Köşe Yazısı

A+ A-
Olaylar ve Görüşler

Ekonomiden AB’ye çelişkiler ve tutarsızlıklar

9 Nisan 2019 Salı

Ekonomide yaşanan büyük şokun ardından fiyatlar genel seviyesindeki artışın hız kestiği gerçek. Ancak, bunun doğru ve bilimsel dürüstlükle değerlendirilmesi, anlatılması gerekir.

Kamu kurumlarına faiz darbesi
Hükümet, kamu kurumlarının kamu bankalarındaki mevduatına, bu bankalarca ödenecek faizlerle, bu kurumların ellerindeki kısa vadeli nakit fonları değerlendirdikleri repo işlemlerinden elde ettikleri nemalara üst sınır getirdi. Buna göre, kamu kurumlarının kendi mevduatlarından, kısa dönemli nakit fon fazlalarından sağlayabilecekleri nemalar, sonuç olarak da nakit kaynak yönetim verimlilikleri -tepeden inme- düşürülmüş oldu!
Kararın gerekçesi; “kamu bankalarının kaynak maliyetlerinin düşürülmesi” olarak açıklandı. Bu yöntemin alternatif maliyeti, “kamu kurumlarının kaynak kaybı”dır. Kamu bankaları kazanırken, kamu kurumları kaybedecek!
Karar kapsamına giren portföyün rakamsal boyutu şöyle: Söz konusu kurumların (genel ve özel bütçeli idareler, sosyal güvenlik kurumları, kamu iktisadi kuruluşlarının (KİT’ler) toplam mevduatı sektör toplamının yüzde 5.3’üne denk. Bu büyüklükteki bir potansiyel uğruna kamu kurumlarının mali gücü zayıflatılmış, bu kurumların Hazine’ye bağımlılıkları artırılmış oluyor. Anlaşılması güç bir “kaynak ucuzlatma” yöntemi!
Bu vesile ile Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde başlatılan “özelleştirme” furyası başlatılırken sunulan “gerekçe”yi hatırladım. Demişlerdi ki; “Kamu kurumlarının Hazine’ye ‘yük’ olmalarından dolayı ekonomide verimlilik düşüyor. Devlet küçülmeli, kumaş, ayakkabı, çimento... üretimi gibi işlerden çekilmeli...” Hepsi yapıldı, ekonomi sağlıklı bir bünyeye kavuşturuldu. O günden bu güne sattık savdık, ekonomi uçtu! Şimdi yeni pazarlar yaratıyoruz.

Enflasyon mu düşüyor yoksulluk mu artıyor?
Örneğin BES. Bireysel Emeklilik Sistemi. Devleti küçülterek özel finans sektörüne dev bir pazar açıldı. Devlet desteği ve teşvikleri ile giderek büyütülüyor, zorunlu hale getiriliyor. Devletin sosyal güvenlik sisteminden bağlanan emeklilik maaşları düşürüldü. Devamının gelmemesi için hiçbir neden yok. Şikâyetçi olana “istediğinden kalmadı, BES verelim” modeli sunuluyor!
Yetkililer ve “güdümlü” ekonomistler, fiyat artışlarındaki göreceli düşüşü “başarı hikâyesi” olarak anlatmaya çalışıyorlar.
Ekonomide yaşanan büyük şokun ardından fiyatlar genel seviyesindeki artışın hız kestiği gerçek. Ancak, bunun doğru ve bilimsel dürüstlükle değerlendirilmesi, anlatılması gerekir.
Burada sorulması ve cevap aranması gereken soru şudur: “Fiyatlar genel seviyesindeki yükseliş nereden kaynaklandı, ardından neden yavaşlıyor?” Bunun tek ve doğru yanıtı “üretmeden tüketen, dış ve iç borçlarla ayakta tutulmaya çalışan Türk ekonomisi kayalıklara çarptı, karaya oturdu. Gemi delinip su almaya başlayınca yolcular denize atladılar, yükler denize atıldı. Ağır hasarlı gemide sadece kaptan ve mürettebat kaldı. Gemi hafifleyince hasarlı şekilde su seviyesinin üstüne yükselmeye başladı. Omurgasındaki ve makinelerindeki ağır hasar SOS veriyor. Yardım nereden, ne zaman, nasıl gelecek bilinmiyor. Malum, deniz kazalarında saçılan mallar bulanındır. İadesi, bulanın takdirinde, insafındadır. “Dış güçler” bu noktada devreye girer ve bedeli ağır olur...
Özetle, böyle bir tablo içinde fiyatlar genel seviyesindeki yükselişin (enflasyon) hız kesmesinin sonucu “ekonomik durgunluk” (stagnasyon) olur. Bu tür bir hız kesme toplumun satın alma gücündeki düşüşten, talepteki daralmadan dolayıdır. Sağlıklı bir ekonomide fiyatların düşmesi üretim artışı (reel büyüme) sonucunda olur.
Ekonomide durgunluk sürerken, iflaslar nedeniyle üretimin, istihdamın gerileme riskleri devam ediyorsa o zaman ortaya çıkan tablonun ekonomideki adı “durgunluk içinde enflasyon”dur (stagflasyon).

Avrupa Birliği (AB)
AB’nin danışma ve tavsiye organı Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye’nin üyelik müzakereleri veya Türkiye ile ilgili herhangi bir konuda aldığı her kararın ardından hükümetin tek tepkisi ya da yanıtı, anında, “bu karar bizim için ‘yok’ hükmündedir” oluyor. Karara ilişkin her hangi bir yorum, görüş ortaya konmadan, yanıt vermeden “yok hükmündedir” demek kolaycılık, meydandan kaçmak gibi olmuyor mu? Neden “ağızlarının payını ver(e) miyoruz ki?”

SITKI ERGÜNEY / Ekonomist

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Turgut Özal