Köşe Yazısı

A+ A-

İnanıldı, direnildi, kazanıldı...

19 Nisan 2019 Cuma

Önce inanıldı. Sonra demokrasi için birleşildi. Ve çalışıldı. Mış gibi yapıl­madı bu kez. Gerçekten çalışıldı.
Sonuç: Kazanıldı.
Kazanmak ile iş bitmedi. Zaten Türkiye’nin siyasi konjonktüründe buna kolayca izin verilmeyeceği belliydi. 17 gün süren bir sinir harbi yaşadık hep birlikte. Türkiye, demokrasi terazisinde bir aşağıya çekildi, bir yukarıya. Sonunda direkten döndük.
Demokratikleşme değil ama öncelikle normalleşme yolunda önemli bir adım atıldı.
16 milyonluk İstanbul’u yönetmesi için mazbata Ekrem İmamoğlu’na verildi ni­hayet.
Derin bir nefes aldık.
3 ay gibi kısa bir sürede kucaklayıcı, birleştirici söylemi, sakinliği, kararlılığı ile insanların gönlünde taht kurdu İmamoğlu. Sevdik bu adamı. Samimiyetini, çalışkan­lığını..
“Kendime hedef koydum; gelmiş geç­miş en demokrat belediye başkanı olaca­ğım. İstanbul buna aç” dedi, İBB başkanı olarak dün ilk kez katıldığı televizyon programında.
Evet açız. Sadece İstanbullular olarak değil, tüm Türkiye olarak açız.
Normalleşmeye, adalet duygusuna, in­sanca yaşamaya..
Hakkını verelim, 31 Mart seçimleri ile CHP de eşik atladı. Adayların seçimi, sandığa sahip çıkma, kararlılık. İYİ Parti ile ittifak. HDP tabanının oy vermesini sağla­yacak adımların atılması...
Umutlarımız yeniden yeşerdi. Ama unu­tulmamalı, bu daha henüz ilk adım. Asıl önemlisi; şeffaf, hesap verebilir bir yönetim anlayışı ile doğru belediyecilik yapabilmek. Ve hiç kolay olmayacak. AKP’nin belediye meclislerinde çoğunlukta olduğu beledi­yelerde “CHP’li başkana iş yaptırmama” mücadelesi içine girme olasılığı örneğin. Bu yüzden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın belediye meclisi toplantılarını halka açık hale getirme kararı son derece akıllıca.

Nasıl bir belediyecilik?
2 yıldır nisan aylarını Kanada’nın Vanco­uver kentinde geçiriyorum. Minik Ada’nın doğumuna gitmiştim, şimdi birinci yaşında yanındayım. Dünyanın en yaşanılabilir şe­hirleri arasında ilk sıralarda Vancouver. İn­san uzun süre kalınca neden öyle olduğu­nu daha iyi anlıyor. Dünyanın her yerinden insan var burada. Birbirinden farklı onlarca kültürden, gelenekten insan, kentin düzeni ve kuralları içinde uyum içinde yaşıyor­lar. Çinlisi, Meksikalısı, Arnavut, Türk, Rus, İranlı, İsrailli.. Merakla gözlüyorum. Özellikle de belediyeciliğini inceliyorum. Bizim bir türlü yapamadığımızı onlar nasıl yapıyor?
Aslında 2 önemli nokta var.
Biri konulan kurallara hiçbir istisna gö­zetmeksiniz herkesin uymasını sağlamak. Bu trafik kurallarından tutun, çöplerin atıl­masına, köpek parklarının düzeninden, in­şaatlara, imar planlarına kadar her alanda geçerli. Adalet duygusunu pekiştirici.
Diğeri katılımcılık. Kente ilişkin önemli kararların alınmasında halkın katılımını sağlamak. Örneğin, Vancouver’ın önemli köprülerinden birinde yaya ve bisiklet yol­larının yeniden düzenlenmesi gündemde ve büyükşehir belediyesi evlere ve işyerle­rine tek tek mektup gönderiyor ve görüşle­rini bildirmelerini rica ediyor. Katılım süreci birkaç aşamalı ve hepsinin tarihleri belli. Örneğin kent konseyleri son derece aktif çalışıyor ve katılıp söz almak isteyenlerin uymaları gereken kurallar ve konuşma sü­releri var. Onlara meclis üyelerinin sormak istedikleri sorular için bile tanımlanmış süreler var.
Şimdi haklı olarak şunu diyeceksiniz: Dünyanın en medeni ülkelerinden birinin 2 milyon nüfuslu kenti ile 16 milyonluk İstanbul’u nasıl aynı kefeye koyarsın? Koy­muyorum. Sadece bu iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Çünkü bunun para ile ilgisi yok, sadece kararlılıkla ve şeffaflıkla ilgisi var. Meclis toplantılarının hepsini YouTube’da bulmak mümkün.
Tüm bunlar kapsayıcı ve adil bir bele­diyeciliği de zorunlu olarak beraberinde getiriyor.
Peki imkânsız mı? 17 Nisan’a kadar imkânsız olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise kuvvetle inanıyorum. İnanmak istiyo­rum...

Tümü Özlem Yüzak - Son yazıları

İklim grevi ve ötesi... 20 Eylül 2019 Cum
Üniversitelerimiz... Sevinelim mi? Üzülelim mi? 13 Eylül 2019 Cum
Büyük felaketin eşiğinde... 6 Eylül 2019 Cum