Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

Ekonomik kriz, belediyeler

7 Nisan 2019 Pazar

Türkiye, ekonomik sorunların ve sıkıntıların had safhaya ulaştığı zor bir dönemde, ilginç bir yerel seçim gerçekleştirdi. 31 Mart’ta kent­lerimizin yerel yöneticilerini seçtik. Ancak öy­le görünüyor ki, halen tartışmaları süren bu se­çim, yaratacağı sonuçlarla yeni siyasal geliş­melere de yol açacak.
Seçim sürecinde, iktidarın gündem değiştir­me çabalarına ve algı oyunlarına karşın, ekono­mik sorunlar ve ekonomik kriz halkın gündemin­de önemli bir yer tuttu. Yurttaşın, seçmenin dik­katini ekonomiden uzaklaştırmak üzere, iktidar bloku tarafından suni olarak ortaya atılan “be­ka” söylemi ve korku politikaları, seçmende ye­terince karşılık bulmadı.
Enflasyonu, yoksulluğu, hayat pahalılığını, iş­sizliği günlük yaşamında bizzat yaşayan insa­nımız, öncelikli olarak iş ve aş derdiyle uğraş­tığını seçim sonuçlarında da ortaya koydu. Bu meseleleri öne çıkaran muhalefet partileri ve adayları da doğru bir yaklaşımla, seçim kam­panyalarını bu temel konular üzerine kurdu.

Üretim ekonomisine yönelmek
17 yıldır yönetimde bulunan siyasal iktidar, elbette ekonomide yaşanan olumsuzlukların temel sorumlusudur. Ülkemiz uzunca bir süre­dir üretim ekonomisinden uzaklaşmıştır. İtha­lat ağırlıklı bir tüketim ekonomisi anlayışı ülke­mize egemen olmuştur. Üstelik bu çark dışarı­dan alınan borçla döndürülmeye çalışılmıştır.
Bunca yıl sonra gelinen noktada artık deniz tükenmiştir. İşte günümüzde yaşanan ekono­mik krizin temelinde bu gerçekler vardır. Üs­telik sıkıntılar her geçen gün daha da artmak­tadır.
Elbette bu ekonomik krizin aşılabilmesi için, ekonomide ve siyasette temel politika değişik­liklerine ihtiyaç vardır. En başta da, uzun süre­dir unutulan, ihmal edilen, üretim ve dayanışma ekonomisine yönelmek gerekmektedir.
Ancak bu temel gerçeklik, belediyelerde gö­reve gelen muhalif başkanların, ekonomi alanın­da hiçbir şey yapamayacağı anlamına gelme­mektedir. Onların da yerel yönetimlerde orta­ya koyabilecekleri, kendi yerleşim alanlarında hayatı kolaylaştıracak ve vatandaşı rahatlata­cak çözümleri olmalıdır.
Ekonomi ile ilgili konuları seçim kampan­yalarının başat gündemine oturtmak, muha­lefet partilerinin ve adaylarının seçim stra­tejileri bakımından doğru bir yaklaşım oldu. Ancak bu yetmez. Muhalefet, ekonomik kriz­le, işsizlik ve hayat pahalılığı ile yerel yöne­timler üzerinden nasıl mücadele edilebile­ceğinin de pratikte çözümlerini üretmeli ve projelerini hayata geçirmelidir.
31 Mart seçiminde, ekonomik ilişkilerin önem kazandığı birçok büyük kentte beledi­yeleri kazanan muhalif başkanların, halkın yaşamının nasıl kolaylaştırılacağını hayatın içinde göstermeleri gerekiyor. Bu bağlamda, belediyelerde göreve gelen başkanlar ve yö­netimler, pahalılığa ve işsizliğe karşı somut bir mücadele programı hazırlayıp hızla haya­ta geçirmelidirler.

Kooperatifçiliği yeniden keşfetmek
17 yıldır ülkeyi yöneten siyasal iktidar, 2019 Türkiye’sinde dar gelirli halkı gıda kuyrukları­na mahkûm etmiştir. Onlar her ne kadar “var­lık kuyruğu” deseler de vatandaş bu kuyruk­ların ne anlama geldiğini gayet iyi yorumlamış ve seçim sonuçlarıyla da göstermiştir. Bu kuy­rukların ortaya çıkmasında maalesef üretim­den uzaklaşılması gerçeği vardır.
En büyük sıkıntı da kendini tarımsal üre­tim alanında göstermektedir. Tarım ve üreti­ci kesim uzun zamandır ihmal edilmiştir. Bir zamanlar kendi kendine yetebilen sayılı ülke arasında yer alan ülkemiz, bu özelliğini kay­betmiştir. Artık birçok üründe dışa bağımlı hale gelinmiştir.
Ülkemizin yıllar sonra yeniden tarımsal üretimi canlandırmaya ve kooperatifçiliği keşfetmeye ihtiyacı vardır. Bir zamanlar kü­çümsenen ve örselenen tarımsal koopera­tifçilik hareketi yeniden güçlendirilip aya­ğa kaldırılmalıdır. Dar gelirli insanların yaşa­dığı semtlerde tüketim kooperatifleri zincir­leri oluşturulmalıdır. Bu bağlamda yerel yö­netimler, kendi yörelerinde üretim ve tüke­tim kooperatiflerinin örgütlenmesine öncü­lük edebilirler.
İnanıyoruz ki bütün bu çözümler ve çaba­lar, uzun erimde halkın katılımcı örgütlenme­sinin ve demokratik toplumcu siyasal anla­yışlara yönelmesinin de önünü açacaktır.

MEHMET ŞAKIR ÖRS