Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

Yağmacı devletler

9 Nisan 2019 Salı

Yağmacı yönetimler, yolsuzluğun yukarıdan aşağıya doğru aktığı ve böylece alttakilerin üsttekileri takip ettiği “kleptokratik rejimler”dir.

[Haber görseli]

Giriş
Bugün gelişmiş ülkeler olarak bilinen, örneğin, İngiltere, Almanya, Fransa, ABD ve Japonya’nın kalkınma süreçleri incelendiğinde devlet her zaman önemli bir aktör olarak ön planda yer almıştır. Yine Çin Halk Cumhuriyeti, G. Kore ve Tayvan gibi Asya ülkeleri ile Brezilya gibi Latin Amerika ülkeleri ve bazı Afrika ülkelerinin kalkınmasında da devlet önemli roller üstlenmiştir. Kısaca, devletin müdahil olmadığı bir kalkınma sürecinden söz etmek mümkün değildir.

Amaç cep doldurmak
Ancak, “yağmacı devlet”lerin kalkınma gibi temel bir hedefi yoktur. Yağmacı bir devlette, esas olan, yöneticilerin kendi ya da yakınlarının “ceplerini” doldurmaktır. Dolayısıyla, yağmacı devleti, yatırımlarda kullanılabilecek ve böylece kamunun ortak kullanımına sunularak iktisadi ve toplumsal dönüşüme yol açabilecek çok büyük miktarlardaki kaynağa bir şekilde el koyan ve bu oluşumu engelleyen devlet olarak tanımlamak mümkündür. Yağmacı devlet, kalkınmacı devletin aksine, kamusal çıkarları önde tutan bürokratlar tarafından değil, kendi çıkarları için çalışan kadrolar tarafından yönetilmektedir.
Yağmacı devletlerde, olası yatırımlar, genelde, “adam kayırmacılığa” göre yapılmaktadır. Yapılan görkemli planlara rağmen, politika hedefleri olarak ifade edilenler, genellikle, kişisel çıkarların ve rejimin seçim desteği için önemli olan güçlü grupların peşinde koşma ya da onlarla işbirliği halinde gerçekleştirilecek eylemlerden ibarettir. Bu şekilde, hükümetlerin elindeki olanaklar, hem yağmacı yöneticiler hem de onları destekleyen kişi ya da gruplar için beslenme havuzlarına dönüştürülmüştür.
Yağmacı yöneticilerin her zaman yanlarında kendileriyle birlikte hareket eden destekleyici bir çıkar koalisyonu olmuştur. Dolayısıyla, yağmacı yönetim tek bir liderden ibaret olmayabilir. Kimi zaman asker, polis ve sivil bürokrasinin kilit noktalarında yer alan kişilerin desteği ve aktif işbirliğinden oluşan “yağma koalisyonu”ndan oluşur.
Yağmacı yönetimde sistem, özünde, her üsttekinin altındakinden “hediye” ve para almasına dayanan, böylece, ekonominin “damlama etkisiyle” yukarıdan aşağıya doğru giden yağmalanmasını gösteren bir neopatrimonyal sistemdir. Bir başka deyişle, yağmacı yönetimler, yolsuzluğun yukarıdan aşağıya doğru aktığı ve böylece alttakilerin üsttekileri takip ettiği “kleptokratik rejimler”dir. Kleptokratik rejim ise, iktidardaki yöneticilerin, ülke kaynaklarını sistemli olarak soydukları “hırsızlar rejimi” demektir.

Mobutu örneği
Yağmacı devletin prototipi Zaire’de (şimdi Kongo Demokratik Cumhuriyeti) 1965’ten 1997’ye kadar iktidarda kalan ve “her şeyin satılık” olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Mobutu ve beraberindekiler, ülkenin yeraltı zenginliklerinden tahminen 10 milyar doların üzerinde kişisel servet edinmiştir. Buna karşılık, Mobutu yönetimindeki Zaire’de GSYH ilk 20 yılda yıllık ortalama olarak yüzde 2.1 düşmüştür.
Ülkesi Filipinler’i baştan beri şahsi bir mülkü ve sömürülmesi gereken bir unsur olarak gören ve diktatörlüğü 1965’ten 1986’ya kadar süren Marcos da, kişisel mülkiyetini ülkede yer alan hemen hemen her sektöre kadar genişletmiştir. Bu yüzden, Filipinler’de Marcos döneminde kişi başına düşen reel GSYİH’nın ortalama büyüme oranı ancak yüzde 1.2 dolayında gerçekleşebilmiştir.
Şahsi servetlerin çoğaltılmasına dayanan yağmacı devletlerde, yatırımlarda kullanılabilecek sermayeye devlet aygıtını elinde bulunduran kişi ve kurumlar tarafından el konulmasından dolayı, üretken yatırımların yapılması ve dolayısıyla kalkınmak neredeyse imkânsızdır. Böyle bir devlette ülke kaynakları ve kitleler, imtiyazlı devlet adamlarının hırsla saldırdıkları kaynaklar ve rant arayışındaki siyasi sınıfın avları haline gelir. Yağmacı yönetimin ayırıcı özelliklerinden biri, yalnızca kalkınma girişimlerinde başarısız olması değil, onun aynı zamanda vatandaşlarını korkutması, sakat bırakması ve öldürmesidir.
Yağmacı toplumlar sivil toplumların karşı kutbunda yer almaktadır. Yağmacı toplumlarda, demokrasiye yer olmadığı gibi, ne kanunlara ne de anayasaya saygı ve itaat vardır. Bu türden toplumlarda, siyasi aktörler, güç ve servet peşinde koşarken her türlü aracı kullanmaktan kaçınmadıkları gibi kanunları çiğnemekten de sakınmazlar. Yağmacı devletin güç tutma ve birikim mantığı, demokrasiye karşıdır. Demokrasi, seçim özgürlüğü ve hukuk kurallarına saygı, vb. bu ülkelerde geçersiz kavram ve eylemlerdir.
Yağmacı devlet yöneticileri, ülke çıkarlarından ziyade kendi çıkarlarıyla bağlantılı “particularism”i (belirli bir çıkar topluluğuna bağlılığı) temsil etmektedir. Bu yüzden, yağmacı devletler, demokrasiyi zayıflatarak hatta yok ederek, vatandaşların katılım, özgürlük ve adalet beklentilerini, yanı sıra daha iyi bir yaşam ve adil bir toplumu sunmayı başaramazlar.

Sonuç
İktisadi kalkınmayı engellemeye yol açan yağmacı devletlerin ana bileşenleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, keyfi bir anlayışa dayalı eş, dost ve akrabanın kayırıldığı, kişiye ya da parti-devlete bağlı siyaset yönetimi, yandaşların ödüllendirildiği “yağmacı koalisyon”, yaygın yolsuzluk ve muhalefetin sesini kısmak üzere şiddet, baskı ve korkunun kullanıldığı aşırı despotik yönetimdir. Ve bu yönetim, iktidar gücünü ellerinde tutmayı garanti altına almak için seçimlerde çeşitli manipülasyon teknikleri kullanırlar. Seçim manipülasyonlarının devlet iktidarına erişimi sağlamada başarısız olduğu durumlarda, seçim sonuçlarını tamamen reddedebilirler. Örneğin, Başkan General Babangida dönemi (1985-1993) de dahil olmak üzere, yağmacı devlet olarak tanımlanan Nijerya’da, Haziran 1993 seçimlerinde Abiola’ya karşı kaybeden Başkan Babangida, seçimden birkaç gün sonra çeşitli seçim düzensizliklerini bahane ederek yapılan oy verme işlemlerini geçersiz kılmıştır. Bu gibi durumlar, ancak, muhalif güçlerin dikkatli ve kararlı cesur karşı duruşları ile önlenebilir; çünkü yağmacı yönetimler, sahip oldukları gücü kolay kolay bırakmazlar.

Prof.Dr. Muhteşem Kaynak / Emekli Öğretim Üyesi

Tümü Olaylar ve Görüşler - Son yazıları

Yeni bir Menemen, yeni bir Madımak mı? 26 Nisan 2019 Cum
Bir tiyatrocudan yeni başkanlara öneriler 26 Nisan 2019 Cum
25 Nisan 1915 ve Yarbay Mustafa Kemal 25 Nisan 2019 Per