‘Her şey vardı, hiçbir şey yoktu’ seçimi mi?

02 Nisan 2019 Salı

Yaşadığımız seçim bir anlamda, “her şey ve hiçbir şeyin” birlikte yaşandığı ve iç içe geçtiği bir ortamda yapıldı. “Yoklara” ve gidenlere karşı iktidar, “beka” söylevi ile “ya ben ya hiçbir şey” algısını yaratmaya çalıştı.
Bu “soyut” teze karşın muhalefet somut şikâyetlerde yoğunlaştı. Bunda da haklıydı: çünkü fiilen “sokaktaki insanın günlük yaşamını” etkiliyordu:
- İşsizliğin artışından kamusal değerlerin tamamen elden çıkarılıp ekonominin içinin boşaltılmasına: yabancılara satılıp “gayri milli” bir düzen oluşturulmasına: fiilen yaşanan antidemokratik uygulamalara: gelecek nesillerin kimi altyapı projeleri ile borçlandırılmasına: hatta fiilen bugün bile, “kullanılmayan yolların bedellerinin ve geçiş ücretlerinin kullanmayanlar tarafından ödenmesine” kadar her şey gündeme getirildi.
- Tarım sektörünün (ve çiftçinin) yediği darbe sonucu, “ithalat ile zayıflatılmasına kadar” muhalefet şikâyetçiydi.
- İktidar ise Marmaray’dan üçüncü köprü ve havaalanına kadar gerçekleştirdiği projeleri ortaya koydu. Ancak bu projeler “refaha ve ekonomiye fiilen çözüm getirmek yerine, sorunların büyüyüp derinleşmesine yol açan projelerdi”. Ve fiilen, günlük yaşamda, bu olumsuz etkilerini göstermeye başlamışlardı.

Kulak çekildi mi?
İktidarın bu denli “negatife düştüğü” bir durumda, CHP’nin (ve ittifakın) artıları yeterli mi? Bu manzara karşısında, Meral Akşener’in ifade ettiği gibi, yönetimin kulağı seçmen tarafından çekildi, AKP’nin oyları azaldı.
Seçim ortamında “rekabetçi bir ortamın bulunmaması ve haksız rekabetin yaygınlığı”, gerçek sonucu değiştirmiş olabilir.
Gereken ikazın ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Muhalefetin eksiği neydi?
Ana muhalefet CHP’nin eksiği ve yanlışı şuydu:
- İktidarın yanlışlarını ortaya koymakla yetindi. Kılıçdaroğlu ve üst yönetimin şikâyet ettiği şeyler doğru idi. Ancak bu şikâyetleri dile getirmek yetmez. Halkın büyük çoğunluğu, zaten yaşarken de kendi hayatında bunlarla karşı karşıya: şikâyetler “malumun ilanı” niteliğinde.
- Muhalefetin sonuca gitmesi için en baştan beri, “mağdur olan çok geniş kitlenin kurumlaşmasını, örgütlenmesini, demokratik yollarla sağlaması” gerekirdi: CHP çiftçiye, esnafa, işçiye, hatta işverene, “çıkarlarınızı korumak için örgütlenmeniz gerekir”: ben CHP içinde, örgütlenmenize yardımcı olarak birimleri kurdum: “CHP’li uzmanlar, demokratik örgütlenmenize yardımcı olacak” diyebilecek bir noktaya gelmeliydi.
Yılmaz Büyükerşen Eskişehir çevresinde, Tunç Soyer Seferihisar’da çiftçiyi fiilen örgütleyebiliyor da koskoca CHP bunu yapamıyorsa, burada bir sorun var demektir. Şikâyet etmek yetmez: CHP’nin demokratik örgütlenmeyi kooperatiflerden sendikalaşmaya kadar çiftçinin, esnafın, işçinin ayağına götürüp “organize etmesi” gerekir. Güçlü parti, güçlü toplumsal örgütlenmelerden geçer.
Ancak o zaman, Avrupa’daki gibi sosyal demokrat ya da demokratik sol bir parti olabilir. Ve iktidara gelmenin tek yolu budur. Sivil toplumsal örgütleri arkanıza almadan, sadece “şikâyet ederek” sonuç alınamaz.
Ve son söz: İstanbul ve Ankara başarıları yeni dönemin giriş kapıları olacaktır.