Barış Doster

ABD, Venezüella ve ‘arka bahçedeki’ darbeler

04 Mayıs 2019 Cumartesi

ABD, birkaç gün önce Venezüella’da bir darbe girişimi daha tezgâhladı. Öyle ki, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, verdiği röportajda “Barışçıl geçişi tercih ederiz. Ancak gereken buysa askeri müdahale de ihtimal dahilinde” dedi. Latin Amerika ve Ortadoğu başta olmak üzere, darbeler konusunda sicili son derece kirli ve kanlı olan ABD’nin bu girişimi sonuçsuz kalsa da, vazgeçmeyeceği kesin. Darbeci eğitmek ve yetiştirmek için School of the Americas adlı bir okula sahip olan ABD’nin, Küba’da iş yapan yabancılara ABD’de dava açılmasını sağlayacak Helms-Burton Yasası’nı, kısa süre önce yürürlüğe koyması da tesadüf değil.
Peki, ABD uzun yıllar boyunca “arka bahçesi” olarak gördüğü ve Küba hariç istediği politikaları güttüğü Latin Amerika’ya niçin bu kadar çullanıyor? Bunun coğrafi, ideolojik, siyasi, iktisadi, tarihi pek çok nedeni var. Venezüella ise özellikle önemli. Ülkenin enerji zenginliği (300 milyar varil petrol, 6.4 trilyon metreküp doğalgaz) ABD’nin iştahını kabartıyor. Büyük su kaynaklarına sahip. Bolivarcı lideri Hugo Chavez ile başlayan halkçı, kamucu, antiemperyalist yönelim de ABD’yi ürkütüyor. O nedenle ABD, Chavez öncesinde ülke topraklarının kabaca üçte ikisine sahip olan nüfusun yüzde 2’sine, ülke zenginliğinin yüzde 80’ini elinde tutan en varsıl yüzde 5’e, büyük iş çevrelerine, petrol zenginlerine, ordudaki ABD yanlısı subaylara dayanarak, darbecileri öne sürüyor. Gerekirse sınır komşusu Kolombiya üzerinden devreye sokulacak askeri seçeneği masada tutuyor. Uyuşturucu kartelleri ve komünist gruplarla mücadele bahanesiyle desteklediği kontrgerilla güçlerini cepheye sürmesi de ihtimal dışı değil. Kısacası, 2002’de Chavez’e yönelik darbe girişiminde ne yaptıysa, bu kez Maduro’ya aynısını yapmaya çalışıyor.

Neoliberalizm, yeni sömürgeciliktir
Venezüella’da yaşananlar, enerji zengini ülkenin, ABD’yle işbirliği yapan egemen sınıflarının, büyük bölümü yoksul, fakat bilinçli ve örgütlü halkı yenemediğinin kanıtı. Ömrü ve gücü yettiği ölçüde toprak reformu yapmaya çalışan, ekonomide kamulaştırmaya yönelen, petrol gelirlerini yoksullar lehine kullanan, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerini geliştiren Chavez’in politik mirası halen güçlü. 1992’de devlet başkanı Carlos Andres Perez’e karşı darbeye kalkışan, başarısız olunca 2 yıl hapis yatan, 1998’de seçimi alarak devlet başkanı olan, 2013’te ölümüne dek konumunu koruyan Chavez’e karşı ABD, işadamı Pedro Carmona ve sendikacı Carlos Ortega’yı kullanmıştı. Maduro’ya karşı ise ulusal meclis başkanı Juan Guaido’yu kullanıyor. Ekonomik yaptırımlar da içeren doğrudan ve dolaylı saldırılarla, rejimi değiştirmek istiyor.
Venezüella’dakiler de dahil kimi siyaset bilimciler, Soğuk Savaş dönemi için, “Yanlış bir adlandırmadır. Gerçekte yaşanan 3. Dünya Savaşı’dır. 4. Dünya Savaşı ise emperyalizmin yeni adı olan küreselleşme süreciyle başlamıştır” derler. Rusya’nın Venezüella’ya asker ve teçhizat yolladığı; Çin’in ekonomik desteğini artırdığı; dünyanın Maduro’yu destekleyenler - darbecileri destekleyenler şeklinde ikiye ayrıldığı düşünülürse, haksız sayılmazlar.
Sözün özü; Venezüella’da yaşananlar, emperyalizmle mücadelenin günümüzde de asli ve belirleyici olduğunu gösteriyor.