Veysel Ulusoy

Siyasal(laştırılmış) ekonomi

09 Haziran 2019 Pazar

Dual (ikili) ekonomi azgelişmiş ve kalkınmakta olan ülkelerin en belirgin özelliklerinden birisidir. İkili ekonomi aynı sektörde, örneğin tarımda, hem geleneksel hem de modern tekniklerin kullanıldığı bir yapıyı ifade ettiği gibi, talep tarafında da bir sektörün farklı yönleriyle iç veya küresel gereksinimleri sağlaması olarak anlaşılır.
Günümüzdeki en belirgin örneği ise, çalışan bolluğu olan kırsal kesimden, gelişen kente göçün yönlendiği işgücü piyasasında yaşanmaktadır. Kentte ücretler düşene kadar devam eden bu hastalık, uzun dönemli piyasa dengesizliğinin açık bir göstergesidir.

***

İkili ekonomiyi uzun bir zamandan beri, hem de hızı ve hacmi artan bir oranda yaşıyoruz... Bir yanda sunum tekelini elinde bulunduran karar vericilerin çok olumlu gösterdikleri veriler, diğer yanda araştırmacıların ve sokağın hissettiği, pek de iç açıcı olmayan göstergeler ikili ekonomiye uygun örnekler teşkil ediyor.
Önce ilki ile başlayalım!
Ekonomik krizin tanımını bile karşı bir duruşla boyalı bir tablo haline getiren bu yaklaşımın bir “slogan ekonomisi” görünümünde günlük hayatımıza girdiğini söylemek yanlış olmaz. Olmayanı olmuş gibi, gerçekleşmeyecek olanı kesinlikle elde edilecek bir sonuç gibi gösterme eğilimi taşıyan bu analiz tarzı, ekonomide telafisi mümkün olmayan bozulmalara da ön vermektedir. Zira ekonomik başarının tek göstergesi hedefler ile gerçekleşen verilerin zamanı geldiğinde buluşma yeteneğidir.
Nedir bu slogan ekonomisi sorusunun yanıtını sanırım son günlerde sıkça duyduğumuz taze örneklerle verebiliriz:
Birkaç ay içinde tek haneli enflasyonu göreceğiz...
Yaz aylarında ilk defa cari fazla vereceğiz....
Cumhuriyet tarihinin ihracat rekorunu kıracağız...
Sloganları daha da çoğaltabiliriz ama işin bir de saklanamayan tarafı var. O tarafta sadece son bir yılda yüzde 24 düşen bir ekonomik güven endeksi, yüzde 13’ten fazla düşen gayrisafi sabit sermaye yatırımları, yüzde 30’larda seyreden ve yapışkan bir özelliğe sahip çiftçinin enflasyonu var...
Sanayi üretiminde yüzde 5’e varan azalmanın yanında, iflaslar ve konkordatolar var...
Özellikle de, milli gelirin yarısından fazlasını oluşturan tüketim harcamalarında yüzde 5’e yakın düşüş var... Ürettiği ürün fiyatını kendisi belirleyemeyen tek ekonomik birim olan çiftçi ve tarımın geleceğinin sorgulandığı veriler var...
Kişi başına milli gelirin “orta gelir tuzağı”nın alt sınırına dayandığı gerçeği var...
Eski Merkez Bankası Başkanı Sayın Durmuş Yılmaz’ın vurguladığı, 2019- 2024 dönemi, 11. Beş Yıllık Kalkınma Planının hazırlanıp uygulamaya kon(a)madığının sorgusu var...

***

Slogana dayalı yönetişimin eksikleri ve gerçeğe ne kadar uyduğunun sağlamasını da yapmak zor değildir... Buyurun 2014-2018 Kalkınma Planı’ndan bir bölüm:
2018 yılı beklentileri (ABD Doları):
Milli Gelir (GSYH) 1.3 trilyon,
Kişi başına milli gelir 16 bin,
İhracat (yıllık) 277 milyar ve
İşsizlik oranı yüzde 7.2.
Önüyle arkasıyla, sağıyla soluyla, geçmişi ve geleceğiyle tam bir dual (ikili) ekonomi yaşıyoruz, sosyal yaşamımızda olduğu gibi.