Köşe Yazısı

A+ A-

İşte öyle bir seçim

29 Mart 2019 Cuma

İki gün sonra yine seçim var. 19. yüzyılın dördüncü çeyreğinden beri hep sandık başına gidiyoruz, bu gidişlerin sonucunda neler geldi, ama bir türlü doğru dürüst bir demokrasi gelemedi. Bu durumu seçim uygulamasının yeterince köklü olmamasına bağlayanlar yanılıyorlar. 132 yıl bir toplumun artık olgunlaşması için yeterli süre...
Seçimlerin, bütün kuralların doğru dürüst uygulanmadığı, kurumların yerli yerine oturmadığı, zorunlu koşulların tümünün yerine getirilmediği ortamlarda, yalnız sandığın görülmesiyle yetinilen “o biçim seçim”ler olmasından kaynaklanıyor bütün maraz.
Yoksa oyun kuralıyla oynansa ve seçmen rahat bırakılsa, halk demokrasiyi seçecek de, yakasını bırakan yok.
2019 seçimi de işte öyle bir seçim.
Bir kez neyi seçiyorsunuz, belli değil. İstanbul’un cadde, sokak ve meydanlarındaki afişlerde en çok Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi var. Seçim onun seçimi mi?
Reis sisteminin yandaşlarına sorarsanız, yerel yönetimler, yasama, yürütme, yargı, kültür sanat, ekonomi, hatta spor, her şey ondan sorulduğuna göre seçim de onun.
Ve yine bekamız Reis’e bağlı olduğundan, bu seçim bir yerel seçim değil, bir beka sorunu.

***

Halkın seçim yapması için, neyin ne olduğunu bilmesi şart. Bunun için de bilgilenme, yani basın ve ifade özgürlüğü olması gerek.
Ama bu son “o biçim seçim”de o yok.
Rotatiflerin ve ekranların büyük çoğunluğu, Reis’in görüşlerini, azarlarını, hakaretlerini yayımlıyor, ona cevap verenler ise tehdit ediliyordu:
- Tıkarız içeri ha!
Çirkinliklere, yolsuzluklara, kanunsuzluklara, zorbalığa ve zulme kızılmıyor, aynalara kızıp saldırılıyordu.
İktidar almıştı yanına, yasamasıyla, yürütmesiyle, yargısıyla devletin bütün olanaklarını, veryansın ediyordu.
Sıra yanıta geldi mi ses düğmesi kısılıyor, yanıtlar duyulmaz oluyordu.
Bu durumda serbest seçim koşulları bir araya gelmiş oluyor muydu?
İktidar, bütün bunlara karşılık kendini daha da köşeye sıkışmış hissettiğinde açıkça meydan okuyordu:
- O olmaz! Sen yine de seçersen, tutar kulağından atarım onu!
Bu ne biçim seçim? Hem “kimi istiyorsun” diye soruyorsun, hem de sandıktan istemediğin çıktığında, tutup kulağından atıyorsun!
- Efendi milli irade, toplum iradesi mi? Yoksa toplumun senin iradene boyun eğmesi mi?
O biçim seçimde, bu haklı soru sorulamaz.
Şimdiye dek bu soru sorulmamış, sandık iradesi az farkla iktidarın istediği şekilde oluştuğundan sandığa itibar edilmiş ve o rejimin tek kutsalı, tek dokunulmazı olarak kalmıştır.
Son 15 yıldaki seçimler hep öyle seçimler olmuştur.

***

Kritik soru bu noktada beliriyor:
- Peki bu kez sandıktan iktidarın istediği çıkmaz ise ne olacak?
Yapılan kamuoyu yoklamaları bu sorunun artık güncellik kazandığını gösteriyor.
Bütün kurallarına uygun olarak yapılmamış, iktidar güdümlü seçimi karşı taraf kazanır, demokrasi muhalefetten iktidara tırmanmanın ilk yerel adımını atarsa ne olacak?
Bu iktidar, milli iradeye boyun eğecek mi?
Sorunun yanıtını şimdiden bilelim ki, sandığa gidip gitmeyeceğimizi belirleyelim.
Bu sorunun aslında, sandığa gidilmesini istemeyenlerce abartıldığını bilmeliyiz!
Görmeliyiz ki, şimdiye dek bütün eksiklikleri, aksaklıkları, sandık faktörüne dayanarak gözden kaçırtmaya çalışanlar, sandığa karşı çıkamayacaklardır.
Bütün elverişsiz koşullara karşın, kendini ifade etmeyi becermiş olan milli irade kendi oyunu savunacak güce de sahiptir.
İki gün sonra sandık başına gidiyoruz. Kuralları ve koşulları çarpıtılmış o biçim bir seçimdir bu.
Olsun, demokrasi sayımı iyi denetleyerek onu da kazanmak zorunda, başka yolu yok!

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

‘Esed’ yine ‘Esad’ olacak ama... 20 Eylül 2019 Cum
Adil yargı ve sosyal medya 17 Eylül 2019 Sal
Ahmet Rüstem 13 Eylül 2019 Cum