Zafer Arapkirli

Hüküm zamanı

29 Mart 2019 Cuma

Yarışanlar, yani seçimde aday (taraf) olanlar için durum çok farklı. Onlar için durup dinlenmek haram. Son ana kadar, hatta sonrasında da hummalı bir çalışma söz konusu.
Pazartesi sabahı itibarı ile, kazanan icraat için çalışacak, kaybeden de yenilginin analizini yapıp belki ders çıkarmanın, belki de “suçluyu bulup işaret etmenin” derdine düşecek.
Seçimler öncesinde “bizim mahallede” şöyle bir pratik söz konusu: Bazı meslektaşlarımız (mesleği gazetecilik olanları kastediyorum tabii. Siyasetçi, akademisyen ya da başka dallardan olup da gazetede köşe yazan, TV’de yorum yapanlar değil kastım) son yazılarında “ihsas-ı rey”de bulunurlar. Kime vereceklerini açıklarlar. Bu kez de öyle olacak sanıyorum. Ama ben, bu konuda farklı düşünüyor ve davranıyorum.
Elbette, gazetecinin özellikle de yorum yazarının bir görüşü, çizgisi, duruşu, ideolojik tercihi vardır. Ama ben bu tercihin bir adım (ve koca bir adım) ötesine geçip, parti-dernek-siyasi teşekkül (meslek örgütü dışındaki derneği kastediyorum) üyeliği ve yandaşlığı çizgisine varmasını yanlış bulur ve seçimlerde bir siyasi partiye destek (oy) verdiğini açıklamanın meslek ilkeleri açısından doğru olmadığına inanırım.
Tartışılabilir. Ama henüz kimse beni ikna etmeyi beceremedi bu konuda.
Bunun da ötesinde, bu seçimin özelinde, “nerede durduğumu” çok açık ve yalın hatlarla ifade edegeldim.

Neden gayri meşru?
Türkiye, askeri darbe dönemleri de dahil olmak üzere tarihinin en antidemokratik, en şaibeli, en hileli seçimini gerçekleştirmek üzere. Bir partinin ve liderin olağanüstü ayrıcalıklı şekilde sözde “yarıştığı”, tarafsız karar alma konumundaki yargı organının (YSK) muktedir tarafından atanıp yönlendirildiği, her türlü muhalif sesin, doğrudan ya da dolaylı, hile ve desise ile, hatta tehdit ve şiddet kullanılarak kısıldığı, daha da ileri gidilerek “Seçilsen bile seni oraya oturtmayacağım. Görevden alacağım” diye millet iradesinin yani “göstermelik de olsa sandığa atılan oyun” hükümsüz sayıldığı bir seçime, bile bile gitmenin yanlış olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de, bu muameleye maruz bırakılan muhalefet partileri ile adayların, bu koşullarda girilen bu seçimi içlerine sindirmemesi ve “En baştan, kurumsal olarak boykot etmeleri” gerektiğini söylüyorum. Aksi, “Ben bunu içime sindiriyorum. Ben demokrasinin bu dozunu, bu seviyesini, bu kadarcığını kendime ve bu ülke insanına layık görüyorum” anlamına gelir. Bu mükemmeliyetçilik değil, bir ilke meselesidir.
“Olsun canım. Böyle de kazanırız, (futboldan benzetme yaparsak) gerekirse hakemi de yener alırız bu maçı” gibi bir kuru şövalyeliğin “kendini inkâr, demokratik ilkelere yüzde yüz bağlılıktan kopuş” anlamına geleceğini de savunuyorum. “Bununla yetiniriz” diyemeyiz. Adil seçim, demokratik nizamın namusudur ve bence “namusun yüzde 19’u, 59’u, hatta yüzde 99’u filan olmaz”...
Bununla birlikte kurumsal bazda, yani muhalefetin ittifakla bu tavrı alarak boykotu gerçekleştiremediği bugünkü gibi bir ortamda, bütün güçleri ile sandığa asılmalarının da kaçınılmaz bir tavır olduğunu kabul ediyorum. Sonuçta “Kaçtılar” dedirtmemek için kendisini mecbur hissetmişlerdir. Ama sonuç ne çıkarsa benim için “meşru” ve “yasal-hukuki” (her ikisi de farklı ama bu bağlamda her ikisi de ayrı ayrı çok önemli) sayılmayacaktır. Bunu, bugünden söylüyor olmanın ayrıcalığını tadıyorum izninizle. 1 Nisan sabahı ağlayacaklara ve kendince “kıyameti koparmak” isteyeceklere de peşinen “geçmiş olsun” dileklerimi iletiyorum.

Çare belli
“Peki, çözün önerin ne?” diyecekler için de...
Pazartesi sabahını bile beklemeden, daha bugünden, daha örgütlü, daha sıkı ve en önemlisi de daha ilkeli bir mücadele biçimi üzerinde kafa yormalarını öneriyorum. Tüm demokrasi güçlerini de bu bağlamda işbirliğine çağırıyorum. Sivil toplum, her zaman “ceberut devlet iradesinden” daha güçlüdür. Tarih bunu defalarca kanıtlamıştır.
Medya emekçisinden akademisyenine, her alanda eğitimli ve bilinçli profesyonel insanlardan ve tabii en başta da emeği ile var eden, alın teri ile ekmeğini kazanan insanlardan, işçiden-memurdan-rençberden oluşacak “Demokrasi Cephesi”, hem bu topraklarda sonraki seçimlerin daha demokratik ve adil olmasını hem de “En Şanlı Elbisesi ile-Gerçek Demokrasi Kostümü ile” türküler söyleyerek dolaşmamızı sağlayacak yegâne güçtür.
İçi boş bir sloganı değil, demokrasi tarihinin en bilinen başarı formülünü yazdım buraya.
Bu kerelik de “Hileli Sandık” hayırlı olsun...