öğrenciye saygı duyduğu bir eğitim yuvası…

Öğrencinin kendisini ifade edip özgüven kazanmasına, böylece liderlik yeteneğinin gelişimine de olanak tanıyan spor salonu, klasik müzik aletleriyle donanmış odası, modern laboratuarları, resim ve el işi atölyesi, konferans salonu ve fotograf odasının olduğu bir okul…

Öğrencisini hem gelişkin bir birey olarak hazırlayan hem de manzumesi yazılmış kurallı bir yaşamda saygıya davet eden bir sistem; daha önemlisi bu düzeni sağlayanların Eğitim Enstitüsü çıkışlı öğretmenler olması…

Ortak yaşam kültürü üretiminin yalnızca yatılılıkla sınırlı kalmadığı; göçmen Demir Ali’lerin servis yaptığı yemekhanesinde öğretmenlerle birlikte yemeğe oturulan; onlarla maçların yapıldığı; yine öğretmenlerin okuldaki lojmanlarda kaldığı bir eğitim yuvası…

Boyacısı Kazım abi, teknisyeni Nail usta, bahçıvanı Muharrem amca, revircisi Mustafa, telefoncusu Konyalı Mehmet gibi yıllarca okulun demirbaşı olan emekçileri ile kuşaklar arası bağlantının sağlandığı; böylesi en yalın hikaye anlatıcıları sayesinde ortak geçmişe saygı duymanın öğrenildiği bir modern okul…

Okulun her alanda kazandığı başarının öğrencisini kendisine daha çok bağladığı; arkadaşlarının kişisel öne çıkışlarını kıskanmak yerine okulunu övme nedeni sayan gelişmiş kişilikleri yaratan bir sistem, 60 yıldan fazladır Türk eğitim sisteminin önemli bir parçası olmuş.

İşte, arkadaşlarının tanımıyla “döneminin en dürüst en güvenilir öğrencilerinden birisi” olmanın haklı gururunu taşıyan Tunç Soyer böyle bir arka bahçeden yetişti. Unutmadan; çok kimsenin bilmediği bir protest geçmişi de vardır okulunun:

Okul yönetimi 1962 yılında sınıfları birleştirip 40’ ar kişilik hale getirdiğinde, öğrenciler olayı protesto edip, boykot eylemine geçer. Bunun üzerine veliler okula çağırılıp, olayın yatıştırılması sağlanır. 1960’lar Türkiye’sinde, sonradan ayaklar altına alınacak demokrasi ara ikliminde bu karşı çıkış bir ilktir!

Genetik geçişi vardır…