Günter Grass Yazıyor...

07 Ekim 2008 Salı

Ama suçlanmayı, sınıflandırılmayı ve damgalanmayı kendim de sağlayabilirim.

Çünkü Hitler gençliğinin bir üyesi olarak aslında bir genç Naziydim.

Fanatik değildim, en ön safta yer almıyordum, ama gözümü refleksle bayrağa dikerek -ki o bayrağın bizim için ölümden de öte olduğu söyleniyordu- neferlerin arasında yer aldım, uygun adım yürüdüm.

Hiçbir kuşku inancımı zedelemedi.

Kışkırtıcı şeyler, örneğin propaganda için hazırlanmış broşürlerin gizlice elden ele dolaşması beni aklayamaz. Göringle ilgili fıkralar içimde kuşku uyandırmadı.

Etrafımız düşmanlarla çevriliydi, anavatanı tehdit altında görüyordum.

Savaş başlar başlamaz (2. Dünya Savaşı), Danziger Vorposten gazetesinin sayfalarını dolduran ve bütün Polonyalıları alçak katillere çeviren Brombergdeki kanlı pazarla ilgili korkunç haberler beni dehşete düşürdüğünden beri Almanların yaptığı her şeyi misilleme olarak görüp haklı buluyordum.

Eleştirim yerel partinin kodamanlarına, o süslü sülünlere karşıydı; cephede hizmet vermekten korkakça kaçıyorlardı, tribünlerin önündeki geçit törenlerimizden sonra yaptıkları yavan konuşmalarla canımızı sıkıyorlardı, bu arada durmadan, bizim inandığımız, yo.. en ufak bir kuşku duymadan, şarkının önceden bildiği gibi her şey paramparça olana kadar benim gözü kapalı inandığım Führerin aziz adını kötüye kullanıyorlardı.

Kendimi dikiz aynasında böyle görüyorum.

Silinebilecek bir şey değil bu.

Yanıbaşında silgi duran bir yazı tahtasında yazılı da değil. Kalıcı.

Bu arada silinen satırlar varsa da marşlar hâlâ sağlam.

İleri...İleri...! Trampetler çınlatıyor fanfarlarıyla. İleri, ileri, gençlik tehlikeden korkmaz’.

Hem o delikanlıyı hem de kendimi temize çıkarmak için, bizi kandırdılar bile diyemem.

Hayır, biz kandırılmamıza izin verdik. Ben kandırılmaya izin verdim.

(SOĞANI SOYARKEN - Günter Grass,Turkuvaz Kitap Yayını-2008.)

Yaşamını anlatan Nobel ödüllü yazar, anılarını soğanı soymakolarak nitelendiriyor.

Bir Alman genci olarak Danzigde yaşarken içinde kabaran duyguları, bu duyguların itkisi ile o günlerin ideolojisine nasıl katıldığını açık yürekle anlatıyor.

Bir itiraftır bu, bir özeleştiri.

Cesur bir yüreğin yüksek sesle seslendirdiği bu yaşamöyküsü çok öğretici.

Hitler Nazizminin söylemine heyecanla katılan bir genç.

Şimdi geriye dönerek suçlamak kolay.

O da kendisini suçluyor.

Ama şu günlerde yaşadıklarımızı kim kendisinde sorgulayabiliyor?

Din dogmalarının fanatizmi gün geçtikçe artmıyor mu?

Dindarlığın artık unutulan sadeliği, alçakgönüllülüğü, gözü tokluğu hanidir terk edildi.

Din adına her türlü yolsuzluğu bile görmezden gelen açgözlü bir saldırganlık özeleştiri yapar mı?

Öbür yanda sözüm ona laik görüntülü liberal kapitalizmin sömürücüleri, her şeyi kullanan fırsatçı tutumlarıyla bugünleri hazırlamadı mı?

Milliyetçiliği saldırgan bir fanatizme dönüştüren akımların kendine nesnel bakabilmesi olası mı?

Solun, solculuğun bir dogmaya dönüşüp eleştiri kabul etmemesi, tartışmaya yanaşmaması, kendi dışında gördüğü her şeyi ve herkesi suçlaması yaşanmadı mı, yaşanmıyor mu?

Bu toplumda kim özeleştiri yaptı?

Kim Ben şu olayda yanlış yaptımdedi?

Bir politikacının, politika yapmış eski parti başkanlarının, eski komutanların, ya da siyaset yapmış olanların bir tekinin Ben şunu yanlış yaptım, şimdi anlıyorumdediğine tanık olduk mu?

Herkes yaşamındaki bütün yanlışların inatçı bekçiliğine kendini adamamış mı?

Bilim dünyasında, çeşitli hizmet alanlarında kendi yanlışını kabul edenbirisine rastladık mı?

Nesnel bir bakış. Dürüstlük. Cesaret.

Özeleştiri için bunlar gerekiyor.

Günter Grassa saygı duyuyorum.

Yaşam onu bağışlıyor...

[email protected]

[email protected]

www.erdalatabek.com