Krizin Önden Görünüşü

02 Ekim 2008 Perşembe

Krizin göbeğinde duran ülkenin adı ABD’dir. Tarifi zor bir ülkedir. Sürekli olarak pompalanan dış kaynak sayesinde tüketim düzeyini koruyup yükseltebilmiş, harcamalarını rahatça yapabilmiş tuhaf bir süper güçtür. Her zaman savaşlar peşinde koşan, her fırsatta bu sektörü canlı tutmak için çabalayan ABD, Uzakdoğu’nun, petrol zengini ülkelerin kaynaklarını çarçur etti ve artık yolun sonuna geldi.

Para bitti. Sermaye akımları durdu.

ABD artık cari işlem açıklarını taşıyamıyor, dışarıdan destek bulamıyor.

Peki bu krizin nedeni sistemin kendisiyse, tetikleyicisi kimdir?

Tetikçiyi bulmak için finans sistemine bakacaksınız.

***

Sonun başlangıcını 70’li yılların başında aramak doğru olur.

Bu yıllar Batı kapitalizminin yöntem değiştirdiği, para sisteminde yeni bir evrenin başlangıç yıllarıdır. Avrupa ve Japonya’nın canlandığı, aşırı üretimin, kapasite fazlasının kendini gösterdiği yıllardır bu yıllar.

Bu koşullarda ABD kendi özgürlük alanlarının daha da genişlemesini sağlayacak bir yola girdi. ABD aşkını yüreğinde hisseden, hemen her alanda ona öykünmeyi marifet sanan kapitalist dünya, biraz da mecburiyetten, irili ufaklı, bu hegemon devletin peşine takıldı. Finans sektörü sektörlerin eli kırbaçlı efendisi haline geldi.

Dolar altınla bağını kopardı, alıp başını gitti. ABD para birimi artık neredeyse tüm dünyanın para birimine dönüştü. ABD Merkez Bankası (FED), tüm dünyanın merkez bankası gibi davranmaya başladı.

Bu durumun adına küreselleşme dediler.

Allanıp pullanmış yeni dünya düzeninin kopyaları bu küreselleşmeyi pek sevdiler. Hem halkı hem kendilerini kandırdılar.

80’lerin başında faizin gücünü keşfeden FED faizlerle oynamaya başladı. Faizler yükseldikçe ekonomiler daraldı. İşsizlik artmaya başladı. Bu durumun neoliberal ekonominin önündeki tüm sosyal direnişi kırdığını söylemeye gerek var mı?

Krizler birbirini izledi.

Her kriz tıpkı bizde 2001’de olduğu gibi neoliberal ekonominin daha da yerleşmesine, pervasızlaşmasına, politikalarda faşizme doğru evrilmesine yol açtı.

***

Uzatmayalım.

Finansal sistemin kurduğu saadet zinciri bozuldu.

Şimdi ABD’den başlayan, hızla tüm dünyayı etkisi altına alacak olan krizin şaşkınlığı içinde konuşup duruyorlar.

Bu finans krizinin kendi içinde çaresi yoktur.

Kapitalist sistem başka bir çare üretecektir.

Krizin kurbanları, belki en çok yaygarayı onlar koparacağı için kimi tekel patronları, onların menajerleri gibi görünse de, asıl kurban orta gelir grupları, yoksullar olacaktır.

***

Ama asıl tehlike, krizin bu koşullarda üstesinden gelemeyeceğini, çare bulamayacağını, ancak zorbalıkla yeni bir dümen, yeni bir düzen kurabileceğini düşünen kapitalizmin, demokratik hakları ortadan kaldırmaya, faşizme, her renkten, her boydan teröre başvurabilme ihtimalidir.

Aslına bakarsanız bu pek çok ülkede ihtimal olmaktan çıkmış kuvveden fiile dönüşmeye başlamıştır.

ABD’nin 11 Eylül sonrasında meşru ve yasal hale getirdiği devlet zorbalığı, neoliberal entel takımı eliyle uzun bir süredir propaganda ediliyor zaten.

Türkiye bunun örnek ülkelerinden birisi olma yolundadır.

***

Krizin önden görünüşü böyledir.

Onun bir de arkadan görünüşü var. Çok daha erotiktir.

Bu nedenle de krizden asıl ders çıkarması gereken, onun acısını en fazla hissedecek olan halk ve varsa onun politikacıları olmalıdır.

e-posta: [email protected]