Zafer Arapkirli

Ağlaşma bittiyse...

19 Nisan 2019 Cuma

Seçim sürecinin en başından itibaren, bunca haksız ve antidemokratik koşullarda girilmiş bu seçimlerin meşruiyeti ile ilgili rezervlerimi korumakla birlikte, artık bu tartışmaları geride bırakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bıraktık da zaten.
Sonunda, hem dünyanın en güzel şehri, gözbebeğimiz, doğduğum büyüdüğüm yaşadığım diyar, “esas memleketim” İstanbul da, Türkiye de rahat bir nefes aldı. Hazımsız kaybedenler, mızıkçılar ve “ben kazanmadıysam batsın bu dünya”cıların sesi biraz olsun kısıldı.
Her ne kadar, okudukça birkaç gün sonra kendilerinin bile gülmeye başlayacakları komik itiraz dilekçesi ile düzeysiz “bavul şovları”na devam edecekleri anlaşılıyorsa da, bu ülkeyi daha fazla gerilime ve uçuruma sevk etmek istemiyorlarsa, seçimin iptali (ve dolayısıyla) tekrarı üzerinde sonsuza kadar ısrarcı olmayacaklarını varsayıyorum. Bu noktadan sonra yapılacak şey tek ve bellidir:
Sayın Ekrem İmamoğlu’na oy vermiş 4 milyonun üzerindeki insanın iradesine saygı gösterip, salim kafayla işini yapmasına imkân tanımak. Ve tabii ki, tekerine çomak sokmadan, işini engellemeye çalışmadan, dün kendi İBB başkanlarına sağladıkları yetkileri bugün kısıtlamaya kalkmadan, yani “utanmazca yeni demokrasi ayıplarına” imza atmadan. Gölge etmesinler, başka bir şey gerekmez. Herkes kendi işini yapsın ve iktidar partisi ülkenin devasa sorunlarını çözmeye odaklanarak, bu güzelim mega kente ayak bağı olmasın yeter.
 
Yük ağır
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu’nu çok ciddi bir uğraş bekliyor. Her alanda neredeyse pek çok Avrupa ülkesinden bile büyük bir nüfusun birikmiş devasa sorunlarını çözmek zorunda. Ancak benim bir İstanbullu ve bir yurttaş olarak hatırlatmak istediğim birkaç madde var ki, ben onun yerinde olsam bunlardan başlarım. Geçen 25 yılda olağanüstü boyutlara ulaştığını bildiğimiz gözlemlediğimiz israfa son vererek, oradan yapılacak tasarrufla, bu kent insanının en temel ihtiyaçların karşılanması ile ilgili şu adamlar atılmalı:
Su, gaz ve toplu ulaşım hakkının vazgeçilemez ve asla pazarlık edilemez temel ihtiyaçlar olduğu hatırlanmalı. Su içmenin, ısınmanın ve seyahat etmenin zaten “Para ile satılamayacak, tartışılmaz insan hakkı” olduğu unutulmamalı. Zaten bedava olması gereken bu ihtiyaçların minimum fiyatlarla sağlanmasına öncelik tanınmalıdır.
Yine, eğitim-sağlık-spor konularının “para ile satılması”nın aslında düşünülmesi bile ayıp sayılacak ihtiyaçlar olduğu hatırlanarak, bu konulara da öncelik verilmeli.
Hava kirliliğinin giderilmesi, şu canım kentte kömürden, daha temiz ve yenilenebilir enerji üretim ve tüketimi için kafa yorulması ve emek harcanması da ertelenmemelidir.
Depreme karşı hazırlılık, doğrudan insan hayatını ilgilendirdiği ve ihmal edilmesi durumunda 5-10 saniyede on binlerce hatta yüz binlerce canın yitirilmesine neden olacağı için, bir saniye bile beklenmeden öncelik verilecek harekât planları arasında yer almalıdır.
Bakın; trafik sorununu, çevre sorunlarını, parkı-bahçeyi yeşil alanı, başka hizmetleri saymıyorum. Diyebilirsiniz ki bunlar da öncelikli talepler değil mi? Tabii ki öyle. Ben bir insanın doğumundan itibaren “tartışılmaz öncelikli ve bedava olması” gereken temel gereksinimleri sıraladım öncelikle.
Ve tabii ki, 25 yıldır bu kentin üzerine bir kâbus gibi çökmüş olan “Benden-
Ondan, Bizimkiler-Sizinkiler, Onlar-Bizimkiler” zihniyetinin (AKP belediyeciliği) bir an önce temizlenmesi, öncelik taşımalı. Hizmet verirken 25 yıllık bu çirkinliği ve demokrasi ayıbını unutturacak adımlar bir an önce atılmalı. Mesela ben İBB’nin bir sosyal tesisine ya da herhangi bir hizmet birimine girerken kendimin “Turist gibi, başka bir dünyanın insanı, (daha da ayıbı) başka bir davanın insanı” gibi görüldüğü duygusundan artık arınabilmeliyim. Maalesef bunu yaşattı bize AKP iktidarları. Ülke yönetimi açısından da yaşatmayı sürdürüyorlar.
 
Bu arada...
Son bir dileğim de, toplumsal boyutta, yerel seçim ortamında yaşanan ekonomik ve dış politikadaki olağanüstü kaygı verici gelişmelerin ve beceriksiz sorumsuz merkezi iktidar yaratılan tablonun unutturulmasına engel olmamızdır. Ekonominin hali ve dış politikada biz “cambaza (oy sandıkları sayımı) bakarken” verilmiş olması muhtemel tavizler ve yapılan gizli anlaşmaların faturası gelecekte ağır olacaktır.
Unutmayalım...
Derin bir nefes alıp, 25 yıllık İstanbul kâbusundan uyanırken, yeni İBB Başkanı Sayın İmamoğlu’na hepimiz destek olmalıyız.