Olaylar Ve Görüşler

23 Nisan’ı doğru anlamak

27 Nisan 2019 Cumartesi

23 Nisan’ı koruyarak devrimleri gelecek nesillere balonlarla, şarkılarla, türkülerle anlatmamız, ulusal egemenlik bilincini kuşaktan kuşağa aktarmamız gerekir.

Çocuklar, geleceğin ön izlemesidir. Toplum olarak sorunlara bakış açımız aslında hep bulunduğumuz noktadan konuşmaya dayalı. Çocukların sorunlarına empati kurarak bakmak gerekirken bizler, güç yarışı içerisinde siyasi çekişmelere kurban edilmiş nesiller yetiştiriyoruz.
Tam da bu sırada 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladık. Gerçek adıyla, 23 Nisan Milli Bayramı ya da Hâkimiyet-i Milliye Bayramı...
Ulusal Egemenlik Bayramı’nın çocuklara verilmesine yönelik karşı açıklamalar oldu. 23 Nisan’ın anlam olarak en başında ilan ediliş şekliyle içinin boşaltıldığı nitelendirmesi yapıldı. Kamuoyunda tartışma yaratan bu fikirleri karşı tezle çürütmek zor değil.
Önceden liberaller, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı stadyumlara sıkıştırıldı” diyerek Cumhuriyet anlayışının içini boşaltmak isterken bugün de benzer tartışmalar, meselenin özünü kaçırmamıza neden oluyor.
Çocukların elinden kitapları, bayrakları, balonları alıp ne verebilirsiniz ki? Çocukların kutlamadığı bir devrimin gelecekte ayakta kalma ihtimali var mı?
Hâlbuki 23 Nisan, çocuklara seçim mitingi sırasında otobüsten atılan oyuncak bebekler gibi bir hediye değildi. Hatta hediye de değildi. Bu bayram çocukların, küçük yaşlardan itibaren tarihte arkalarına dönüp baktıklarında Cumhuriyet devrimlerini görmeleri için ilan edildi.
23 Nisan kutlamalarındaki anlamı kaybettiğimizi söylerken bu noktaya nasıl geldiğimizi de anlatmak gerekiyor. Çünkü toplum olarak çok yıprandık. 100 yıl boyunca yaşamımıza girmeyen kavramlar son yıllarda büyük bir dönüşümle hayatımıza sokuldu. “Reform”, “normalleşme”, “çözüm”, “atılım”, “hizmet” gibi kelimeleri çok duyduk.

Savrulduk!
Ama yaşadıklarımızı anlatan tek gerçek kelime şu: Savrulduk.
Şimdilerde unutsak da hayatımızda tüm bu kavramları kapsayan değişiklik eğitim alanındaki 4+4+4 hamlesiyle geldi. Peki, AKP iktidarı tarafından 4+4+4 düzenlemesi neden yapıldı?
Amaç çocuklarımızın eğitiminde ulusal egemenlik anlayışının vakıflara, cemaatlere, derneklere, “adama” devredilmesiydi. Bu düzenlemeden sonra art arda cemaatlerin hâkim olduğu vakıflarla MEB arasında protokoller imzalandı.
Aslında çocuklarımız ele geçiriliyordu. Ortaya öyle bir tablo çıktı ki 16 yılda 5 farklı eğitim sistemine 6 bakan harcadık. İki buçuk yılda bir gelen her bakanla birlikte değişen yeni bir eğitim sistemiyle tanıştık.
Anlayamadığımız tek nokta Türkiye’de bir eğitim sisteminin olmadığıydı. Hep bir eğitim sistemi varmış gibi yapan iktidarlar, kurulu bir kaos sistemi yarattı. Bugüne geldiğimizde çocukların ezildiği, para yutan bir canavar yarattık.
“Milli Eğitim” devrimden saptı. Var olan bozuklukların üzerine Kuran kursları, sıbyan mektepleri ve imam hatip okullarının sayısında patlama yaşandı. İnsanların, “lütfen çocuğumu eğitin” diye yalvaracak noktaya gelerek her yıl milyonlarca lirayı, belli gruplara ait özel okullara akıtması sağlandı.
Artık mevcut eğitim sisteminin yetiştirdiği tek bir insan modeli var. “Güçlü olmak için başkalarını sömüren” insanlar büyüyor ve aynı amaca yönelik çocuklar yetiştiriyor. Bu döngü sağ iktidarlar boyunca desteklenerek günümüze kadar geldi.
Yani, bayramın yorumlarını yapmak yerine önce, 23 Nisan’ın anlamını eğitimde yaşanan bu çürümeyle değerlendirmek daha doğruydu.

Ulusal egemenlik...
Çünkü Cumhuriyet devrimi, Köy Enstitüleriydi, millet mektepleriydi, medreselerin kapatılmasıydı, dil devrimiydi. Anadolu topraklarında fikren kurulmuş bir egemenlik anlayışını örgütleyerek tesis etmekti.
Bu anlayışı gerekirse balonla, gerekirse kutlamayla anlatmak 23 Nisan’ın esas amacını tamamlar.
Sonuç olarak yıllardır eğitimdeki bunca dönüşüme, geriye gidişe eleştiri getirmeden, 23 Nisan’ı yorumlarla “gereksizleştirmek”, geçmişte takılı kalmaktır. Bizim Cumhuriyet devrimlerini hatırlayabildiğimiz 23 Nisan’larımız çok yok. Bu nedenle, 23 Nisan’ı koruyarak devrimleri gelecek nesillere balonlarla, şarkılarla, türkülerle anlatmamız; ulusal egemenlik bilincini kuşaktan kuşağa aktarmamız gerekir. Atatürk’ün de dediği gibi: “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Önce devrimi anlatmayan eğitim sistemine odaklanalım sonra balonlarla ilgileniriz.

Mert Taşçılar / Gazeteci